Altın Silsile kitabından, Silsile-i Aliyye büyüklerinin hayatı.
Hayatı
Silsile-i Zeheb'in meşhur âlimi ve mürşid-i kâmili; Buhara yakınlarındaki Rivgir köyünde (rivayete göre 1165) doğup yine orada (1212) vefat etmiştir. Zâhirî ilimlerde büyük gayret gösteren bir medrese talebesiyken, hocası Abdülhâlık-ı Gucdivânî ile karşılaşması hayatını değiştirdi.
Bir gün çarşıda erzak taşıyan Gucdivânî'ye rastlayıp edeple yardım teklif etti; yükünü taşıyıp eve bıraktıktan sonra “Bir saat sonra gel, yemeği beraber yiyelim” davetini aldı. O bir saat içinde kalbinde büyük bir boşluk ve yalnızca Gucdivânî'ye hizmet aşkı hissetti; geri döndüğünde iltifat görüp mânevî evlatlığa kabul edildi ve evliyalık yolunun esasları kendisine öğretilmeye başlandı.
Eski hocası, onu tekrar medreseye döndürmek için sürekli azarlayıp tasavvuf ehli aleyhinde konuşsa da o hiç karşılık vermedi. Bir gece hocasının büyük bir günah işlediğini rüyasında gören Ârif, ertesi gün yine hakarete başlayan hocasına “Sen dün gece büyük bir günah işledin, kendi hatan yetmiyormuş gibi beni de doğru yoldan ayırmak mı istiyorsun?” deyince hocası utanıp tövbe etti ve kendisi de Gucdivânî'ye talebe oldu.
Yüz yıla yakın ömrünün büyük kısmını irşatla geçirdi; yetiştirdiği binlerce mürit sebebiyle kendisine “Pîşuvâ-yı Ârifân” (Âriflerin Önderi) denildi. Herkese yumuşak davranır, kimsenin kalbini kırmazdı; haramlardan şiddetle kaçar, harama düşme korkusuyla mübahların fazlasını bile terk ederdi. Geceleri ibadetle, gündüzleri talebe okutmakla geçirir, sünnet olduğu için öğleden önce kısa bir kaylûle uykusu uyurdu.
Sohbetlerinden
“Mümin, Müslim ve Müslüman demek, Peygamberimiz vasıtasıyla bildirilen din bilgilerine inanan kimse demektir... Bu açıklamalarda yetmiş iki fırka kendi görüşünü karıştırıp sapmış, yalnız bir fırka olduğu gibi aktarmıştır — bu doğru îmanlı fırkaya Ehl-i Sünnet denir.”
“Kim bilmediği için Müslüman olması gereken şeyleri öğrenmezse, önem vermediğinden dolayı kâfir olur; kısa yoldan öğrenip çocuklarına da öğretmek lazımdır.”
“Namaz, Cennetin anahtarıdır... kıyamet günü kulun önce namazına bakılır, namazı tamsa diğer amelleri kabul olur, eksikse diğer amelleri kendisine iade edilir.” “Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınandan yirmi yedi derece üstündür.”
“Tövbenin şartı üçtür: Gönülden pişman olmak, dil ile özür dilemek, beden ile günahtan vazgeçmek... Tövbe, gönlün hayatı, canın gıdası, ahiretin köprüsü, düşenlerin yapıştığı iptir.”
“Kâfir bile olsa hiç kimsenin kalbini kırma; kalp kırmak Allah'ı incitmek demektir.” “Gariplere merhamet etmek Rasûlüllah'ın sünnetidir; nerede bir garip görsen ona olan merhametinden gözyaşların akmalıdır.”
Menkıbelerinden
Bir başka rivayette aynı tanışma sahnesi şöyle anlatılır: Ârif, çarşıda kasaptan et alıp çıkan Gucdivânî'nin güzelliği ve olgunluğu karşısında son derece etkilenip paketini taşımaya izin istedi; eve varınca “Bir saat sonra sofraya beklerim” daveti aldı. O sofradan sonra ilim tahsilini bırakıp tamamen Gucdivânî'nin meclisine devam etmeye başladı — hocasının bütün baskılarına rağmen bu yoldan dönmedi ve nihayet hocasını da kendi yoluna kazandırdı.
