ArifanKitap

Mevlânâ Hâce-i Hâcegân Abdu'l-Hâlık el-Gucdivânî (Kuddise Sırruhu)

Mevlânâ Hâce-i Hâcegân Abdu'l-Hâlık el-Gucdivânî (Kuddise Sırruhu)

Altın Silsile kitabından, Silsile-i Aliyye büyüklerinin hayatı.

Hayatı

Silsile-i Zeheb'in meşhur âlimi ve mürşid-i kâmili; 1121'de Buhara'nın Gucdivan kasabasında doğup 1199'da aynı yerde vefat etmiştir. Babası Abdülcemîl'e Hızır Aleyhisselâm görünüp “Salih bir erkek evladın olacak, adını Abdülhâlık koyarsın” demişti; bu müjde gerçekleşti.

Beş yaşında Buhara'ya ilim tahsiline gönderildi. Kur'an okurken “Rabbinize yalvararak ve gizlice dua ediniz” âyetine gelince hocası Sadreddin'e “Bu gizli zikrin hakikati nedir? Sesli zikirde riya, kalp ile zikirde ise şeytan bunu duyar korkusu var, ne yapmalıyım?” diye sordu; hocası bu yaştaki bir çocuğun sorusuna hayran kalıp “Bu, kalp ilimlerinin konusudur, Allah sana bunu öğretecek bir üstat nasip eder” dedi. Bir gün Hızır Aleyhisselâm gelip ona gizli ve açık zikir yollarını öğretti, mânevî evlatlığa kabul etti. On iki yaşında Hızır'ın tavsiyesiyle Buhara'ya gelen Yûsuf-i Hemedânî'nin hizmetine girdi; böylece sohbet hocası Yûsuf-i Hemedânî, zikir talim hocası ise Hızır Aleyhisselâm oldu.

Beş vakit namazını Kâbe'de kılıp tekrar Buhara'ya dönerdi. Bir Aşure günü sohbetinde, Müslüman kıyafetli bir genç “Mü'minin ferasetinden korkunuz, çünkü o Allah'ın nuruyla bakar hadîsinin sırrı nedir?” diye sorunca, ona “Öyleyse belindeki zünnârı (Hristiyanların bel bağı) kesip îmâna gel” dedi. Genç şaşırıp inkâr etti, fakat hırkası çıkarılınca belindeki zünnâr görüldü; mahcup olan genç kelime-i şehâdet getirdi. Bunun üzerine kendisi de talebelerine “Gelin biz de kalbe ait zünnârımızı, yani kibrimizi kesip tövbe edelim” buyurdu.

Sohbetlerinden

“Akıllı insan her işinde yumuşak olur, aceleyi terk eder; Allah yumuşaklığı sever.” “Kula lazım olan şey, sünnete uygun kulluğa yapışmaktır.” “Tasavvuf, Allah'ın emir ve yasaklarına uymakta sabretmektir.”

Talebesine tavsiyesi: “İlim tahsili ile edep öğren, her an Allah'ın huzurunda olduğunu bil. Fıkıh ve hadis öğren, cahil tarikatçılardan sakın. Şöhret peşinde koşma, şöhret afettir. Az konuş, az ye, az uyu; helal yemeye gayret et. Çok gülme, kahkaha kalbi öldürür. Kimseyi hakir görme, kimseden bir şey isteme. Tasavvuf büyüklerine dil uzatma. Gözlerin yaşlı, amelin temiz olsun; sermayen fıkıh, evin mescit olsun.”

Arkadaşlık için: “Bir kişide şu beş hasleti görmedikçe onunla arkadaşlık kurma: Fakirliği zenginliğe tercih etmek, ameli ilme tercih etmek, hor görülmeyi iltifata tercih etmek, basiret sahibi olmak, ölüme hazır olmak.”

“Kim gönlünü mahlûkata bağlayıp Hakk'a ulaşmak isterse O'na kavuşamaz; kim gönlünü Hakk'a bağlarsa arzusuna kavuşur.” “Hep Allah'ı hatırla, O'nu hiç unutma, ölümü de aklından çıkarma.”

Ortaya koyduğu ve bugün Nakşibendîliğin temel prensipleri olarak bilinen on bir düsturun esası şudur: “Kalbe gelip onu meşgul eden her şeyi oradan çıkarıp atmak ve onu dâimâ Allah ile meşgul hâle getirmek.”

Menkıbelerinden

Bir gün huzuruna gelip hemen ayrılan güzel yüzlü bir genç için, sonradan gelen bir misafirin sorusuna “O, bizi ziyarete gelip dua isteyen bir melekti” buyurdu. Misafir kendisi için de dua istediğinde: “Farzları eda ettikten sonra dua eden, bizi hatırlarsa biz de onu hatırlarız; bu, duanın kabulüne vesile olur” dedi.

Vefatından 332 sene sonra (1512), Ehl-i Sünnet düşmanı Safevîler yüz bin askerle Mâverâünnehr'e girip Gucdivan kalesini kuşatıp türbesini yıkmak isterken, kaleden çıkan beş bin Özbek askerinin etrafında beyaz atlı, yeşil sarıklı gizemli bir ordu belirip düşmanı bozguna uğrattı — bu, kendisinin vefatından önce söylediği “Cenkte demir gibi ve sulhta mum gibiyim... Rum kapısına kadar iki ağızlı kılıç vururum” sözünün asırlar sonra ortaya çıkan kerameti sayılmıştır.

Bir derviş ona “Allah beni Cennet'le Cehennem arasında serbest bıraksa Cehennemi seçerdim, çünkü ömrümce nefsimin muradına değil Hakk'ın muradına uydum” deyince: “Kulun seçme hakkı yoktur, nereye gönderilirse oraya gideriz, kulluk budur” buyurdu. Aynı dervişin “Tarikat ehline şeytanın eli erişir mi?” sorusuna: “Nefsini fani kılma sınırına varan bile kızdığında şeytanın eline düşebilir; ama gerçek faniliğe erenin kızması olmaz, sadece gayreti olur — Allah'ın kitabını sağ eline, Rasûlüllah'ın sünnetini sol eline alıp bu iki nur arasında yürüsün” dedi.