Ali EREN
Almanak 2007-2008, Eylül 2008 sayısından.
Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem), Receb ve Şaban ayında şu duâya devam etmemizi tavsiye buyuruyorlar:
“Allahım! Bize Receb ve Şaban ayını bereketli eyle ve bizi Ramazana kavuştur.”
Bizi, maddî ve mânevî bereketler deryası olan Ramazan ayına
kavuşturan Rabbimize hamd-ü senâlar olsun. Ayrıca duâ ederiz ki, kavuştuğumuz mübârek Ramazan ayı ümmet-i Muhammed’e hayırlı uğurlu olsun.
İslam âlimlerinin, Müceddîd-i Elf-i Sânî / İkinci Bin’in Yenileyicisi olarak övdükleri İmâm-ı Rabbânî (Kuddise Sirruhû) hazretleri, Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’den sonraki bin senede zuhur eden mânevî halleri içinde toplayan Mektûbât isimli kıymetli eserinin 162. mektubunda, Ramazan ayı hakkında kıymetli ve mühim bilgiler veriyor. Şöyle buyuruyor:
“Her türlü hayrın Ramazan ayında bulunmasının izahı şudur:
Kur’an-ı Kerîm, Allah kelâmı olması sebebiyle, Kelâm sıfatının tecellîsidir. Kelâm sıfatında, Cenâb-ı Hakk’ın bütün üstünlükleri olduğu için, bütün hayırlar Kur’an’da toplanmıştır. Ramazan ayı ile Kur’an arasında ise eksiksiz bir bağ ve tam bir irtibat vardır. Kur’an’ın Ramazan ayında indirilmesinin sebebi, Ramazan ve Kur’an arasındaki bu alâkadan ileri gelmektedir.
Allâh-ü Telâlâ şöyle buyurmuştur:
‘Ramazan ayı, insanlara yol gösteren, hidâyeti, doğru ve yanlışı ayırdedip açıklayan Kur’an’ın indirildiği aydır.’ (Bakara, 185)
Kadir Gecesi de aynı olup Ramazan ayının özüdür. Ramazan ayı çekirdeğin kabuğu, Kadir Gecesi o çekirdeğin özüdür.
Bir kimse Ramazan ayında ibâdetlere tam yapışır, onun hayır ve bereketlerinden lezzet alırsa / alabilirse, o senenin tamamında da öyle olur. Bütün sene boyunca nice hayır ve bereketlere kavuşur.
Allâh-u Telâlâ hazretleri hepimizi bu mübârek ayın hayır ve bereketlerine kavuştursun ve bizi bu büyük rızıkla nasiplendirsin. (Âmin)
Resûlüllah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz buyurdular ki:
‘Sizden iftar edecek kimse, iftarını hurma ile yapsın. Çünkü hurma berekettir.’
Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem), kendileri de iftarını hurma ile yaparlardı.
Hurmada bereket olmasının sebebi şudur:
Hurma ağacının yaratılmasında, insanın yaratılmasında olduğu gibi (dağınıklık değil) topluluk ve adâlet vardır. Hurma ağacı Âdem (Aleyhisselâm)’ın yaratıldığı çamurun kalanından yaratılmıştır. Bunun içindir ki Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) onun hakkında, ‘Hurma ağacı Âdemoğlunun halasıdır’ buyurmuştur.
Buyurmuşlardır ki: “Halanız olan hurma ağacına hürmet ediniz. O, Âdem’in (Aleyhisselâm) yaratıldığı çamurun kalanından yaratılmıştır.”
Hazret-i Resûl-i Ekrem (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz’in, hurma hakkında ‘Berekettir’ buyurmasının sebebi, hurmada her şeyin bulunduğundandır.
Oruçlu kimse iftarını hurma ile yaparsa, yediği hurma o insanın dokusu / parçası olur. Böylece hurmada bulunan üstünlükler, o insanın vücuduna intikal etmiş; Allah’ın, hurmanın içine yerleştirdiği bu sonsuz üstünlükler yiyene de geçmiş olur.
Yiyen herkes hurmadan faydalanırsa da oruçlu kimse, şehvetlerden ve dünyanın geçici zevklerinden uzak durduğu için, onun iftarda yediği hurmadan istifadesi çok daha fazla olur.
Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem), “Mü’minin sahurunun hurma ile olması ne güzeldir.” buyurarak, sahurda da hurma yemenin faydasına işaret buyurmaktadırlar. Bu da hurmanın insan dokusuna karışıp insanın hakikatini tamamladığı içindir. Yoksa sadece beslenmek mânâsını anlamamak gerekir.
İnsan sahurda hurma yerse, vücudunda hurmadan bir parça olacağı için, çeşitli şeyler yemiş gibi gıda almış olur ve tesiri iftar vaktine kadar devam eder.
Hurmanın bu maddî ve mânevî fâidesi, dînî ölçülere göre hareket edildiği ve azıcık bile olsa bu ölçülerden ayrılınmadığı takdirdedir.
Hurmanın maddî cihetiyle maddî fayda temin edilir, mânevî cihetiyle de hakikatine erişilerek bereketlerine kavuşulur. O zaman hurma, insanın mânevîyatını da beslemiş olur. Böyle olmazsa, onu yiyen sadece maddî bir gıda almış olur. Faydası sadece maddî olur ve mânevî sığlıktan kurtulamaz.”
Değerli okuyucular, hurma bulunmadığı zaman iftardan önce su, zeytin veya tuz alınmalıdır. Ondan sonra yemeğe devam edilir.
Gün boyunca aç kalan vücut, iftar yemeğiyle gevşer ve insana ağırlık çöker. Bu durumda akşam namazını geciktirme ihtimali olanlar, önce birkaç lokma atıştırıp namazlarını kılmalı sonra yemeğe devam etmelidirler.
Ramazanda iftarı hemen yapıp sahuru ise geç, gecenin sonuna doğru, yani imsak vaktine yakın zamanda yapmakta da maddî ve mânevî fâideler vardır.
Ramazan ayı, sadece oruç ayı değil. Bu ay aynı zamanda başka ibâdetlerin de yapıldığı bereketli bir aydır.
Meselâ gündüzleri tuttuğumuz oruçtan başka, geceleri de terâvih namazları kılıyoruz.
Fitrelerimizi bu ayda veriyoruz.
İtikâfa bu ayda giriyoruz.
Sevabı daha çok olduğu için zekâtlarımızı bu ayda veriyoruz.
Sadakaya bu ayda daha fazla ağırlık veriyoruz.
Kur’an-ı Kerîm’in indirilmeye başladığı ay olması hasebiyle, hâfızlar câmilerimizde mukâbeleler okuyorlar, bizler de dinliyoruz. Kur’an okumak sünnet, okunan Kur’an’ı dinlemek farz olduğu için, dinleyenlerimiz bu ayda oruç sevabından başka ikinci bir farz sevabı daha kazanıyorlar.
Kendimiz de bu ayda daha çok Kur’an okuyor ve sünnet olduğu için Ramazan ayında Kur’an hatmi yapıyoruz.
Böylece nurlanan kalplerin tesiri yüzlere vuruyor, yüzler de parıldamaya başlıyor.
Güneşin her şeyi aydınlattığı gibi, Ramazan ayı bütün insanlara tesir ediyor ve bu ayda şeytanlar bağlandığı için, diğer zamanlarda işlenen suçlarda açık bir azalma görülüyor… Çünkü, Ramazan ayının başından sonuna kadar gök kapıları ardına kadar açılıyor ve gök yarılmışçasına yağan sağanak yağmur gibi bayrama kadar bereket, nur ve feyiz yağıyor…
Bu feyiz ve nurlar, her kulun dört yüz dirhem alabileceği şekilde yağıyor. Ama tabii ki herkes mânevî kabı kadar alıyor…
Bu mübârek ayın bereketleri eskiden beri her sene tekrarlanıp duruyor.
Kur’an-ı Kerîm, Ramazan ayında Kadir gecesinde indirilmeye başlandığı gibi, diğer semâvî kitaplar da bu ayda indirilmişti.
İbrâhim (Aleyhisselâm)’a indirilen sahifeler Ramazan ayının üçüncü gecesi indirildi.
Dâvud (Aleyhisselâm)’a indirilen Zebur, Ramazan ayının on sekizinci gecesi indirildi.
İsa (Aleyhisselâm)’a indirilen İncil, Ramazan ayının on üçüncü gecesi indirildi…
***
Ramazan ayının değerini bir hadîsi şerifin mânâsından hareketle biraz anlamaya çalışalım. Ebu Hüreyre (Radıyallâhü Anh) Hazretleri’nin rivâyet ettiği bir hadîsi şerifte Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyorlar:
“Bir adam bir gün nâfile oruç tutsa, sonra kendisine dünya dolusu altın verilse, yine de tutmuş olduğu orucun karşılığını almış olmaz.”
Evet, nâfile oruçlar Allah indinde bu kadar değerli ve sevabı da bu kadar çok. Buna rağmen, bir kimse ömrü boyunca nâfile oruç tutsa, tuttuğu bu oruçların tamamı bir günlük farz orucun yerini tutmuyor.
Öyle olduğu halde, Ramazan ayında yapılan nâfile ibâdetlere farz sevabı veriliyor. Bu husus, hadîsi şerifle sabittir.
Demek ki, insan bir ömür boyu elde edemeyeceği sevaplara, Ramazan ayında kavuşmuş olmaktadır…
Yukarıda İmâm-ı Rabbânî (Kuddise Sirruhû) hazretlerinden naklen ifadeye çalıştığımız gibi, Ramazan ayıyla Kur’an arasında sıkı bir irtibat vardır. Nitekim Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem), Hazreti Ömer’in oğlu Abdullah (Rahimehumullah) hazretlerinin rivâyet ettiği bir hadîsi şerifte şöyle buyuruyor:
“Kur’an ve oruç kıyamet gününde kula şefaat ederler. Oruç; ‘Rabbim! Ben onu yemeden ve şehevî arzulardan alıkoydum. Onun için bana şefaat hakkı tanı’ der. Kur’an da; ‘Onu gece uyku-
suz bıraktım. Uykusunu terk ederek beni okudu. Bu sebeple ona şefaat etmeme izin ver’ der. Bu ikisi şefaat ederler.”
Ramazan ayında oruç tutmak farz, bu ayda bir defa Kur’an hatmi yapmak ise sünnettir. Bir taraftan oruç sevabına kavuşurken bir taraftan da Kur’an nuruyla nurlanmak için gayret etmeli, 11 ayın sultanı dediğimiz Ramazan ayını gafletle geçirmemeye çalışmalıyız…
Unutmamalıyız ki, bu ayda derlenip toparlanamayanların, diğer aylarda toparlanmaları çok zordur…
