ArifanKitap

Osmanlılar ve İslâm Dünyası

Osmanlılar ve İslâm Dünyası

Ahmet BOZDOĞANLI

Almanak 2007-2008, Ocak 2008 sayısından.

Osmanlının süper güç olduğunu kabul etmeyen tarihçi yoktur. Çöküş devresinde bile hayata geçirmeye çalıştığı projeler onun devamlı büyük düşündüğünü ispat etmeye yetiyor. Avrupa’ya İslam’ı götürmeye yönelik özel eğitim veren medreselerin düşünülmesi ilmi alanda göze çarpan projelerden sadece biri. Avrupa’ya İslam’ı götürmeye yönelik çalışmalar yapılırken doğu ile ticari ilişkileri güçlendirecek çalışmalar ile ülkeyi demir ağlarla örüyordu.

1789 Fransız İhtilâli tüm dünyada olduğu gibi; Osmanlı ülkesinde de ırkçılık düşüncesini yaygınlaştırmış; hatta çeşitli dış güçlerin çabaları ve gayretleri ile bu düşünce İslam Ümmeti içinde büyük ve yıkıcı bir fitneye dönüşmüştü. İslam Dünyası’ndaki ilk kavmiyetçi düşüncenin ortaya çıkmasında; ilk olarak karşımıza İran kaynaklı Şuu’biyye cereyanı çıkmakla beraber; özellikle Leon Cahun, Armenius Wambery’i gibi Batılı Yahudi aydınların ve Nasif Yazıcı, Butros el- Bustani, Corci Zeydan ve benzeri Hıristiyan Arap entelektüellerin yoğun mesaisi de 19. Yüzyıl’da İslam ümmeti içinde ırkçı düşüncelerin rağbet görmesinde çok önemli bir rol oynamıştır.

Ateizm ve Masonluğun öncülük yaptığı; Pozitivizm düşüncesi

üzerine kurgulanan Fransız İhtilâli; belki de görünürde sadece muharref Hıristiyanlığı hedef almakla birlikte; Ahmed Cevdet Paşa’nın da belirttiği gibi “hakikatte tüm dinî itikatlara ve ibadetleri” yok etme hedefini benimsemiştir. Hatta bu konuda İslâmiyet’e ve İslam Dünyası’na bakışları daha da katı’dır. İlginçtir ki; Fransa’da “Cizvitleri” yasa dışı ilan eden İhtilâlciler; Osmanlı ülkesinde bu gaddar ve esrarengiz misyoner teşkilatına her yıl Fransız Hükümeti bütçesinden binlerce frank göndermiş ve Osmanlı Hükümeti nezdinde onlara siyasî destek vermiştir.

Avrupa’nın “saldırgan ve vahşiyâne” tutumu karşısında, Daru’l-Hilâfe olarak Dünya Müslümanlarının gözünü diktiği Osmanlı yönetimi de boş durmuyordu. Osmanlı bu dönemde İslam ümmetinin birliğini kuvvetlendirmeye çalışırken; kurmuş olduğu “Millet Sistemi” ile bütün gayr-ı Müslim unsurları ayrı ayrı milletlere ayırarak bölerek yönetme yolunu seçmiştir. Mesela Ermeniler; Gregoryen, Ortodoks, Katolik ve Protestan olmak üzere dört ayrı millete ayrılmıştı. Bunların her birine ayrı Patrikhane açma, kilise kurma ve cemaat başı seçme hakkı verilirken, bunların çocuklarını da Osmanlı mekteplerine alarak; onları hiç olmazsa Osmanlılık şuuru içine sokmaya, böylelikle de yabancı güçlerin onları kullanmasını engellemeye çalışmıştır. Buna karşılık Müslümanların “ittihad ve tesanüdünü” bozmak isteyen sözde İslamî unsurlara da engel olunmuş, asla müsaade ve müsamaha edilmemişti. Bunun için de Osmanlı Hilafeti etrafında; Ehl-i Sünnet inancı çizgisinde, bir “İttihad-ı İslam” için ciddi projeler hazırlanmış, önemli adımlar atılmıştı. Maalesef bunların büyük bir çoğunluğunu bu gün ancak sadece Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ne araştırma için gidenlerimiz bilmektedir. Türk ve Batılı araştırmacıların büyük bir bölümünün de vurguladığı gibi bu proje ve faaliyetler; II. Abdülhamid merhumun tahtından indirilmesinin de en mühim nedeni idi.

Ahmed Cevdet Paşa’nın İhtisas Medresesi ve Avrupa’da İslam’ı Yayma Projeleri

Büyük Osmanlı âlimi Ahmed Cevdet Paşa’nın II. Abdülhamid’e sunduğu bir projeye göre; Osmanlı Devleti İstanbul’da; içinde tüm İslam Âlemi’ne vazifeli olarak gönderilecek, “sahih itikatlı, iyi Arapça bilen, tebliğ yapabilecek kapasitede” âlimlerin yetiştirileceği büyük bir ihtisas medresesi kurulmalı idi. Bu medresede; bâtıl dinler karşısında İslamiyet’in hak din oluşunun dinî ve fennî bütün delilleri de öğretilmeli idi. Ancak; batılıların Avrupa’da “Pan-İslamizm geliyor” diyerek yaygara kopartıp, bu projeye savaş açmamaları için proje açıkça yürütülmemeli, hatta medresenin baş müderrisinden başka kimse de çok fazla bilgi sahibi olmamalı idi. Bu proje İstanbul’da tatbike başlanmış, daha sonra Konya’ya nakledilerek, orada Şeyhülislam bile oğlunu okutmaya başlamıştı. Bu medrese; Konya’da tam başarılı olmaya başlamıştı ki; savaş ve mütareke sebebi ile bu faaliyet sürdürülememiştir.

Ahmed Cevdet Paşa’nın bir başka projesi de Avrupa’da İslamiyeti neşretme projesi idi. Bu proje ile ilgili olarak Sultan II. Abdülhamid’e sunduğu bir raporda şöyle diyordu:

“İngiltere’de bazı kimselerin kendi kendilerine İslam’ın şerefi ile şereflenip, hatta bir ibadethane bile yaptıkları gazetelerde görülmüştü. Bunların yüce Hilafet makamına müracaatları sonunda oraya gönderilmek üzere ulemadan bir zatın tayininin Hz. Halife’nin mübarek emir ve iradesinin gereği olduğu geçen hafta lütfen açıklanmış ve bildirilmişti. Daha sonra, Fransa’da da birçok kimsenin de İslam’a meyl ettiği gazetelerde görüldü. Binaenaleyh bu hususta bir kaç söz arz etmeyi kulluk vazifesinin bir gereği sayarım. Şöyle ki, Avrupa’da dini inançlar topyekûn zaafa uğrayarak, Sosyalizm ve Komünizm fikirleri günden güne duyulmakta ve yayılmaktadır. Bunlara karşı halkın birçoğu da yeni bir din ve mezhep arıyor. İşte, Paris’te birçok kimsenin, Budizm’i yaymaya çalışmaları, dahası (bazılarının da) İslam’dan bahsetmesinin kaynağı budur. Kısacası Avrupa’da, büyük devrimler gerçekleştiren inanç ve fikirler demode olmuştur. Böyle garip bir zamanda bu durum, mübarek İslâm dinini yaymak için bir büyük fırsat olup, Avrupa’nın her yerine ve özellikle de Amerika kıt’asına memurlar gönderilecek bir zamandır. Fakat gönderecek hoca bulmak çok zordur. Çünkü İstanbul’da tahsilin yolu pek bozuktur. Medreseler ne yazık ki, böyle yüce fikirleri gerçekleştirecek ulema yetiştiremiyorlar. Meğerki medrese talebeleri içinde kendiliğinden heves ederek çalışıp, çabalayıp meydana çıkmış adamlar ola. Bunlar ise çok nadir zuhur ediyor. Merhum Ali Paşa bu kullarından, Ümit Burnu’na gitmek üzere bir hoca istemişti de, İstanbul’daki hocaların içinde istenilen vasıflara uygun bir adam bulamamıştım. Lâkin tesadüf bir hoca buldurmuştu. Şöyle ki, ol esnada Bekir Efendi adında bir hoca efendi bir iş için Anadolu’dan İstanbul’a gelip, bir vesile ile görüşülünce bu vazifeye uygun görülmüştü. Ne yapalım dile aşina değil ise de, dil bilen hoca bulmak da kabil olmadığından, bu zat o zaman Ümit Burnu’na gönderilmişti. Pek faydalı ve muteber bir adam çıktı. Ümit Burnu’nda hem İngilizce lisanını, hem de yerlilerin lisanını öğrendi. Yarım Müslüman olanların köhne inanç ve fikirlerini ıslah etti. Çok vahşî aşiret reislerini bile Müslüman etti. Doğrusu o bölgede İslam dinine çok büyük hizmetler etti. Daha sonra kendisi vefat eylediyse de oğlu Ataullah Efendi, hâlâ orada pederinin yerine geçib, dinî hizmette bulunmaya devam ediyor. Geçen sene cülus-ı hümayunda, Ümit Burnu’ndaki Müslümanların orada şehr-i âyin yaptığını bile duymuştuk.”

Teklif Edilen Âlimler

Ahmed Cevdet Paşa Avrupa’da İslâmiyeti tebliğ için Sultan II. Abdülhamid’e şu meşhur İslam âlimlerinin adını sunmuştu:

Kudüs eşrafından Yusuf Efendi ki Kudüs’ten Meclis-i Mebusan’a mebus olarak gönderilmiştir. Hâlâ Bitlis vilâyetine bağlı bir kazanın kaymakamıdır. Pekâlâ, İngilizce, Almanca ve Rumca yazar ve konuşur.

Beyrut Ticaret Mahkemesi daimî azalarından Abdullah Beyzun Efendi, âlâ İngilizce bilir ve emin bir zattır.

Dımışk Şam’da, Mağribi Tahir Efendi ki, bazı maarif-i umumiye memuriyetlerinde istihdam oluna gelmiştir. Âlim’dir ve misyonerlerle mücadeleye muktedirdir. Ve biraz da Fransızca bilir.

Cebel-i Lübnan eşrafından ve Arslan hanedanından Mir Şekip Arslan; malumatlı, muktedir ve mütedeyyin bir zattır. Fransızca da bilir.

Beyrut’ta tabip ve edib Ferrur Efendi, ehl-i İslam’dan mütedeyyin bir zat olduğu hâlde, pek âlâ İngilizce bilirmiş.

Fatih Dersiamlarından Ödemiş’li Mustafa Efendi, âlim, fazilet sahibi, isteklerini çok açık bir şekilde ifade eden; tıp ilmine aşina ve şer’i şerife vâkıf bir zâttır. Fetvahaneye dahi müstehaktır.

Fatih dersiamlarından Manastırlı İsmail Efendi, ilim ve fazilet ile bilinir. Vaaz-u nasihatte bulunmayı iyi bilir. Fransızcayı da iyi bilir. Risâle-i Hamidiye’yi tercüme etmektedir.

Beşiktaş Askeri Rüştiyesi Farisi muallimi Bosnalı Mehmed Efendi, daru’l mualliminden mezun olmuştur. Arapça, Farsça ve Fransızcaya vâkıftır. Ayrıca Rus lisanına da aşinadır.

II. Abdülhamid’in Bazı Meşhur Projeleri

II. Abdülhamid de İttihad-ı İslam için bizzat birçok proje yapmıştır. Onların her biri ayrı bir çalışma konusudur. Başta Kuran-ı Kerim’in tam ve eksiksiz basımı ve İslam dünyasının dört bir yanına dağıtımı projesi olmak üzere; dinî kitapların basımı ve dağıtımı, bazı tasavvuf kitapları içine sokulan bidatlerin bir tedkik heyetince ayıklanması, İslam düşmanı kitap ve düşüncelere cevaplar yazılması, okullarda din eğitiminin daha titiz verilmesi, ilmihal ve ahlâk kitaplarının yaygınlaştırılması gibi birçok önemli hizmet onun emir ve iradeleri ile ifa edilmiştir. Ayrıca Seylan’ın Başkenti Kolombo şehrinde Hamidiye, Çin’in Başkenti Pekin’de Darü’l- Hamidiye ve Tienşin şehrinde Darü’lHidayeti’l- Hamidiye, Tayland’ın Başkenti Bangkok’ta İslam Mektebi, Burma’nın Başkent’i Rangun’da İslam Mektebi, Güney Afrika’da Cape Town’da Nûr-u Hamidiye, Kimberley’de Nûr-u Osmaniye, İngiltere’de Liverpool’da Osmanlı Medresesi, Filipinlerin Başkenti Manila’da İslam Mektebi adı ile bir çok mektep ve medrese onun yardımları ile açılmışlardır. Tokyo, Pekin, Batavya, Moskova, Saint- Lui, Londra, New York, Paris, Münih, Viyana gibi birçok Avrupa şehrinde camiiler yapılmıştır. Singapur’da El- İmam, Liverpool’da Hilâl ve İslam Dünyası, New York’ta “İslam Dünyası ve İslam Dünyası’nın Sesi” gibi yayın organlarına çok büyük oranda maddi destek verilmiştir. Güney Afrika’da Ebu Bekir, Ahmet Ataullah ve Hişam Nimetullah Efendilerle; Çin’de Ali Rıza Hoca ve Bursalı Hafız Hasan Efendiler gibi vazifeli Osmanlı âlimlerine; Liverpool’da Abdullah Quilliam, New York’ta Muhammed Aleksandr Webb gibi mühtedi Müslüman liderlere, Pekin Müftüsü Abdurrahman Wang Kuen, Cava Müftüsü Seyyid Osman el-Alevî, Singapur Emiri Şeyh Cüneyt gibi dinî ve siyasî liderlere var gücü ile maddî manevi her hususta destek olunmuştur. Bu gayretlerin her biri ayrı bir çalışma konusu olacak zenginliktedir .

II. Abdülhamid’in bir başka önemli projesi de Hicaz Demiryolu Projesi idi. Hicaz Demiryolu ile ilgili ilk ciddî araştırmayı yapan, değerli ilim adamı Ufuk Gülsoy, projenin sebep ve sonuçları ile ilgili olarak belgelere dayalı mühim ve ilginç tespitlerde bulun-

muştur. Onun tespitlerine göre bu projenin gerekçeleri şunlardır:

1) Haccı kolaylaştırmak; Mekke-i Mükerreme’ye gelen Müslümanlar vasıtası ile dünya Müslümanlarına mesaj gönderip; onların Osmanlı Hilâfetine bağlılıklarını arttırmak ve İstanbul ile irtibatlarını güçlendirmek.

2) Sultan İkinci Abdülhamid ve Osmanlı’nın, Dünya Müslümanları nezdinde çok mühim bir itibar sebebi olan Hicaz’ın muhafazasını sağlamak; Avrupalıların bölgedeki -özellikle İngilizlerin Yemen ve Hicaz’daki- faaliyetlerini engellemek; Hicaz’daki dinî ve siyasî liderleri İstanbul’a bağlamak; Hicaz’a asker sevk ve ikamesini kolaylaştırmak.

3) Bölge ekonomisini ve ticaretini canlandırmak.

Ufuk Gülsoy, projeyi finansman ve inşa yönünden de ortaya koyduktan sonra, sonuçlan açısından da şu değerlendirmeyi yapmaktadır: Hacca gidenlere seyahat kolaylığı sağlanmış; İslâm dünyasında büyük bir ilgi ve coşku uyandırarak Dünya Müslümanları’nın İstanbul ile irtibat ve ilişkilerini geliştirmiş; iyi organize oldukları zaman neler yapabileceklerini görmeleri açısından Müslümanların kendilerine olan güvenlerini arttırmıştır. 1905’de Yemene asker naklinde; 1910’da Güney Suriye’deki isyanların bastırılmasında; 1916’da Hicaz’ın diğer yerlerinin isyancılarca ele geçirilmesine rağmen Medine-i Münevvere’nin müdafaasında Hicaz Demiryolu’nun da çok mühim ve olumlu katkıları olmuştur. Hicaz Demiryolu; Mekke-Cidde bağlantısının kurulamayışının büyük bir eksiklik olmasına rağmen, bölgedeki Osmanlı siyasî ve askerî gücünü büyük oranda arttırmıştır. Ayrıca; Ortadoğu ve Arap Yarımadası’na çok büyük ekonomik ve ticarî canlılık getirmiş; bu proje sonucu özellikle Filistin ve Suriye’de tarımsal faaliyet en üst seviyeye çıkmış; Ortadoğu’da seyahat, nakliyat ve turizm yanında haberleşme ve demografik açıdan da çok mühim ve olumlu gelişmeler yaşanmıştı. Dahası bu proje ile Osmanlı mühendisleri de mühim teknolojik ve meslekî tecrübeler kazanmışlardır. Müslümanların yardımı ile yapılan bu proje İngiliz oyunları ile yer yer tahrip edilse de hâlâ kullanılabilecek en önemli alternatif güzergâhlardan biri olarak ehemmiyetini korumaktadır .