Uğur KAYABAŞI
Almanak 2007-2008, Aralık 2007 sayısından.
1757-1799 yılları arasında yaşayan ve 26 yaşlarında Türk Edebiyatında mesnevî türünün en başarılı örneklerinden biri sayılan ‘Hüsn ü Aşk’ı yazan Şeyh Galib, eserin Hz. Mevlâna’nın Mesnevî’sinden alıntı olduğuna dair çıkan söylentiler üzerine sinirlenmiş ve, ‘Esrarını Mesnevî’den aldım, çaldımsa da miri malı çaldım’ diyerek kendisinden önceki eserle müthiş bir bağ kurmuştur. Tasavvuf edebiyatının önemli eserlerinden kabul edilen
Hüsn ü Aşk, 2101 beyittir. Şeyh Galib bu eseri, 1782’de girdiği bir iddia üzerine 6 ayda yazmıştır.
Divan Edebiyatının son büyük ustası Şeyh Galib, 1757 yılında İstanbul’da doğdu. Küçük yaşına rağmen kendisinde beliren başarı ve yetenekleri, ilköğrenim derslerini babasından alması ve dönemin önemli şairlerinden Farsça dilinin inceliklerini öğrenmesi, Şeyh Galib’i ileriki yıllarda muazzam eserler ortaya koymak için yola hazırlamıştı bile. Hümayûn kâtiplerinden olan şair baba Mustafa Reşid Efendi ve anne Emine Hâtun’un etkisiyle, Konya’da bulunan Mevlâna Dergâh’ında çileye girmişse de, sonradan İstanbul’a dönerek çilesini Yenikapı Mevlevîhânesi’nde tamamlamıştır. Ansızın, 3 Ocak 1799’da, İstanbul’da ölmüştür; ölümünün nedeni bilinmemektedir. Türbesi, bir dönem Şeyhliğini yaptığı Galata Mevlevîhânesi’nin bahçesindedir.
Babası tarafından kendisine uygun gördüğü Esad ve Galib mahlaslarıyla birçok şiir yazmış; henüz 24 yaşındayken ilk divanını hazırlamıştı. Yazmış olduğu şiirlerin bugün Batı’da bile beğeni toplamasının sebebi, betimleme ve manzumlarla birlikte Divan Edebiyatı’na katkı sağlamış olmasına rağmen döneme âit geleneklere de bağlı kalmasından gelir. Hüsn ü Aşk (Güzellik ve Aşk) adlı mesnevî Şeyh Galib’in (1757-1799) en önemli eseridir. 2101 beyittir. Aruzu “mefulü-mefailün-feülün” kalıbı ile kaleme alınmıştır. Kendisi bu eseri, 1782’de girdiği bir iddia üzerine 6 ayda yazmıştır. Son dönem Divan Edebiyatının en önemli örneklerinden biri olmasının yanı sıra, tasavvufi alt yapısı ve sembolizmi ile genel olarak edebiyat ve spiritualizm açısından çok önemli bir eserdir. Eserin kahramanları (Hüsn güzellik) ve güzelliğe yönelişin sonucu olan Aşk’tır. Eserin her bir satırında tasavvufî simgeler bulunur; kişi isimlerinden, yer isimlerine ve benzetmelere kadar... Sebk-i Hindî (Hint üslûbu) ile kaleme alınmıştır. Eserin Hz. Mevlâna’nın Mesnevî’sinden alıntı olduğuna dair çıkan söylentiler üzerine sinirlenen Şeyh Galib, ‘Esrarını Mesnevî’den aldım, çaldımsa da miri malı çaldım’ diyerek kendisinden önceki eserle müthiş bir bağ kurmuştur.
Peygamber Efendimiz’in sevgisine ve şefaatine nâil olmak için yazılan naatlar içerisinde, şüphesiz en ünlü olanlardan birini de ‘Efendim’ ismiyle Şeyh Galib kaleme almıştır:
Efendim
Sultân-ı Rüsûl, şâh-ı mümeccedsin Efendim!
Bîçârelere devlet-i sermedsin Efendim!
Dîvân-ı İlâhîde ser-âmedsin Efendim!
Menşûr-ı le’amrüke mü’eyyedsin Efendim!
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin Efendim!
Hak’dan bize sultân-ı mü’eyyedsin Efendim!
Tâbiş-geh-i ervâh-ı mücerred güherindir…
Mâlişgeh-i ruhsâr-ı melik hâk-i derindir…
Ayîne-i dîdâr-ı tecellî nazarındır…
Bû Bekr Ömer, Osmân ü Ali yârlarındır… Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin Efendim! Hak’dan bize sultân-ı mü’eyyedsin Efendim! Hutben okunur minber-i iklîm-i bekâda… Hükmün tutulur mahkeme-i rûz-i cezâda… Gülbâng-i kudûmun çekilir Arş-ı Hudâ’da… Esmâ-i Şerîfin anılır arz u semâda… Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin Efendim! Hak’dan bize sultân-ı mü’eyyedsin Efendim! Ol dem ki velîlerle nebîler kala hayrân… ‘Nefsî’ deyü dehşetle kopa cümleden efgân. Ye’s ile usâtın ola ahvâli perîşân. Düstûr-ı şefâ’atle senindir yine meydan… Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin Efendim! Hak’dan bize sultân-ı mü’eyyedsin Efendim! Bir gün ki dalıp bahr-ı gama-ı firkate gittim. İlden yitirip kendimi, bîhodluğa yitdim. İsyânım anıp, âkıbetimden hazer itdim: Bu matlâ’ı yâd eyledi bir seyyid işitdim. Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin Efendim! Hak’dan bize sultân-ı mü’eyyedsin Efendim! Ümmîddeyiz ye’s ile âh eylemeyiz biz! Sermâye-i îmânı tebâh eylemeyiz biz. Bâbun koyup ağyâre penâh eylemeyiz biz. Bir kimseye sâyende nigâh eylemeyiz biz. Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin Efendim! Hak’dan bize sultân-ı mü’eyyedsin Efendim! Bî-çâredir ümmetlerin isyânına bakma… Dest-i red urup, hasret ile Dûzâha kakma… Rahm eyle amân, âteş-i hicrânına yakma… Ez-cümle kulun Gâlib-i pür-cürmü bırakma. Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin Efendim! Hak’dan bize sultân-ı mü’eyyedsin Efendim! Naattaki Osmanlıca Kelimeler: Devlet-i sermet: Sürekli, değişmez, daimî devlet Güher: Elmas, cevher Hâk-i derindir: Kapı eşiğinin toprağı
Mâlişgeh-i ruhsâr-ı melek: Meleklerin yüzlerini sürdüğü yer
Menşû: Neşrolunmuş, dağıtılmış, yayılmış
Minber-i iklîm-i bekâda: Ebedî devletin minberi
Mahkeme-i rûz-ı cezâda: Ceza gününün mahkemesi
Sultân-ı Rüsûl: Resullerin Sultanı
Ser-âmed: Başta bulunan, ileri gelen
Sultân-ı müeyyedsin: Doğrulanmış sultan
Şâh-ı Mümecced: Methedilmiş, övülmüş, şereflendirilmiş şah
Tâbişgeh-i ervâh-ı mücerred: Pırıltılı yerde üstün ruhlar
