ArifanKitap

Şevval Ayı Orucunun Fazileti

Şevval Ayı Orucunun Fazileti

Adem ŞENER

Almanak 2007-2008, Ekim 2008 sayısından.

On bir ayın sultanı olan Ramazan-ı Şerif ayını en güzel bir şekilde geçirip Şevval ayına kavuşmuş bulunuyoruz. Şevval ayı; orucu ile, teravih namazı ile, zekâtı, fıtır sadakası, hayır ve hasenatı ile dolu dolu geçirilen Ramazan-ı Şerif ayının ardından ihmal edilen, ibâdette gevşekliğe düşülen bir ay konumunda kal-

maktadır. Oysa Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) bu aya da tâzim ve hürmet göstermiş, bu ayda da ibâdet ve tâate teşvik etmiştir.

Hazreti Ebu Eyyub (Radıyallâhü Anh)’dan rivâyet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır: “Bir kimse Ramazan-ı Şerif ayını oruçlu olarak geçirip, arkasından Şevval ayında da altı gün oruç tutarsa, bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi olur.”1

Allâh-ü Teâlâ (Celle Celâlühü) yapılmış olan iyi amellere en az on misli ile mukabele edeceğini, âyet-i kerime ile beyan etmekte ve şöyle buyurmaktadır: “Her kim hayırlı bir iş ile gelirse kendisine onun (yapmış olduğu iyiliğin) on misli sevap vardır.”2

Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in azatlı kölesi Hazreti Sevban (Radıyallâhü Anh)’dan rivâyet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Allâh-ü Teâlâ (Celle Celâlühü) bir iyiliğe karşılık on mislini vermiştir. Buna göre Ramazan-ı Şerif ayı orucu on aya, Ramazan-ı Şerif’ten sonra tutulan altı gün oruç ise iki aya mukabildir ki, böylece bir sene oruç tutulmuş olur.”3

Zira böylece o kimsenin tuttuğu orucun hepsi otuz altı gün olur. Yukarıda beyan edilen âyet-i kerime ve Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in “Bir kimse bir iyilik yaparsa, ona o iyiliğin on misli verilir.” hadîsi şerifleri mucibince, otuz altı günün her bir gününe karşılık on gün hesap edilirse, toplam üç yüz altmış gün eder.

Ümmet-i Muhammed’in yaptığı iyiliklerin karşılığında on kat mükâfat almasının hikmeti şu üç sebebe dayanmaktadır.

1- Geçmiş ümmetlerin ömürleri uzun oluyordu. Dolayısıyla Allâh-ü Teâlâ (Celle Celâlühü)’ya karşı çok ibâdet ve taat etmiş oluyorlardı. Hâlbuki Ümmet-i Muhammed’in ömrü çok kısadır, dolayısıyla ibâdet ve taatleri de azdır. İşte bu yüzden Allâh-ü Teâlâ (Celle Celâlühü) Ümmet-i Muhammed’in ibâdet ve taatte diğer geçmiş ümmetlerden ilerde olsunlar diye işledikleri iyi amelleri on katıyla mükâfatlandırarak, bazı zaman ve mekânları (Kadir Gecesi, Kâbe, vs.) faziletli kılarak geçmiş ümmetlerden daha üstün bir dereceye eriştirmiştir.

2- Cennete girmeye eksiksiz ve samimi ibâdet ve taat edenler hak kazanırlar. Ümmet-i Muhammed’in ibâdet ve taatleri ise eksik ve kusurludur. İşte bu yüzdendir ki, Allâh-ü Teâlâ (Celle Celâlühü) geniş lütfuyla, Ümmet-i Muhammed’in yaptığı ibâdetleri on katıyla mükâfatlandırarak olgunluğa eriştirmiştir. Mü’minler, ancak Allâh-ü Teâlâ (Celle Celâlühü)’nün bire on verdiği mükâfatlarla Cennete kavuşabileceklerdir.

3- Allâh-ü Teâlâ (Celle Celâlühü), bir iyiliğe karşı on mükâfat vereceğini vaadetmiştir. Çünkü kıyâmet gününde her mü’minin düşmanı, kendisine yakasından asılacaktır. Geriye Allâh-ü Teâlâ (Celle Celâlühü)’nün vaadettiği kat kat sevabı kalacaktır. Mü’minin düşmanı bu defa da; “Ey Rabbim! O katları da bana ver.” deyince, Allâh-ü Teâlâ (Celle Celâlühü) şöyle cevap verecektir: “Onlar kulumun işlediği iyiliğin karşılığı değil, benim sonsuz rahmetimden

verdiğim mükâfatlardır. Ben sana kulumun işlediği iyiliklerin mükâfatını verebilirim, kendi rahmetimden verdiğim mükâfatı veremem.”

Ramazan-ı Şerif ayında oruç tutan, namaz kılan ve iyilik eden kimse meyvesini vermek üzere dikilen bir ağaca benzer. Nasıl ki ağacın tutup tutmadığının belli olması için dal ve budak salması ve üzerinden uzun bir müddet geçmesi gerekirse, kişinin de ibâdetlerinin kabul olması için Ramazan-ı Şerif ayından sonra da ibâdeti bırakması değil, tersine daha da derin bir istekle ibâdet ve taate devam etmesi gerekir. İbâdetlerin kabul olunmasının alâmetlerinden birisi ve başlıcası, onun sürekli yapılmasıdır.

Altı günlük Şevval orucunun sır ve hikmeti şudur: Ramazan-ı Şerif orucunu bitirip de bayrama çıkan kimselerin nefisleri, çoğu zaman şehevî arzu ve istekleri tatmin etmeye yönelir. O yüzden de yine gönülleri bir gaflet ve kasvet perdesi örter. Ama altı günlük Şevval orucu tutulursa, bir yandan gönülleri örtmek isteyen gaflet perdesi kaldırılır, bir yandan da Ramazan-ı Şerif ayı boyunca yapılan eksiklik ve bozukluklar giderilmiş olur. Tıpkı farzların ardından kılınan sünnet namazlar ve namazda işlenen bir hatada yapılan “sehiv secdesi” gibi.

Bu orucun meşrû kılınmasındaki bir diğer sır da şudur: Ramazan-ı Şerif ayının peşindeki bu oruç, farz namazların peşinden kılınan sünnet namazları gibidir. Nasıl ki bu sünnetler, farzlarda olması muhtemel kusurları telafi ediyorsa, Şevval ayında tutulan oruç da Ramazan-ı Şerif orucunda bulunması muhtemel kusurları telafi eder. Ayrıca oruç ibâdetinden usanılmadığı da ifade edilmiş olur.

Süfyanı Sevrî (Kuddise Sirruhû) anlatıyor:

Ben Mekke-i Mükerreme’de üç sene oturdum. Mekkelilerden bir kimse her gün Harem-i Şerif’e gelir, tavaf eder, namaz kılar ve sonra bana selâm verip giderdi. Ben bu kimse ile tanıştım. Bir gün o kimse beni yanına çağırdı. Bana dedi ki:

“Ben öldüğüm vakitte kendi elinle beni yıka, namazımı kıl ve defneyle. O gece beni terk etmeyip kabrimde gecele. Münker ve Nekir meleklerinin suâli anında bana Kelime-i Tevhid’i telkin et.” dedi.

Ben de o kimsenin istediklerini yapmayı kabul ettim. Bana emrettiğinin aynını yaptım. Kabrinde geceledim. O gece uyku ile uyanıklık arasında iken:

“Ya Süfyan! Beni korumaya ve senin telkinine ihtiyaç kalmadı.” diye bir ses işittim.

O zaman:

“Ne sebeple bu lütfa eriştin?” diye sordum. Bana cevap olarak:

“Ramazan-ı Şerif ayının orucunu tutup, Şevval ayından altı gün daha eklemem sebebiyle.” dedi.

O zaman ben uyandım. Yanımda kimseyi göremedim. Abdest aldım, namaz kıldım, uyudum; böylece üç kere gördüm. Bildim ki bu rüya rahmanîdir; şeytandan değildir. O zaman kabrin ya-

nından ayrıldım ve “Ya Rabbi! Beni Ramazan-ı Şerif ayının orucuna ve Şevval’den altı gün orucuna muvaffak kıl” diye duâ ettim. Allâh-ü Teâlâ (Celle Celâlühü) beni de muvaffak kıldı.

Bu altı günün orucu, Ramazan Bayramı’nın ilk günü hariç Şevval ayı içerisinde herhangi bir zamanda peş peşe tutulabileceği gibi ayrı ayrı da tutulabilir. Ancak ard arda tutulması daha faziletli görülmüştür. Çünkü ard arda tutmak, iç dünyamızı ve gönüllerimizi temizleme bakımından, parça parça tutmaktan daha üstün derecelidir. Bu yüzden Şevval orucunu da Ramazan ayının orucu gibi ard arda tutmalı, hatta bu hususta daha fazla titizlik göstermeye gayret etmelidir. Çünkü Şevval orucu, Ramazan-ı Şerif orucunun eksik ve bozukluklarını giderir.