Altın Silsile kitabından, Silsile-i Aliyye büyüklerinin hayatı.
Hayatı
Silsile-i Zeheb'in meşhur âlimi ve mürşid-i kâmili; 1403/1404'te Taşkent'te doğup 1490'da Semerkant'ta vefat etmiştir. İsmi Ubeydullah bin Mahmud bin Şihâbüddin'dir; annesi Hazreti Ömer soyundandır. Daha çocukken yüzünde öyle bir nur parlardı ki görenler hayran kalıp ona dua ederdi; dilinden Allah'ın ismi hiç düşmezdi.
Yirmi dokuz yaşında ilim tahsilini ve tasavvufta yüksek dereceleri tamamladıktan sonra memleketine dönüp helal kazanmak için ziraatle uğraştı; 1300'den fazla çiftliği oldu ve mahsulüne öyle bereket verildi ki her sene 800.000 batman zahire öşür verirdi. Kendisi bunun için “Bizim malımız fakirler içindir” buyurmuştur. Ömrü boyunca kimseden bir şey almamış, verilen şeyleri kabul etmemiştir. Zamanının sultanları üzerinde büyük tesiri vardı, Müslümanların rahatı için onlara nasihatte bulunurdu.
Sohbetlerinden
“Ben bu yolu tasavvuf kitaplarından değil, halka hizmetten elde ettim. Herkesi bir yoldan götürürler, bizi hizmet yolundan götürdüler; hayır umduğum herkese hizmet ederim.”
“Tasavvuf güzel ahlâktır, üç kısımdır: Birincisi Hak ile beraber olmak (emirlere uyup gösterişten uzak durmak), ikincisi halk ile beraber olmak (büyüklere saygı, küçüklere şefkat, emsallere adalet), üçüncüsü nefse sahip olmaktır.”
“Dervişlik, herkesin yükünü çekmek ve kimseye kendi yükünü çektirmemektir.” “Zikir bir kazma gibidir ki onunla gönülden yabancı duygu dikenleri temizlenir.”
“Benim birkaç günlük hayatımı fırsat bilip Allah'a bağlanmayanlar, benden sonra ne yapacaklar? Bu fırsatı ganimet bilin, bu nimet elden giderse pişman olursunuz, son pişmanlığın faydası olmaz.”
“Seyyidlerin bulunduğu bir memlekette ben oturamam; Rasûlüllah'a bağlı bir nesepten gelenlere layık oldukları tazimi gösterememekten korkarım.”
Menkıbelerinden
Çocukken soğuk bir kış günü ayağı çamura saplanıp ayakkabısı düştüğünde bir an Allah'ı anmaktan uzaklaştığını hissedip, tarlada çift süren bir genci görünce “O bunca eziyet içinde Allah'ı düşünüyor, sen küçük bir uğraş yüzünden nasıl unutursun?” diyerek hüngür hüngür ağladı — o yaşa kadar herkesin kendisi gibi hep Allah'ı andığını zannediyordu.
Çocukluğunda bir rüyada Şeyh Ebû Bekr-i Şâşî'nin kabri yanında İsa Aleyhisselâm'ı görüp ayaklarına kapandı; İsa Aleyhisselâm başını kaldırıp “Gam çekme, seni ben terbiye edeceğim” buyurdu. Kendisi bunu, ölü kalpleri diriltme (ihyâ) sıfatına mazhar olacağı şeklinde yorumlamış, gerçekten de vasıtasıyla nice ölü kalp gaflet karanlığından huzur ışığına çıkmıştır. Bir başka rüyada Rasûlüllah'ı yüksek bir dağın eteğinde görüp omuzlarına alarak dağın tepesine çıkarmış; Rasûlüllah “Sende böyle bir kuvvet olduğunu biliyordum, ama başkaları da görsün diye bunu sana yaptırdım” buyurmuştur.
Gençliğinde hiç parası yokken bir dilenciye verecek bir şeyi olmadığında, eski ama temiz sarığını bir aşçıya verip karşılığında dilenciye yemek yedirmiş, aşçı sarığı geri vermek istediğinde kabul etmemiştir. Yıllar sonra kendisine büyük yardımda bulunan fakir bir sarraf vefat edince, artık zengin olduğu için oğluna on bin dinar vermiştir.
Dedesi Hâce Şihâbüddin vefatına yakın torunlarıyla tek tek vedalaşırken küçük Ubeydullah'ı kucağına alıp ağlayarak: “Benim istediğim çocuk budur. Bunun şânı âlemi tutacak, İslâmiyete hizmet edecek, cihan padişahları onun emrine itaat edecekler” diyerek babasına onu iyi yetiştirmesini vasiyet etmiştir.
“Sakın evliyanın dış görünüşüne bakarak onları küçümsemeyiniz. Efendimiz'i (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) görüp de 'Bu nasıl peygamberdir ki bizim gibi yer içer' diyen inkârcılar dünya ve ahirette azaba uğradılar; O'nun varisleri olan evliyaullah için siz aynı bahtsızlığa düşmeyin” buyurmuştur.
