Ahmet BOZDOĞANLI
Almanak 2007-2008, Nisan 2008 sayısından.
Osmanlı Dışişleri Bakanlığı Arşivinde “TS-Tİ” 68 rumuzlu ve 68 no’lu dosyanın 12 numaralı Fihrist Defterinin 61. sayfasında şöyle yazmaktadır:
“Hz. Muhammed Aleyhisselam Hazretlerinin Nâm-ı Kudsiyelerine Karşı Tertip Olunan Oyun’a Dair”. Dosyayı açınca bu oyunun Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi Vesellem) aleyhine tertiplenen, İslâm düşmanlığı ve haçlı kini ile sahneye konulan menfur oyunlardan biri olduğu kolayca anlaşılabilirdi. Bu oyun sözde bir piyesti. Ancak piyesin muhtevasından bu kinin hangi boyutlarda olduğu kolayca anlaşılıyordu.
Günümüzde de zaman zaman dünyanın farklı coğrafyasında gündeme gelen bu oyunda; kimi zaman Hintli Salman Rüşti, kimi zaman Bangladeşli Teslime Nesrin başrolde kullanılmıştı. 2006 başlarında ise Avrupalı gazeteler “Haçlı kinini” bir kez daha kusmuşlardı. Danimarka’da yayınlanan Jyllands- Posten Gazetesi hayâsızca karikatürlerle Avrupa’da Peygamber Efendimize yönelik yeni bir saldırı başlatmıştı. Bu saldırı karşısında İslâm Ümmetinin cılız tepkisi bile Avrupa medyasında tam bir Haçlı ittifakına sebep olmuştu. İsveç’in Nerikes Allehanda Gazetesi, İzlanda’nın günlük DV adlı bulvar gazetesi, Almanya’nın malum günlük gazetelerinden Die Welt, Fransa’da yayınlanan France Soir, hatta Meksika’da yayınlanan La Cronica gazeteleri, bu hayâsız karikatürleri tekrar tekrar yayınlayarak haçlı kampanyasına katılmışlardı.
Peygamber Efendimiz hakkındaki bu adice ve alçakça iftiralarla dolu, hiç bir tarihî hakikatle bağdaşmayan 1800 mısralık bu manzum ve menfur oyunu, tarihî piyesler yazmakla meşhur Fransız yazar Victonte Henri de Bornier (1825–1901) kaleme
almıştı. Daha önce “Roland’ın Kızı” (La Fille de Roland) adlı piyesiyle İslâm düşmanlığını ortaya koyan Bornier, bu oyunla Batıda meşhur olmak, yıllardır kabul edilmediği Fransız Bilimler Akademisi’ne üye olmak istemekte idi. Nitekim piyesi yazdıktan kısa bir müddet sonra bu emeline ulaşmış; söz konusu Akademi’ye kabul edilmişti. Bunun sonucu sadece Fransa’da değil, Avrupa’nın birçok ülkesinde de tanınan biri olmuştu. Bir başka deyişle bu dönemde İslâm düşmanlığı o günün Avrupa’sında meşhur olmanın ön şartı idi. Bornier, 1888’de eseri bitirir bitirmez, sahnelenmek üzere Fransa’nın en meşhur tiyatrosu, Comedie François ile anlaşmıştı. Hemen piyesin dekor elbiseleri hazırlanmış ve provalar da başlamıştı. Sultan II. Abdülhamid işte tam bu safhada meseleden haberdar olmuştu. Ancak Sayın Orhan Koloğlu’nun yazdığı gibi “olay Türk Büyükelçiliğine, oradan da II. Abdülhamid’e ulaşmış” değildi. Osmanlı Arşiv belgelerinden anlaşıldığına göre, meseleyi “İndependance Belge” Gazetesinin kendisine gelen son nüshalarından birinden bizzat öğrenmişti. Sultan; hemen 7 Ağustos 1888’de piyesin engellenmesi için Osmanlı Hariciye Nezareti’ne harekete geçme emri vermişti. Devrin Hariciye Nazırı Said Paşa da aynı gün Paris Sefiri Esad Paşaya şu telgrafı çekmişti:
“Gazeteler Mr. de Bornier’in “Muhammed” isimli bir eserinin Comedie François’de sahneye konulmaya hazırlandığını bildirmektedir. Bu eser İslâm aleyhtarı bir düşünceyle yazılmış olduğundan, yasaklanması için gerekli Sultan Abdülhamid Han’ın, yasaklan teşebbüs’te bulunmanızı Cumhurbaşkanı rica ederim.”
Büyükelçi Harekete Geçiyor
Esad Paşa’nın ertesi gün İstanbul’a verdiği (9 Ağustos 1888) cevap hiç de olumlu değildi. Fransa Dışişleri Bakanı konunun Maarif Nezareti’ni ilgilendirdiğini, kendisinin bu hususta onunla görüşeceğini, ancak piyesin yasaklanmasının mümkün olmadığını söylemişti. Büyükelçimiz, âcilen gönderdiği cevapta bu olumsuz duruma işaretle, bu husustaki temaslarına devamla, gelişmelerden bilâhare malûmat vereceğini yazmakta idi. Nitekim Esad Paşanın ikinci cevabı da gecikmemiş ve 18 Ağustos 1888’de gelmişti. “Fransa Hükümeti, Osmanlı devletinin ısrarlı taleplerini değerlendirmiştir; piyesin yazarı Bornier, Maarif Nazırının da ısrarı ile eserde bazı değişiklikler yapmayı kabul etmiş ve Fransa Hükümeti de gerekli düzeltmenin yapılması için eserin bir yıl daha sahneye konulmayacağını taahhüt etmiştir.” Fransızlar böylece bu meseleyi - geçici de olsa- çözdüklerini, Sul-
tan II. Abdülhamid’i yatıştırdıklarını düşünüyorlardı. Ancak, II.
Abdülhamid sonuçtan hiç de memnun olmamıştı. Bu hususta
Fransa’nın İstanbul’daki Büyükelçisi Kont Montebella’yı defalarca huzuruna çağırarak, defalarca ikaz etmiş ve hükümeti nezdinde girişimlerde bulunmasını istemişti. Bunun da etkisiyle olsa
gerek piyes yaklaşık bir yıl sonra yeniden gündeme gelince, Fransa Hükümeti kısa süreli tehirlerle piyesi bir müddet daha engelleme yoluna gitmişti. Fakat Sultan II. Abdülhamid kesin çözüm
istemekte ve bu menfur piyesin kesinlikle yasaklanması için bütün diplomatik kanalları zorlamakta idi. Sonunda, bunda başarılı da olmuştu. Onun Avrupa siyasetini başarısız bulan Orhan
Koloğlu’nun bile “Avrupa da pek ender, başarılı bir girişim” olarak değerlendirdiği bu diplomatik çabalarla, piyes Fransa Hükümeti tarafından sadece Comadie François’de değil, tüm Fransa’da
yasaklanmıştı. Şüphesiz bunda, Fransa’da iktidara gelen yeni yönetimin, Osmanlılar ile iyi ilişkiler kurmak istemesinin de rolü
büyüktü. Bu karar sadece
başarılı bir diplomatik
girişim değil; 20. yüzyıla yaklaşıldığı bir dönemde Osmanlı siyasî
gücünün II. Abdülhamid
tarafından hâlâ başarılı
bir şekilde nasıl kullanılabildiğinin de çok açık
bir delili idi. 16. yüzyılda. Fransa’da, dansı bir
asır yasaklatan Muhteşem Kanûnî’nin, muhteşem vârislerinden birisi,
yine Fransa’da, bu defa
Rasûlullah Efendimiz
aleyhine tertiplenen bir
piyesi yasaklatmakta idi. nan Menfur piyesle alakalı olarak Fransız İşin ilginç yanı, piyesin ına gönderdiği belge. yasaklanması haberinin,
İstanbul’daki Fransız Sefiri Kont Montebella tarafından acilen bir mektupla Hariciye Nazırı Said Paşa’ya, Sultan II. Abdülhamid’e bildirilmek üzere iletilmiş olmasıdır. Çünkü Sefir o sıralar bu konu ile ilgilenmek üzere
Sultan’ın isteği ile Paris’e gitmişti. Montebella 22 Mart 1890’de
Paris’ten gönderdiği mektubunda şunları söylüyordu:
“Muhterem Nazır Hazretleri:
Hünkâr Hazretlerinin Paris’te pek yakında oynanmasına başlanacak olan Mr. de Bornier’in “Muhammed” (Aleyhisselam) isimli
dramının yasaklanması hususunda girişimlerde bulunmamı istediklerini hükümetime bildirmiştim. Su anda aldığım bir telgrafta, hükümetimin bu sabahki toplantısında bu piyesin, bütün
Fransız tiyatrolarında oynatılmasının yasaklanması kararını aldığı bildirilmektedir. Müdâhalemin müspet neticesinin vakit kaybedilmeden, Hünkâr Hazretlerine bildirilmesini bilhassa istirham ederken, bu haberin kendilerinin yüce katına ulaştırılması
hususunda, size ekselanslarından daha uygun bir aracı olamayacağı konusundaki kanaatimi arz ederim. Hünkâr Hazretlerinin şahsen bana bildirmiş oldukları isteklerini yerine getirmek için aldığı bu kararla, Hükümetimin (Fransa’nın) Devlet-ı Âliye ile en kalbî münasebetlerini devam ettirmek arzusunu beslediğini, Sultan Hazretlerinin takdir buyuracaklarından eminim. İhtiramlarımın kabulü... E. Montebella”
Bu mektuptan bir gün sonra, karar Paris Büyükelçiliğimizce de te’yid edilmişti. 23 Mart 1890’da Paris Sefiri Esad Paşa’nın Hariciye Nazırı Said Paşa’ya bildirildiğine göre; Fransa Hükümeti, sarayda verilen bir suârede, bizzat cumhurbaşkanının ağzından kabine toplantısında alınan yasaklama kararını Türk Büyükelçisine bildirmişti. Osmanlı Hükümeti ise bu gelişmeden fevkalâde memnun olmuş. Hariciye Nazırı Said Paşa; Esad Paşa’ya gönderdiği 27 Mart 1890 tarihli telgrafta haberin kendisine, daha önce Fransa Büyükelçisi kanalıyla da ulaştığını belirterek “Zât-ı âlinizin teşekkürlerimizi (Fransa Cumhurbaşkanına) bildirdiğiniz muhakkak olmakla beraber, ilk fırsatta kendilerine karardan ne derece mutmain olduğumuzu bir kez daha lütfen bildirin” talimatını vermişti.
Nereden Nereye?
Kasım 1994 tarihinde Türk basınında şöyle bir haber yer alıyordu: “ Fransa Cumhurbaşkanı Mitterand, Teslime Nesrin’e ödül verdi”. Teslime Nesrin’in İslâm düşmanlığı kampanyası açan mürtet bir Bangladeşli olduğunu hatırlatmaya gerek yok sanırım. Ve bu ödülden tam yüz dört yıl önce, yer yine Fransa idi. Fakat bu kez ödülü veren değil, alan Fransız Cumhurbaşkanı idi. Adı: Carnot. Ödülü alış sebebi ise, İslâm düşmanı bir piyesin yasaklanması konusundaki gayretleri idi. Nereden, nereye gelmişiz değil mi?
Avrupa’da İslâm Düşmanları Ayakta
Comedie François gibi, Fransa’nın Devlet Tiyatrosu mesabesindeki bir müessesenin programına aldığını ilân ettiği, hatta provalarını bile başlattığı bir piyesin; yalnız bu tiyatroda değil, bütün Fransa’da yasaklanması Avrupa’nın birçok yerinde “Haçlı zihniyetinin” tekrar hortlamasına sebep olmuştu. Aslında bu tavır Batı’da hiç de yeni değildi. Batı tarihinde İslâm düşmanlığı, ciltler dolusu kitaplara bile sığmayacak büyüklükte idi. Maalesef, birçok batılı ilim adamı, gazeteci ve yazar; Müslümanları daima kara taassubun esiri acayip mahlûklar olarak gösterirlerken, sıra kendi taassup ve yobazlıklarına gelince gözlerini kapamakta, küçük bir tavizde bile bulunmamakta idiler. Haçlı seferleri bile onların gözünde sevgi ve barış seferleri idi. Hâlbuki aynı zihniyet; Müslümanların meşru müdafaa haklarını “edebiyat ve sanat” düşmanlığı olarak adlandırmakta, Müslümanları medeniyet ve terakkiye düşman olarak göstermekte idiler. Bugün de
öyle değil mi? Selman Rüştülerin, Teslime Nesrinlerin, JyllandsPosten Gazetesinin küfürlerini sanat kabul eden Batılı edebiyat dernekleri, onları koruyup, ödüllendirmiyor mu? Müslümanları sadece kendi dinî vecibelerine riayet ettiği için “Fanatik ve fundamantalist” olarak suçlamıyorlar mı? İşte. II. Abdülhamid’in yasaklattığı, bu hayâsız küfürname için de Batılılar benzer yorumlar yapmışlardı. Osmanlı’yı bir edebî eseri yasaklattığı için kendi tabirleriyle “aforoz” etmişlerdi.
15 Nisan 1890 tarihli İtalya’nın “Roma” gazetesinde yayınlanan ve onun “Capiten Francassa” gazetesinden iktibas ettiği “Edebi Yorum: Muhammed” başlıklı haberde, giriş kısmından başlayarak eserin özetini yayınlayıp daha sonra, eserde Müslümanların ve Babıâli’nin alınmasına sebep olabilecek hiçbir şeyin olmadığını, eğer Müslümanların alınması icâb eden bir durum varsa onun da eserin “Felsefi ve dinî yorumu” olarak kabul edilmesini istemektedir. Eserin kısa özeti verilirken
de, İslâm düşmanı Batılı yazarların
ortak taktiği kullanılarak Rasûlullah
Efendimiz önce övülmekte, daha
sonra ise çirkince saldırılara maruz
kalmaktadır. Rasûlullah Efendimiz’in
evlilik hayatı ve mübarek eşleri hakkında çok çirkin masallar uyduran
Bornier, Hz. Hatice anamıza dil uzatmakta; bunlarla da yetinmeyerek bir
çeşit “tanassur” (hıristiyanlaşma)
anlamına gelen “Hz. İsa’ya sığınma”
sahnesi ile Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi
Vesellem)e, en büyük hakareti yapmaktadır. Nitekim bu durumu, piyesin
ana mesajı olarak kabul eden “Capiten Francassa” gazetesinin yorumu,
şu cümlelerle bitmektedir: “Dramın tümünün özeti, esrarlı ilhamı, muhteşem şiiriyeti, perde inerken Hz. Muhammed (Sallallâhü Aleyhi Vesellem)in ağzından çıkan “Ya İsa Aleyhisselam” haykırışında ifadesini bulmaktadır.” İşte menfur piyesin bu son mesajı bile Sultan II. Abdülhamid’in bu konudaki hassasiyetinde ne derece haklı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
İslâm Dünyasında Abdülhamid Han’a Duyulan Minnet
Piyesin Fransa’da yasaklanması en çok İngiltere’deki Müslümanları memnun etmişti. Hint asıllı Müslümanların yanı sıra, çoğu üyesi İngiliz mühtedîsi olan, Abdullah Gulliam’ın başkanı olduğu Liverpool İslâm Cemiyeti’de yasaklamadan büyük bir sevinç duymuştu. Kuruluşu 1886’larda gerçekleşen cemiyet, daha sonra İngiltere’de, Türkiye lehine birçok miting ve gösteri organize edecek, Ermeni meselesi. Bulgar meselesi vb. meselelerde İngiltere’de lehimize kamuoyu oluşturacak, hatta bu sebeple mutaassıp İngilizlerin taşlı-sopalı saldırısına bile uğrayacaktı.
Batı basınını çok iyi takip eden ve Osmanlı yönetimi ile sürekli haberleşen Hindistan Müslümanları durumdan hemen haberdar olmuşlar ve Bombay şehbenderimizin tabiriyle Hindistan
semalarından “teşekkür ve tebrik” sedaları yükselmeye çoktan başlamıştır bile.
Hindistan’ın birçok yerinde toplantılar düzenlenmiş, sevinç gösterileri yapılmış, mevlîd-i şerifler okunmuştu. Bu toplantılarda II. Abdülhamid “Sultan-ı Muazzam” olarak vasıflandırılmıştı.
Yasaklama kararı sadece İngiltere ve Hindistan Müslümanları değil, Hollanda esaretinde yaşayan Açeli (Endonezyalı) Müslümanlar arasında da sevinçle karşılanmıştı. Batavya Şehbenderi Ahmet Rıfkı’dan 10 Ocak 1891’de Hariciye Nezaretine gönderilen ve Sultan II. Abdülhamid’e de takdim edilen bir raporda bölge Müslümanlarının mesele karşısındaki tavrı özetle söyle anlatılmakta idi:
“Devletlü Efendim Hazretleri,
Bundan önce Fransa’da Din-i Mübin-i İslâm’ın hilâfına olarak tertip edilmiş bir tiyatro oyununun, geçenlerde bazı kötü fikirli ve art niyetli kişiler tarafından Hindistan’da oynatılmak istendiği, ancak İngiliz hükümetinin buna mâni olduğu, bu taraflarda da duyuldu. Hatta bölge ileri gelenlerinden bazı zevat, bana da bu meseleyi sormuşlardır. Kendilerine İslâmiyet aleyhine bazı düşük kimselerin tertip ettiği bu gibi rezaletlerin, Hamî-i Din-i Mübin ve Halife-i Rasül’ü- Rabbü’l-âlemin Efendimiz Hazretleri tarafından hemen haber alındığını, onun tarafından da Hariciye Nezaretine gereğinin yapılması için emir ve irâde buyrulan teşebbüsler neticesinde de söz konusu oyunun dünyanın her tarafında yasaklandığını ve gazetelerin de bunu kaydettiğini bildirdim. Bunun bizim için övünç ve gurur meselesi olduğu da anlattım. Geçenlerde bir resmî toplantıda hazır bulunan memurlar arasında da bu mesele hakkında bahis açılarak, Avrupa’da din hürriyeti adına, Hıristiyanların, kendi itikat ve dinleri aleyhine tiyatro oyunu tertip etmelerinin yasak olduğu belirtildi. Din-i Mübin-i İslâm hakkında da bu gibi zararlı bir oyunu; insaf erbabı ve aklıselim sahibi herkesin çirkin göreceği belirtildi. Söz konusu oyunun Doğu ve Batı Hindistan’da değil oynanması, adının duyulmasının bile caiz olmadığı, Siyam’da bazı cami-i Şerifelerin kapatılması ve yıkılması gibi zuhura gelen bazı olayların da, bu piyesi sahnelemek isteyenler gibi kötü niyetlilerin eseri olduğu konuşuluyordu.”
