Ali Ulvi UZUNLAR
Almanak 2007-2008, Ocak 2008 sayısından.
Hacc ibadetinin; dünyanın dört bir yanından akın eden, dilleri, renkleri ve ırkları farklı milyonlarca insan tarafından muazzam kalabalıklar halinde ifa edilmesiyle, cemaatin ne kadar lüzumlu ve önemli bir gerçek olduğu, sadece müminlere değil, kâfirlere 1- (TDV İslâm Ansiklopedisi, cilt:2, sh:127-128) 2- (Kurtubî, et-Tezkira, 1/199; Muhammed Zekî, Hayâtü’l-ervâh, sh:221-222)
de bütün ihtişamıyla anlatılmış olmaktadır.
Birlik ve beraberlik… Milletleri yüzyıllar boyu ayakta tutan, hükümran kılan;
Devletlere “ebed müddet” vasfını kazandıran en temel unsur…
Varoluş ile yok oluşu belirleyen, kesin ve keskin çizgi… Temel dinamik…
Yüce dinimiz İslâm, mensuplarına birlik ve beraberlik içinde olmalarını, kardeşlik duygularıyla birbirlerine kenetlenmelerini emreder. Rabbimiz Celle Celalühü: “(Ey müminler!) Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanmayın” (Ali İmran, 103) diye buyurmaktadır.
Her Müslümanın farz ya da nafile olarak kılmış olduğu namazların bütün rekâtlarında okuduğu Fatiha’yı şerifin içinde yer alan “(Rabbimiz) yalnızca sana kulluk eder ve yalnızca senden yardım isteriz.” Ayet-i Kerimesinde ‘Ben’ değil de ‘Biz’ ifadesine yer verilmesi, son oturuşlarda teşehhüdden sonra Kur’ân-ı Kerim’den öğrenerek yapmış olduğumuz “Ey Rabbimiz! Bize dünyada da ve ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru.” duasında yine ‘Ben’ değil de ‘Biz’in tercih edilmesiyle ne anlatılmaktadır acaba?
Nur suresi 31. ayette; Rabbimiz Celle Celalühü günahlardan tövbe etmeyi emrederken, neden tek tek değil de topluca, hep beraber tövbe etmemizi emretmiş “(Ey müminler!) Hep birlikte Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa eresiniz.” buyurmuştur.
Enfal Suresi Ayet 46’da “Allah’a ve Rasulüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin”, Ali İmran Ayet 103’de birlik emredildikten sonra “Ayrılıp, parçalanmayın”, Enfal suresi Ayet 1’de “Eğer siz gerçek müminlerseniz Allah’tan korkun, birbirinizin arasını düzeltin” diye buyurmaktadır.
Nebiyi Zişan Efendimiz (Aleyhissalatü Vesselam); “(Ey Müslümanlar!) Birbirinize buğz etmeyiniz, birbirinize hasette bulunmayınız ve birbirinize darılıp arka çevirmeyiniz ve Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz. Bir Müslüman için din kardeşini üç günden fazla terk etmesi ona küs kalması helal olmaz” buyuruyor.
Tarih ibretler levhasıdır. Kur’ân-ı Kerim sık sık tarihten geçmiş ümmetlerden onların başına gelen belâ ve musîbetlerden bahseder. Neden? Düşünülsün ve ibret alınsın diye...Öyleyse biz de Rabbimiz Celle Celalühü’nün Ali İmran 105. ayetini hatırlayalım ve tefekkür edelim.
“Siz kendine apaçık deliller ayetler geldikten sonra parçalanıp ayrılanlar, ihtilafa düşenler gibi olmayın. Onlar için büyük azap vardır.”
Dikkat ediniz! Ayeti kerimede sadece “azap vardır” denmiyor da, “büyük azap var” buyruluyor. Niçin? Parçalanıp ayrıldılar diye...
İslam Dini, birlik ve beraberliğin simgesi olan günde beş vakit namazı, cemaatle kılmayı bütün Müslümanlara emretmektedir.
Her ihtimale karşı haftada bir Cuma’da, yılda iki defa bayramlarda daha yoğun bir şekilde bir araya gelerek ibadet etmelerini zaruri kılar.
İslâm’ın beş temel emrinden olan Hacc ibadetinin; dünyanın dört bir yanından akın eden, dilleri, renkleri ve ırkları farklı milyonlarca insan tarafından muazzam kalabalıklar halinde ifa edilmesiyle, cemaatin ne kadar lüzumlu ve önemli bir gerçek olduğu, sadece müminlere değil, kâfirlere de bütün ihtişamıyla anlatılmış olmaktadır.
Şanlı ecdadımız Osmanlı, dün mazhariyetine nail olduğu Devleti Aliyye’yi ve hükümranlığını ne ile kazanmıştır? Ve biz bugün o devletten niye yoksunuz?
Bakalım hep beraber bu günün İslâm Coğrafyası’na…Ne görüyoruz? Ezilen, horlanan ve halkı çiğnenen Müslümanlar…
Sayıları milyarları aşan Müslümanlar “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp parçalanmayın, birbirinizle çekişmeyin” ilahi buyruklarına rağmen neden darmadağınık ve perişan bir haldedir? Ağlayan, gözyaşı döken, inleyen ve insanlık dışı vahşetlere maruz kalan, neden hep Müslümanlardır? Bir kısım Müslümanlar bu haldeyken neden diğerlerinin kılı kıpırdamamış, adeta “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” tavrına bürünerek ruhsuzluğu, duygusuzluğu tercih etmiş ve onlara seyirci kalmıştır? Allah Resulü Efendimiz Sallallahü Aleyhi Vesellem bütün müminleri bir tek vücuda, vücudun azalarına benzetmemiş miydi? Vücudun herhangi bir yerinde bir rahatsızlık olduğunda, diğer azaların gerek sıtma, gerekse uykusuz kalarak ona eşlik ettiği misalinde vurguladığı gibi, -dünyanın öte ucunda acı çeken, ızdırapla yanan bir Müslümanın sıkıntısıyla- diğer Müslümanların o sıkıntıları yüreklerinde hissetmesi hassasiyetini öğretmemiş miydi?
Bir kış günü, sokakta soğuktan titrerken görülen ve dostları tarafından kendine “Nedir bu halin, niye böyle titriyorsun?” diye sorulduğunda, “Fakir, yoksul ve soğuktan acı çeken kimsesiz insanları hatırladım. Onlara yardım edecek kadar güçlü ve varlıklı değilim. Hiç olmazsa acılarını böyle paylaşmak istedim” diyen Bişri Hafî (Kuddise Sirruhu) belki de hiç tanımadığı Müslüman kardeşlerinin ızdırabına ortak olmaya, acılarını paylaşmaya çalışırken ve şanlı tarihimiz -yüzlerce, binlerce- böyle güzel örneklerle doluyken, bugünün Müslümanı olan bizler, neden bu hasletten yoksunuz, birlik-beraberlik ve yardımlaşma ruhundan neden böylesine uzağız?!
‘Rabbimiz Bir, Peygamberimiz Bir, Kitabımız Bir, Kıblemiz Bir iken, bizler neden “Bir” olamıyoruz ve birleşemiyoruz?
Ehl-i Küfür, Müslümanların neden ve nasıl yıkılacağını çok iyi biliyor. Bize inen ayetleri onlar da okuyor. Bizim kullanacağımız silahları maalesef onlar bize çevirerek kullanıyor ve ortaya idrak ve iz’an sahibi Müslümanların yüreğini dağlayan hazin manzaralar çıkıyor.
Meşhur “Selam Hadisi”nden yola çıkarak, bazı âlimler Müslümanları sevmeyi iman şartlarından saymıştır. Çünkü Efendimiz
“İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız” diye buyuruyor. Sevmek niçin bu kadar önemseniyor? Çünkü birlik ve beraberliğin, dayanışma ve yardımlaşmanın temelinde sevmek vardır. Sevgisiz cemaatin tasavvur edilemeyeceği izahtan vârestedir. Cemaat olmak başka şeydir, cemaat gözükmek başka…
Haşr Suresi 14. Ayette, Rabbimiz Celle Celalühü münafık ve Yahudilerden bahsederken “Habibim! Sen onları (birlik ve beraberliği sağlamış) zannedersin. Hâlbuki onların kalpleri (birlik değil) dağınıktır. (Bu yüzden cemaat sayılmazlar)” buyuruyor.
Yazımı hitâma erdirirken; İslâm Ümmeti’nin geçmiş devirlerde olduğu gibi yeniden dirilmesi ve hükümran olması için, dünyanın dört bir yanında akıtılan Müslüman kan ve gözyaşlarını durduracak, zulme son verecek olan kardeşliğin, birlik ve beraberliğin acilen tesis edilmesi gerektiğini hatırlatır, Rabbimden bu nimeti bize bahşetmesini temenni ve niyaz ederim…
Bişri Hafî’yi, bir kış günü sokakta soğuktan titrerken gören dostları soruyor: “Nedir bu halin, niye böyle titriyorsun?” Bişri Hafî onlara diyor ki: “Fakir, yoksul ve soğuktan acı çeken kimsesiz insanları hatırladım. Onlara yardım edecek kadar güçlü ve varlıklı değilim. Hiç olmazsa onların acılarını böyle paylaşmak istedim”
