ArifanKitap

Aydınların Osmanlı’ya İhaneti: Boer Savaşı, II. Abdülhamîd ve Jön Türkler

Aydınların Osmanlı’ya İhaneti: Boer Savaşı, II. Abdülhamîd ve Jön Türkler

Ahmet BOZDOĞANLI

Almanak 2007-2008, Ağustos 2008 sayısından.

İngilizlerin, Boer adı verilen Hollanda asıllı Avrupalıların, Güney Afrika’nın Transvaal Bölgesi’ndeki hâkimiyetlerine son vere-

S rek, bu bölgedeki altın ve elmas yataklarına el koyma düşüncesi ile başlayan ve 1899-1902 yılları arasında üç yıl süren Boer Savaşı, “Kara” Afrika”nın en güneyinde, “beyazlar” arası bir savaş olarak dünya tarihine geçmiştir. Ancak halkının beşte dördünü siyahların oluşturduğu bir bölgede, kendi hâkimiyetini kurmaya çalışan iki beyaz emperyalist güç de, sözde siyahları savaşa katmama sözlerine rağmen, kendi köleleri olan siyahları her konuda kullanmaktan kaçınmamışlardır.

1900 yılında Orange ve Transvaal Cumhuriyetleri’nin İngiltere tarafından alınmasına rağmen savaş sona ermemiş; Boerlerin başlattığı gerilla savaşına karşılık İngiltere, Boerler’le birlikte, onlarla işbirliği yapmakla suçladığı siyahları da toplama kamplarına koymuş; kamplardaki Boerler, Avrupalılardan zaman zaman yardım görürken, taraf olmadıkları bir savaştan dolayı kamplara konan binlerce siyah, açlığa ve ölüme terkedilmiştir. İngiliz Yönetimi 1902’de savaşı kazanmasına rağmen, 1907’de Orange ve Transvaal’i Boer Generallerinin yönetimine bırakmış; 1910’da da onlarla birlikte, Louis Batha adlı bir Boer Generalinin başkanlığında, ırkçılığı ile yıllarca siyahlara kan kusturan Güney Afrika Birliği (Güney Afrika Cumhuriyeti)’ni kurmuştu1.

Sultan II. Abdülhamid ve Osmanlı Yönetimi, bu savaşa açıkça taraf olmamakla birlikte, güçlenmesi ile Osmanlı Devleti’ne daha da zararlı olabileceğini düşündükleri İngiltere’nin, buradaki meşguliyet ve mağlûbiyetinin, bu devletin Müslüman sömürgelerdeki baskı ve gücünü biraz daha azaltacağını, Osmanlı Devleti’nin de iç işlerine karışmasına daha az vakit bulacağını düşünmekte ve bu sebeple de savaşı büyük bir merakla takip etmektedir. Nitekim Londra Büyükelçiliğinin 28 Teşrinievvel 1899 tarihli mektubunda İngiliz Standard gazetesinde yer alan “Transvaal’deki İngiliz askerlerin mağlup oldukları ve bir İngiliz bölüğünün esir düştüğü” haberini büyük bir memnuniyetle karşılamıştır2. Buna karşılık Güney Afrikalı Müslümanlara uzun süre “inanç ve ibadet” hürriyeti vermeyen Boerler’in başarılı olması da Osmanlıların yararına olmayacağı için, başta Malûmat Dergisi ve İkdam Gazetesi olmak üzere Osmanlı basını, her iki tarafın da büyük kayıplar verdiği, bölgenin asıl sahibi olan “siyah Afrikalılara” rağmen, onlar için anlamsız bir savaşın, onların katliamına sebep olduğunu sık sık vurgulamaktadır. Savaş sonunda Sultan, İngilizlerin Güney Afrika’daki başarılarını siyaseten bir telgrafla kutlamış, Kraliçe Victoria’ya iyi dileklerini belirtmiş, Kraliçe Victoria da 7 Haziran 1900’de buna teşekkür telgrafıyla cevap vermiştir3.

AYDIN JÖN TÜRKLER’İN TARİHİ HATALARI

Böyle bir ortamda, daha sonra Arnavutluk’taki ayrılıkçı faaliyetleri için Yunanistan ve Patrikhane’den bile para alan Jön Türklerin önemli liderlerinden İsmail Kemal’in başını çektiği ve içlerinde özellikle Servet-i Fünûn Dergisi’nin yazı kadrosunda yer alan ve Güney Afrika’daki İngiliz Sömürge Valisi Cecil Rood’u tüm dünyaya ve özellikle Türk gençlerine örnek gösterecek4 ve yıllar sonra 1908’de II. Meşrutiyet’in ilânı ile 23 Temmuz 1908 sonrası İstanbul’a dönen İngiliz elçisi Maletin arabasının atlarını sökerek, onu Beyoğlu’ndaki İngiliz Büyükelçiliği’ne kadar taşıya-

cak olan5 bir anlayışın ve idealin temsilcisi, sözde aydınların da yer aldığı bir grup Osmanlı vatandaşı, İstanbul’daki İngiliz Büyükelçisi Sir Nicolos O’conar’a ilettikleri mesajla onunla görüşme talebinde bulunmuşlar. O’conar’ın “Jön Türklerle görüşmesinin siyasî sonuçları açısından mümkün olamayacağını” söylemesine rağmen, kendilerinin farklı olduğunu belirten girişimciler, yalnız “İngiltere’ye olan sempatilerini” belirtmek için bir ziyaret yapacaklarını belirterek, onu görüşmeye ikna etmişlerdir6. İngiliz Büyükelçisi’nin verdiği bilgiye göre, 20 Kasım 1899’da saat 6’da, 4’ü âlim olmak üzere 10 kadar Osmanlı vatandaşı kendisini ziyaret ederek, bir süre görüşüp, 29 imzalı bir de mektup takdim etmişlerdir.

UTANÇ MEKTUBU

Bu mektupta özetle şöyle deniliyordu:

“Tarih boyunca harekât ve fetihlerinde hürriyet ve adalet gibi iki vecibe-i insâniyeyi güçlendirmek ve yaymak için en çok fedakârlıklar göstermiş, en fazla başarı göstermiş bir hükûmet-i muazzama olması sebebiyle, saygıdeğer İngiliz Devleti’ni ‘Medeniyetin Önderi’ unvan-ı celîlesiyle tebrik etmek gerekir.

Özellikle bir asırdan beri Osmanlı Devleti’nin hakkını müdafaa ve istikbalini te’minde mânen ve maddeten ortaya koyduğu hayırlı mesai ve yardımları ile, Osmanlıların kalbinde ebediyyen kâim ve dâim olacak bir muhabbet duygusu meydana getirmiş olan İngiliz Devleti’nin, öncelikli olarak millî menfaatlerini diğer milletlerin saadetinde arama gibi, âlicenap bir fikre dayanan siyasî tavrını takdir etmek vazifesi herkesten çok Osmanlılara düşer.

Kuzey kısımları İslâmiyet içinde münevver iken, diğer kısımları cehalet ve bedevîliğin karanlığı içinde yuvarlanan Afrika kıtasının güneyine bakacak olursak, insan ticareti gibi gayr-i meşru menfaatlerin arkasından oralara kadar koşan mutaassıp milletlerin, gaddarca zulmüne marûz kalmış zenci kabilelerle, İngiltere’nin mücadelesiyle hürriyet ve adâlete kavuşan binlerce Müslüman’ın durumu göz önüne getirilirse, bütün dünyaya adâlet ve hürriyet nûrları yaymayı yegâne politika olarak benimseyen Büyük İngiltere Devleti’nin, Güney Afrika Cumhuriyeti [Boerler]’e karşı verdiği savaşta başarıya ulaşmasını temenni etmek insanî bir vazifedir. İşte bu mukaddes vazifeyi Osmanlı gençleri adına bildirir, hissiyat-ı ihtirâmkâranemizin kabuliyle, İngiltere’ye arzını niyaz eyleriz.”

İHANET BELGESİNE İMZA KOYANLAR

Bu ilginç mektupta Arnavut İsmail Kemal’den başka, Servet-i Fünûn muharrirleri; şair Hüseyin Siret, Hocazâde Mehmed Ubeydullah (Ubeydullah Hoca), İsmâil Safa (Peyami Safa’nın babası, edebiyat muallimi), romancı Mehmed Rauf, şâir Tevfik Fikret, romancı ve Sabah gazetesi muharriri Samipaşazâde Sezâi, yazarlar; Mahmud Nedim, Abdülkerim, Recâizâde Mahmud Ekrem ile Ergani Sancağı defterdârı İsmâil Hakkı (sonraları Amasya mebusu), Berlin Sefâreti eski ikinci kâtibi Ahmed Şükrü, Hâriciye Nezâreti çalışanlarından Hüsâmeddin, hukuk

S doktoru Rıfat Müeyyed, Şûrâ-yı Devlet çalışanlarından Rüştü, askerî memur Mehmed Nazmi, İstanbul Polis Müdürlüğü’nün tercümânlarından Kemâleddin, Ticaret Mektebi me’zûnu Mehmed Cavit (İttihatçıların meşhûr mâliye vekîli), Mâliye Nezâreti dava vekîli Ağa Hasib, Bağdat ulemâsından Zührevîzâde Cemâl Sıtkı, Bağdat Müftüsü Hüseyin Hüsnü, Musul ulemâsından Mütevellîzâde Abdülmecit, Bahriye zâbitleri Tâhir, Zülfikar, Hamdî ve Rıfat ile işleri belirtilmeyen Ahmed Sâfi ve Beyzâde Mahmud Nedim’in imzaları vardı. Bu mektubu Londra’ya gönderen Sir O’conar, İngiltere yönetiminden, bu konunun gerekirse Osmanlı Hükûmeti’ne haber verilmesini de istemiştir7.

OSMANLI HÜKÜMETİNİN SERT TEPKİSİ

Abdullah Cevdet, İshak Sükûtî ve Halil Muvaffak gibi İttihat ve Terakki’nin Cenevre merkezindeki bazı üyelerinin de hislerine tercüman olduğu, aralarındaki haberleşmeden anlaşılan bu mektuptan, Osmanlı Hariciye Nazırı Tevfik Paşa’yı İstanbul’daki İngiliz Büyükelçisi Sir O’conar haberdar etmiştir.

İngiliz Büyükelçisi’nin “Türk-İngiliz dostluğunun bir işareti” olarak takdim etmek istediği mektuba Tevfik Paşa’nın tepkisi sert olmuş; Paşa diplomatik bir dille İngilizlerin Güney Afrika’daki başarılarının kendilerini de mutlu ettiğini; ancak böyle bir girişimin Türk-İngiliz ilişkilerini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunmuştur. İngiliz Dışişleri’nin bu mektubu verenlerin cezalandırılmasından rahatsızlık duyacağını Londra’daki Türkiye Büyükelçiliği’ne hatırlatmasına rağmen, olayı yönlendiren ve bildiriyi kaleme alıp, imza toplayanlardan Şair Hüseyin Siret Adıyaman’a, İsmail Safa Sivas’a ve Hoca Ubeydullah Tâif’e sürgün edilmişlerdir.

Mektup ve etkileri İstanbul’daki Alman, Fransız ve Avusturyalı diplomatlarca da kendi ülkelerine bir raporla belirtilmiştir. Fransız Sefiri Münster ve Alman Büyükelçisi Marshall, İstanbul’da aydınlar arasında artmakta olan İngiliz te’sîrinin II. Abdülhamîd’i tedirgin ettiğini belirtirlerken; Avusturya Büyükelçisi’ne göre, “geniş bir hareketin küçük bir parçası” olan bu komplonun arkası gelecektir. Çünkü birçok devlet görevlisi ve âlim de komploculara destek vermektedir. Hatta mektubu 3 bin İstanbullunun imzaladığı yolunda asılsız haberler, Avrupa gazetelerinin sayfalarını doldurmuştur8. Londra’da yayınlanan Daily Mail, Morning Herald ve Standart adlı İngiliz gazetelerinin 20 Mart 1900 tarihli nüshalarında, “Genç Türklerin Güney Afrika’daki başarıdan dolayı İngiltere’yi tebrik ettiklerini” yazmalarını Babıâli, İngiltere’nin Genç Türklere desteği şeklinde yorumlayarak tepki göstermiş; ancak yapılan araştırma ile mektubun Jön Türklerin Cenevre’deki merkezi tarafından yazıldığı anlaşılmıştır. Bu belgeden açıkça anlaşılacağı gibi, Jön Türklerin İstanbul kanadı yanında, Cenevre kanadı da İngilizlere “bağlılık ve muhabbetlerini arz” etmişlerdir.9

İTİRAFLAR

Bu olayın bizzat içinde yer alan Hüseyin Siret, Ahmed İhsan ve Hüseyin Cahit, hatıralarında bu olaya da yer vererek ilginç yorumlar yapmışlardır. Hüseyin Siret hatıralarında, “Kırım

Savaşı’nda bize dost olan İngiltere’ye karşı II. Abdülhamîd’in düşmanca siyasetine milletin iştirak etmediğini İngiliz yönetimine göstermek için İngiliz Büyükelçisi’ne gittiklerini” söylerken10; Yıldız Mahkemeleri’ndeki sorgusunda “kendilerini İsmail Kemal’in yönlendirdiğini; verilen metnin düzeltilmesinde ve bazı insanlara imzalattırılmasında dahli olmadığını” belirtmiştir.11

Servet-i Fünûn Dergisi’nin sahibi Ahmed İhsan (Tokgöz) ise, II. Abdülhamîd’in baskıcı yönetiminden bıkan Türk aydınlarından bazılarının, özellikle Edebiyat-ı Cedide çevresinin, kendisi de dâhil olduğu hâlde, II. Abdülhamîd’in İngiltere’ye karşı olması ve İngiltere’nin uluslararası medyadaki propagandalarının da etkisiyle, yanlış bir görüşle o zaman dünyanın en “özgürlükçü ve insan sever” ülkesi olarak gördükleri İngiltere’ye sevgi ve bağlılık gösterisinde bulunduklarını; Boer Savaşları’nda da en az İngilizler kadar İngiliz yanlısı olduklarını anlatır.

Ahmed İhsan’a göre bu olaydan sonra, İngilizlerin tepkisi nedeniyle fazla aceleci davranmayan II. Abdülhamid, önce İsmail Safa, Hüseyin Siret ve Ubeydullah Efendi’yi sürgüne göndermiş; ardından da Hüseyin Cahit’in bir makalesini gerekçe göstererek Servet-i Fünûn’u kapatmış; “Saray’ın en güçlü yumruğu Servet-i Fünûn’un başına inmişti.12”

Servet-i Fünûn kadrosunda bulunduğu ve olayı bildiği hâlde, Âli Paşa’nın damadı Nazım Paşa’nın uyarısı ile imzacılar arasında yer almayan Hüseyin Cahit Yalçın’a göre; İsmail Kemal’in İngilizlere kişisel konumunu yüksek göstermek için tertiplediği bu olaya, “İngiltere’nin müdahalesini sağlayarak, meşrutiyeti ilân ettirebiliriz” gibi çocukça hayallerle Servet-i Fünûn’cular da katılmış; Tevfik Fikret’in kaleme aldığı, İsmail Safa’nın imzalarını topladığı mektubun, İngiliz Büyükelçiliği’ne sunulmasını, Gazeteci İsmail Zühdü, Yıldız’a ihbar etmiş; Hüseyin Siret ve İsmail Safa’nın sürgüne gönderilerek “kurban” olmalarına sebep olmuştur.13

YORUMLAR

Günümüz araştırıcıları ve edebiyatçıları da bu olaya eserlerinde temas etmişlerdir. Bunlardan Sina Akşin, bir yandan “Türklerin İngilizcilik yapmasını ve hele Boerler’e karşı kazanılan emperyalistçe başarılar karşısında sevinmelerini çok garipserken”; diğer yandan da, “II. Abdülhamîd’in bu kişileri tutuklatıp, sürgüne göndermesini hayli aşırı sayılabilecek bir tepki” olarak yorumlamıştır.14 Bir başka akademisyen Şerif Mardin ise, İngiltere’nin tenkil siyaseti izlediği bir zamanda, Jön Türklerin İngiltere Büyükelçiliği’ne gidip, bu devletin parlamentosunu “parlamentoların anası” olarak selamlanmasını “çok büyük bir gaf” olarak değerlendirmiştir.”15

Son dönemin meşhur fikir adamlarında Peyami Safa, babasının Sivas’a sürgün edilmesini -aslında 250 lira maaşla görev yerinin İstanbul’dan Sivas’a naklini- ve orada rahatsızlanarak ölmesini bahane ederek,16 (17 Nisan 1901’de babasının ölümü sonrası İstanbul’a dönmesi için kendilerine 300 liralık yardım da yapan)17 Sultan II. Abdülhamîd’e her fırsatta saldırırken; son

Son devrin iki meşhur fikir ve aksiyon adamı Hüseyin Nihal Atsız ve Necip Fazıl Kısakürek, onun bu tavrını şiddetle tenkit etmişlerdir. Nihal Atsız; Türk Tarihinde Meseleler adlı eserinde, Peyami Safa’ya “İngiltere’yi sömürgecilik faaliyetlerinde tebrik etmenin hangi hürriyetçilikle bağdaştırılabileceğini” sorarak, İsmail Safa’nın Sultan II. Abdülhamid tarafından haklı olarak sürüldüğünü yazarken;18 Necip Fazıl ise, II. Abdülhamîd’in bu olayda çok daha insaflı davranıp, “vatana ihanet ve idamlık çapta” çok büyük bir suçu “sanatoryum” haline dönüştürerek, sürgün cezasıyla cezalandırdığını vurgulamıştı.19 - DİPNOT - 1 - Hüner Tuncer, Irkçılıktan Özgürlüğe Güney Afrika, İstanbul, 1997, Ümit Yay. s. 74–75 2 - Y.A. Hus., 400/127 3 - Y.PRK. NMH. 8/24 4 - Ahmed Şuayb, “Ulûm-u Siyâsiyye ve İctimâiyye”, Servet-i Fünûn, No. 488 (6 Temmuz 1316), s. 310–313 5 - Ahmet İhsan Tokgöz, Matbuat Hatıralarım, (Haz. Alpay Kabacalı), İstanbul 1993, s. 87 6 - M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Örgüt Olarak Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Jön Türkler (1889–1902), İstanbul 1985, s. 335–337 7 - M. Şükrü Hanioğlu, A.g.e, s. 573–575; BOA, YEE, 19/1428/130/58 8 - M. Şükrü Hanioğlu, A.g.e, s. 336–337 9 - Y.A. Hus. 405/25 10 - İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Son Asır Türk Şairleri, İstanbul 1970, s. 1688–89 11 - YEE, 19/1428/130/58 12 - A. İhsan Tokgöz, A.g.e, s. 86–88 13 - Hüseyin Cahit Yalçın, Edebiyat Anıları, (Haz. Rauf Mutluay), İstanbul 1975, s. 131–133 14 - Sina Akşin, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, İstanbul 1987, s. 15 - Şerif Mardin, Jön Türklerin Siyasî Fikirleri, 1895–1908, İstanbul 1983, s. 52 16 - Alaattin Karaca, İsmail Safa, Ankara 1990, Kültür Bakanlığı Yay. s. 14–15 17 - Y. MTV. 213/206 18 - Alaattin Karaca, A.g.e, s. 15 19 - Necip Fazıl Kısakürek, Ulu Hakan II. Abdülhamîd Han, İstanbul 1981, s. 323–325