ArifanKitap

Haddini Bilmek

Haddini Bilmek

Ali Ulvi Uzunlar

Almanak 2007-2008, Aralık 2008 sayısından.

Günümüz dünyası bilimsel açıdan çağının en ileri noktasını yaşamaktadır. Bilimin ön planda olması; gerçeğin ve gerçeklerin sadece bilim olarak algılanması anlamına gelmemektedir. Bu yöndeki aksi düşünce ise yanlıştır. Çünkü bilim ispatlanabilirliği, doğrulanabilirliği kadar da, çürütülebilme imkânına sahiptir. Doğal olarak yanlışlanamaz gerçeklere sahip değildir.

Günümüzde, bilimin yanlışlanabilirliğini kabul etmeyen, deney ve gözlemle kanunlaşmamış gerçekleri gerçek olarak kabul etmek istemeyen ve bu görüşe kendini yakın hisseden kimseler, Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in sözlerini, Kur’anı yaşama noktasında gerekli görmemektedirler. Hâlbuki bizi irşâd eden Cenâb-ı Hakk’ın âyât-ü beyyinât-ı vardır. Bir de bu âyât-ü beyyinâtı bize izah etmek için Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in hikmetli sözleri vardır. Aleyhissalât-ü Vesselâm Efendimiz, Kuran-ı kerim’i açıklamakta, âyetlerden ilâhî maksadın ne olduğunu beyan etmekte tartışılmaz tek yetkili kişidir.

Günümüzde hadîsi şerifleri kabul etmeyen “Kuran-ı kerim’in meâli bana yeter” diyen insanlar vardır. Bu insanlar Kuran-ı kerim’de olmayan hiçbir şeyi önemli görmezler. Bunlar böyle demekle sadece hadîsi şerifi elinin tersiyle itmekle kalmaz, Kuran-ı kerim’deki birçok âyeti de elinin tersiyle itmiş olur. Çünkü Allâh-ü Teâlâ birçok âyetinde Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in, dinimizin anlaşılmasında ve yaşanmasında önemli rolünü vurgulamaktadır. Şöyle ki Allâh-ü Teâlâ: “Peygambere itaat eden, Allâh-ü Teâlâ’ya itaat etmiştir”.(Nisâ: 80) “Peygamberler size her ne getirdi ise hemen alın, neyi size yasakladı ise ondan da kaçının.” (Haşr Süresi, 7) buyurmuştur.

Allâh-ü Teâlâ bizlere: “Kullarım! Kuran-ı kerim’de ben size neleri farz kıldı isem onu yapın, neyi haram kıldı isem ondan da kaçının” buyurabilirdi. Ama Allâh-ü Teâlâ “Peygamber size her ne emretti ise onu hemen alın, neyi yasakladı ise ondan da hemen kaçının.” Bir diğer âyeti kerimede ise: “Biz gönderdiğimiz her peygamberi Allah’ın izni ile itaat edilsin diye gönderdik.” (Nisa Süresi, 64) buyuruyor.

Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in hadîsi şeriflerine kulak vermeyen insanlar, ona itaat etmemiş, onun sözünü dinlememiş ve: “O size her neyi getirdi ise onu alın. Her neyi

yasakladı ise ondan kaçının.” âyeti kerimesinin manasını anlamamış olurlar.

“Habibim! Biz sana Kuran-ı Kerim’i, insanlara indirilen âyetleri çok net bir şekilde onlara beyan edesin diye indirdik.” (Nahl Süresi, 44) buyrulmaktadır.

Bu konuda hepimizin bildiği ve kabul ettiği, bir gerçek vardır ki, o da “namaz”dır. Namaz Kuran-ı Kerim’de Allâh-ü Teâlâ hazretleri tarafından sadece emredilir. “Dosdoğru namaz kılın.”

Namaz kaç vakittir, kaç rekâttır, namazın farzları nelerdir, namazı neler bozar, neler bozmaz, neler sehiv secdesi ile düzelir? Bu konuda Kur’an-ı kerimde net bir şekilde açıklama yoktur. Ayrıca Kuran-ı kerim de açık ve net olarak “beş vakit namaz” yazmaz. “Şüphesiz namaz; vakitleri belirlenmiş bir şekilde müminlere farz kılınmıştır.” (Nisa Süresi, 103) buyrulmuştur. Peki, belirlenmiş olan bu vakitlerden murâdı ilâhî nedir?

Aleyhissalât-ü Vesselâm Efendimizin görevi peygamberliktir. Bunları açıklama görevi şüphesiz Aleyhissalât-ü Vesselâm Efendimizindir. Kur’an-ı kerim bu konuda: “Hayır! Hayır! Onlar aralarındaki meselede seni hakem tayin edip verdiğin karara boyun eğmedikçe, kesinlikle mümin olamazlar.” (Nisa Süresi, 65) buyuruyor. Âyeti kerimeden de anlaşılacağı üzere, Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in kararlarına ve sözlerine tamamen teslim olmak mecburiyetindeyiz

Bu konuda bir başka örnekte “zekât”tır. İslâm’ın beş şartından birisi olan zekât, ilke olarak Kur’an-ı kerimde emredilir. Fakat şartları ile, zamanı ile, miktarı ile ilgili açıklayıcı bilgiler Kur’an-ı kerimde yer almayıp, bunların tamamı Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in sözleri ve uygulamalarıyla netlik kazanmıştır.

Yine İslâm’ın beş şartından biri olan “oruç”la ilgili olarak Kur’an âyetlerine baktığımız zaman, ilke olarak emredilmesinin dışında, hakkında yeterli açıklayıcı bilgi bulunmamaktadır. Peki fıkıh kitaplarında vaz’ edilen hükümlerin kaç tanesi âyetle ispatlanmıştır. Allâh-ü Teâlâ: “Andolsun muhakkak sizin için Allah’ın elçisinde güzel örnek vardır” (Ahzab-21) buyurduğu âyeti kerimesinde, dini anlamakta ve yaşamakta Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in çok önemli olan konumunu açık bir dille beyan etmektedir. Ayrıca Âli İmran süresinin 31. âyetinde, Allâh-ü Teâlâ’nın sevgisini kazanmanın ve ilâhî mağfirete mazhar olmanın şartı olarak, Allah Rasûlüne ittibânın zikredilmiş olması, Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in dindeki dışlanamaz konumunu, her akıl sahibine net bir şekilde ifade etmektedir. Ayrıca Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in, Kur’an-ı açıklamak ve ilâhî hükümleri vaz’ etmek için beyan ettiği hadîsi şeriflerin, ilâhî bir destekle olduğu da Kur’an-ı kerimde söyle bildirilmiştir: “O, kendiliğinden konuşmamaktadır. Onun konuşması ancak; bildirilen bir vahiyledir.” (Necm 3-4)

Sonuç olarak iki kısımdan ibaret olan kelime-i şehâdet’in, sadece bir kısmı ile yetinmek îmân noktasında yeterli olmadığı gibi;

dini anlamakta ve yaşamakta sünnetten vazgeçip, sadece Kur’an-ı kerimle yetinmek mümkün değildir.

Mevlâ Teâlâ hakkı görüp ona uymayı, bâtılı bilip ondan sakınmayı âhirette dostları ile dirilmeyi ve Habîbi ile cennete buluşup cemâlini doya doya seyretmeyi cümlemize nasip eylesin. Amin..