ArifanKitap

Bir Yere “Ait Olma” ya da “Mensûbiyet” Duygusu Aidiyet Duygusu ve “Kimlik”

Bir Yere “Ait Olma” ya da “Mensûbiyet” Duygusu Aidiyet Duygusu ve “Kimlik”

Dr. Hamdi KALYONCU

Almanak 2007-2008, Ağustos 2008 sayısından.

Kim olduğu” ve “nereye ait bulunduğu” duygusu, kişinin davranışlarında yön belirleyen en önemli faktördür.

Hayatın istikrarlı bir çizgi takip etmesi için, kişi önce kendisinin “kim” olduğunu ve içinde yaşadığı sosyal çevredeki konumunu bilmesi gerekir. Bu, hem sağlıklı bir ruh hali için, hem de sosyal bir varlık olmanın gereğidir.

“Kimlik”i belirleyen mensûbiyet duygusunun, bireyin hayata geliş ve “var oluşu”nu idrak edişi ile birlikte iki kanaldan ilerlediğini görüyoruz:

Biri; “doğal kimlik”, ikincisi ise “irâdî kimlik”.

“Doğal Kimlik”

Hayata gözlerini açıp, kendini ve çevresini idrak etmeye başladığı andan itibaren, hissedilmeye başlanan “aidiyet” duygusu ile

kişi “kimlik” kazanmaya başlar.

Aileden, tüm insanlığa uzanan geniş bir yelpaze içinde kademe kademe gelişen “doğal kimlik”, kişinin elinde olmadan gerçekleşir.

Çocuk, önce kendini bir aileye ait hisseder. Büyüyüp geliştikçe de daha üst mensûbiyetlerin farkına varır.

“Aile”ye ait hissetmenin arkasından bir “sülaleye”, “kabileye”,”ırka”, “millete”, “dine” ve “insanlığa” ait olma bilinci gelişir.

Bu, “topluluklara ait olma” duygusunun yanında, coğrafi olarak da “bir yere ait olma” hissi, paralel olarak oluşur. Bir “eve”, “sokağa”, “mahalleye”, “ilçeye”, “şehre”, “yöreye”, “bölgeye” ve en üstte bir “vatana”, hatta “bir kıtaya” ait olma duygusu tümüyle bireyi kuşatır. “Asyalı”, “Afrikalı”, “Avrupalı” gibi!

Bu, bir “tabii gelişim süreci”dir.

Madem ki, tüm doğal kimlikler, bireylerin elinde olmadan gelişiyor, daha doğrusu kişi doğduğu andan itibaren kendisini tabii olarak ilerleyen bir kimlik sürecinde buluyor, öyleyse bunlardan birinin diğerine üstünlüğü yoktur. “Aile”den “ırk”a, hiçbir kimliğin diğerine üstünlüğü ya da bir diğeri yanında aşağılanması söz konusu olamaz!

“İrâdî Kimlik”

“Kimlik” kazanmanın bu “doğal” gelişimi yanında, bir de kişinin kendi tercihi ile oluşan “irâdî kimlik” süreci de vardır.

Kulüp, dernek, parti, sendika, vakıf, cemaat, tarikat, teşkilat gibi toparlanışlar, işte bu türden kimlik kazanımlarıdır.

Tercihe bağlı “irâdî” kimlikler, kişinin özel yeteneklerini geliştirerek, hayatını daha anlamlı yaşamasına yarayan bu yönelişlerin hem psikolojik, hem de toplumsal yararı vardır.

Hem “Tabii”, Hem “İrâdî” Kimlik; “İnanç Kimliği”

Kimlik benimsemesi içinde “dini kimlik”, hem “tabii”, hem “irâdî”dir. Yaratılıştan gelen ve yapısında bulunan “inanma ihtiyacı” açısından “doğallık” ifade ederken, inanma ihtiyacını karşılayacak herhangi bir “din seçme” açısından bakıldığında da “irâdî” kimlik anlamına gelir.

Tüm doğal ve irâdî kimliklerin önemli olmasının yanında, bu özelliği ile “dini kimlik” toplumsal barışın en temel unsurlarındandır ve saygıdeğerdir.

Kimlik Çatışmaları

Kimlik çatışmalarını iki kısımda irdelemek mümkün;

I. “Doğal kimlik”lerle ilgili problemler

“Aile”den ve “ev”den başlayarak “millet”e ve “vatan”a, hatta “insanlık”a kadar uzanan “kimlik sıralaması”ndaki zorlamalar sıkıntı oluşturur.

Daha altta bulunması gereken kimlik kümesini, daha üste

S çıkarmak, üstte olması gerekeni de küçümsemek, “kimlik bunalımı”na sebeptir.

“Aile” “sülale”nin, “yöre” “vatan”ın, “ırk” “millet”in, “mezhep” ya da “tarikat” “din”in önüne geçirilmeye çalışılırsa “tabii düzen” bozulur ve çatışmalar ortaya çıkar. Önce kişinin, sonra da toplumun huzuru zedelenir.

Yönetimler veya sosyal kurumlar tarafından, toplumda mevcut bir kimlik kademesinin görmezlikten gelinmesi ya da yok sayılması da tepkilerle karşılanır.

Kimlik sıralaması aynı zamanda bize, toplumsal sürtüşmelerdeki çözümünün de yöntemini gösterir.

Buna göre, alt kimlikler arasında olabilecek çatışmalar, üst kimliklerin şemsiyesi altında çözüme kavuşturulur.

Aileler arası çatışmaları, bir üst kimlik olan “akraba - sülale” kimliği altında çözüme kavuşturmak.. Kabileler, etnik gruplar ve ırklar arası çatışmaları, daha üst ve büyük kimlik olan “millet” şemsiyesi altında çözmek.. Mezhepler arası olabilecek çatışmalar dahil, her kademeden kimlikler arası sürtüşmeleri “din kimliği” şemsiyesi altında, dinler arası sürtüşmeleri ise “insanlık” ve “evrensel değerler”le çözüme kavuşturmak mümkün olabilir.

II. “İrâdî” kimlikle, “doğal” kimlik arasındaki problemler

Bazı hallerde, “irâdî” mensûbiyetlerin, “tabii” kimlikler üzerine çıkarılmaya çalışılması da bir çatışma mevzuu olur.

Huzur ve dengeli davranış için gerekli olan her iki kimlik, yani “irâdî” ve “tabii” kimlikler arasındaki sürtüşmeler, hem fertler arasında, hem toplum ve sosyal çevre içinde çatışmalara meydan verebilir.

Aslında her iki kimliğin kulvarı ayrıdır. Birbiri ile sürtüştürmeleri gerekmez. Hatta “irâdî” kimlikler, farklı doğal kimlikleri birbirine yakınlaştırmada etken bile olabilirler.

Huzur için ve bir “insan hakları” mevzuu olarak her aidiyet kümesi, kendi tabii sıralamasına göre korunmalı. Toplumu kuşatmalı. Daha küçük şemsiye, bir üst şemsiyenin altında yerini alırken onun yerine geçmeye çalışmamalı. Üst kimlik şemsiyesi de alttakini yok etme gayreti içinde bulunmamalı ki, böylece fert planında “huzur”, toplum planında da “barış” korunmuş olsun!.