ArifanKitap

Mevlânâ Hâce Ahmed el-Ma'ruf bi'l-İmâmi'r-Rabbânî es-Serhendî (Kuddise Sırruhu)

Mevlânâ Hâce Ahmed el-Ma'ruf bi'l-İmâmi'r-Rabbânî es-Serhendî (Kuddise Sırruhu)

Altın Silsile kitabından, Silsile-i Aliyye büyüklerinin hayatı.

Hayatı

Silsile-i Zeheb'in en meşhur âlimi, ikinci bin yılının müceddidi. İsmi Ahmed bin Abdülehad bin Zeynelâbidin'dir; 1563'te Hindistan'ın Serhend şehrinde doğup 1624'te 63 yaşında yine orada vefat etmiştir; Hazreti Ömer soyundan geldiği için “Fârûkî” nisbetiyle anılır. Rabbânî âlim (ilmiyle amel eden kâmil âlim) olduğu için “İmam-ı Rabbânî”, ikinci bin yılın müceddidi olduğu için “Müceddid-i elf-i sânî” unvanlarını almıştır.

Muhammed Bâkîbillâh'ın talebesi ve halifesidir. Talebesi Bedreddin Serhendî on yedi sene hizmetinde bulunduğunu ve her an ondan kerametler zuhur ettiğini, günde bir tanesini bile yazsa altı bin keramet kaydedebileceğini anlatmıştır. Sohbetlerinin çoğu sükût ile geçer, kimsenin gıybeti yapılmaz, talebeleri huşu içinde otururdu; yüksek hâllere rağmen coşma, bağırma görülmezdi.

Sohbetlerinden

“Tarikat, zikir ile Allah'a kavuşma yoludur; zikir Allah'ı hatırlamak, her söz ve işte O'nun emir ve yasaklarına sarılmaktır. Son yüz seneden beri tarikat diyerek birçok şey uyduruldu; dinde cahil olanlar şeyhlik ünvanı alıp bidatler işlediler. Bugün sahte, yalancı mürşitlere, Müslümanları sömüren tarikatçılara çok rastlanmaktadır.”

“Bir kimsenin havada uçtuğunu, deniz üzerinde yürüdüğünü görseniz, fakat İslâmiyet'e uymayan bir iş yapsa, keramet sahibiyim dese de onu büyücü, yalancı ve sapık biliniz” hadisini nakleder.

“Akil baliğ olan erkek ve kadının birinci vazifesi, Ehl-i Sünnet âlimlerinin yazdığı akait bilgilerini öğrenip ona uygun inanmaktır... İtikat doğru olup işlerde gevşeklik olursa tövbe ile veya tövbesiz de af olunabilir; işin aslı ve temeli itikadı düzeltmektir.”

Hocası Ubeydullah-ı Ahrâr'dan naklen: “Bütün iyi hâlleri verseler de Ehl-i Sünnet itikadını kalbimize yerleştirmeseler, hâlimi harap bilirim; bütün çirkinlikleri verseler de kalbimizi Ehl-i Sünnet itikadıyla süsleseler hiç üzülmem.”

Zenginlerle arkadaşlık kurup fakirlerin sohbetinden sıkılan birine yazdığı mektupta: “Fakir çöpçüler, koltukta oturan zenginlerden çok iyidir... Yağlı tatlı yemeklere ve süslü elbiseye düşkünlük seni bu belaya sürükledi.”

“Sahabe sohbet ile yükseldi; sahabeye dil uzatan dini yıkar, sahabenin hepsi evliyanın hepsinden üstündür.” “Edebi gözetmek zikirden üstündür; edebi gözetmeyen Hakk'a kavuşamaz.”

“Keşif gözüyle görüyorum ki bidatler karanlık gibi bütün dünyayı sardı, sünnetin nuru her tarafta ateş böcekleri gibi görünüyor.” “İslâmiyeti bildirmek için harika işler yapmak, keramet sahibi olmak şart değildir; bilenlerin bilmeyenlere öğretmesi lazımdır.”

“Hiçbir peygambere benim çektiğim eziyet çektirilmedi buyuran Rasûlüllah gibi, İslâmiyet'i bildirirken gelecek sıkıntıyı nimet bilmelidir.” “Namazın miraç olması bu ümmete mahsustur.”

Menkıbelerinden

Uzak bir memleketten gelen bir zat, kaldığı evin sahibinin İmam-ı Rabbânî'yi kötülemesine çok üzülüp kalbinden sığındığında, İmam-ı Rabbânî birden yalın kılıç belirip o şahsı hayalen cezalandırıp gitti; sabah huzuruna varınca olayı anlatmak istediğinde “Gece olanı gündüz anlatma” buyurup kerametini gizledi.

Bir mektup götürmekle görevlendirdiği talebesine yolda “Kureyş sûresini çok oku, müşkül bir işle karşılaşırsan bizi hatırla” demişti. Çölde namaza duracakken karşısına korkunç bir aslan çıkınca hocasını hatırladı, İmam-ı Rabbânî o anda belirip aslana el işareti yaparak uzaklaştırdı — bu olayı yanındaki arkadaşları da gördü.

Hadarâtü'l-Kuds yazarının amcası, yolda heybesini ararken kafileden ayrılıp çölde kaybolduğunda umutsuzca dua etti; İmam-ı Rabbânî atla belirip “Elini ver” diyerek onu terkisine bindirdi ve kafileye yaklaştırıp indirdikten sonra gözden kayboldu.

Kendisi hakkında “Hazreti Ebû Bekir'den üstün görüyor” iftirasına inanan Mîrek Şeyh, huzuruna çıkıp üç sorusunu sormadan İmam-ı Rabbânî yastığının altından bir mektup çıkarıp iftiraya cevap verdi, sonra sorulmadan onun atalarından ve üçüncü sorusundaki Hâce Hâvend Mahmûd'dan bahsetti — Mîrek Şeyh bu üç kerameti görünce şüphesi tamamen gitti.

Bir talebesi bir gün önce kendisi selam vermeyi niyet ettiğinde, henüz karşılaşmadan kalabalık arasından ismini söyleyip “Selâmünaleyküm yâ filân!” diye ona önce selam verdi. Bir başka gün on talebesi aynı akşam kendisini iftara davet ettiğinde hepsini kabul etti ve aynı anda her birinin evinde hazır bulunup iftar etti.

Guwalyar kalesinde hapisteyken vefat ettiği haberi yayılınca, çok üzülen bir talebesi rüyasında onu gördü; “Vefat ettiğime dair yayılan haber yalandır” buyurdu — uyanınca haberin gerçekten yanlış olduğu anlaşıldı.