Adem ŞENER
Almanak 2007-2008, Kasım 2008 sayısından.
Bütün Müslümanlar tarafından saygın bir yere sahip olan Zemzem suyu, Hz. İbrahim (Aleyhisselâm) tarafından Mekke-i
Mükerreme’ye bırakılan Hz. Hacer’e ve Hz. İsmail (Aleyhisselâm)’a Allah-ü Teâlâ’nın bir lütfü olarak ihsan olunmuştur.
İbrahim (Aleyhisselâm)’ın hanımı Hz. Hacer’den, İsmail (Aleyhisselâm) doğduktan sonra, Hz. Sâre tarafından kıskanılması üzerine İbrahim (Aleyhisselâm) Hz. Hacer ile emzirmekte olduğu oğlunu Mekke-i Mükerreme’ye getirdi. Hz. Hacer ile İsmail (Aleyhisselâm)’ı, Mescid-i Haram’ın bugün bulunduğu yerin yukarısındaki büyük bir ağacın yanına bıraktı. O tarihte Mekke-i Mükerreme’de hiç bir kimse yoktu. Hatta içecek su bile yoktu. Sonra İbrahim (Aleyhisselâm), Şam’a gitmek üzere oradan ayrıldı. Ayrıldığı sırada Hz. Hacer peşine takılıp ona şöyle diyordu:
“Ey İbrahim! Bizi bu vadide bırakıp da nereye gidiyorsun? Öyle bir vadi ki, ne görüp görüşecek bir insan var, ne de hayat eseri başka bir şey var.”
Hz. Hacer bu sözleri ne kadar tekrar ettiyse de İbrahim (Aleyhisselâm) dönüp bakmadı. Nihayet Hz. Hacer: “Bizi burada bırakmanı Allah mı emretti?” diye sorunca, İbrahim (Aleyhisselâm) da: “Evet, Allah (Celle Celâlühü) emretti” diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Hacer: “Öyle ise Allah bizi unutmaz, O bizi korur” dedi.
Artık İsmail (Aleyhisselâm)’ın annesi oğlunu emziriyor ve kendisi de kırbadaki sudan içiyordu. Nihayet kırbadaki su bitince hem Hz. Hacer, hem de oğlu susadı. Hz. Hacer, çocuğun susuzluktan toprak üzerinde sızlanarak yuvarlandığına bakmaya başladı. Fakat çocuğun bu elim haline bakmaktan fenalaşarak onun yanından kalkıp biraz öteye gitti. O mıntıkada Kâbe’ye en yakın tepe olan Safa tepesini buldu ve onun üstüne çıktı. Sonra vadiye karşı durup kimseyi görebilir miyim diye bakmaya başladı. Bu defa Safa tepesinden indi. Vadiye inince (ayağına dolaşmasın diye) entarisinin eteğini topladı. Sonra müşkül bir işle karşılaşan bir insan azmiyle koştu, vadiyi geçti. Sonra Merve tepesine çıktı.
Orada da biraz durdu ve kimseyi görebilir miyim diye baktı. Fakat hiç kimseyi göremedi. Hacer, bu suretle (Safa ile Merve arasında) yedi sefer gitti, geldi. Son defa Merve üzerine çıktığında bir ses işitti ve bu sesi tekrar duyarım ümidiyle dikkatle dinledi. Bu sesi bir daha işitti. Bunun üzerine: “Ey ses sahibi! Sesini duyurdun. Eğer bize yardım edebilecek güce sahipsen, yardım et” dedi.
Hz. Hacer böyle der demez, hemen Zemzem Kuyusunun yerinde bir melek göründü. O melek ayağının topuğu ile yahut kanadıyla yeri kazıyordu. Nihayet su göründü. Hz. Hacer, su başka tarafa akmasın diye suyu eliyle çevirdi, havuz gibi yaptı. Hz. Hacer hem eliyle böyle yapıyor, hem de kırbasını doldurmaya devam ediyordu. Su ise yerinde kaynıyordu.
Hz. Abdullah b. Abbas (Radıyallâhü Anhümâ)’nın rivâyet ettiğine göre Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem): “Allah (Celle Celâlühü), İsmail (Aleyhisselâm)’ın annesi Hz. Hacer’e rahmet etsin. O, Zemzemi kendi haline bıraksaydı, suyu avuçlamasaydı, muhakkak Zemzem akar ve bir ırmak olurdu” buyurmuştur.2
Hz. Hacer bu sudan içti ve çocuğunu emzirdi. Melek, Hz. Hacer’e “Helak oluruz, kayboluruz diye korkmayın. İşte şurası Allah’ın evidir, o evi şu çocukla babası yapacaktır. Muhakkak ki Allah (Celle Celâlühü), o işin ehlini zâyi etmez” dedi.
Mekke-i Mükerreme şehrinin idaresini Hz. İsmail (Aleyhisselâm)’dan sonra oğlu Nabit, ondan sonra da Cürhüm Kabilesi devam ettirdi. İşte bu sırada Yemen’den kuzeye doğru göç eden Ezd kabilesinin bir kolu olan Huzaa Kabilesi, Harem bölgesinde kalmak için Cürhüm Kabilesinden izin istedi. Cürhüm Kabilesi onlara izin vermeyince aralarında başlayan savaş, Huzaa Kabilesinin kesin zaferiyle neticelendi. Bunun üzerine Cürhüm Kabilesi Mekke-i Mükerreme’yi terk etmek zorunda kaldı. Şehirden ayrılırken de Zemzem Kuyusunu kapattılar. Kuyunun en dibine altından yapılmış iki ceylan heykeli, bir takım silahlar, kılıçlar, zırhlar koyarak; sonra da çakıl, kum ve taşlarla kuyuyu doldurup yerini belli olmaz hale getirdiler.3
ZEMZEMİN İKİNCİ KEZ BULUNMASI
İbn-i İshak, Hazreti Ali (Radıyallâhü Anh)’dan rivayet etmiştir ki:
Abdülmuttalib bir gün Kâbe-i Muazzama’nın yanında Hicr denilen mevkide serin bir gölgede uyuyordu. Bu esnada bir rüya gördü. Rüyasında birisi gelip kendisine şöyle seslendi:
“Kalk ve Tayyibe’yi kaz.” Abdülmuttalib sordu: “Tayyibe nedir?”
O zat hiçbir açıklama yapmadan onun yanından ayrıldı.
Ertesi gün Abdülmuttalib tekrar aynı yerde uyurken yine aynı zat geldi ve; “Kalk ve Berre’yi kaz” dedi. Abdülmuttalib tekrar sordu: “Berre nedir?”
O zat yine hiçbir cevap vermeden onun yanından ayrıldı. Abdülmuttalib uyandı ve rüyasına bir mâna vermeye çalıştı. Fakat hiçbir mâna veremiyor, rüyayı bir türlü çözemiyordu. Aradan bir gün daha geçti ve ertesi gün Abdülmuttalib tekrar aynı yerde uyurken yine rüya âlemine daldı ve rüyasında aynı zat:
“Kalk ve Mamnune’yi kaz” dedi. Abdülmuttalib: “Mamnune nedir?” diye sordu fakat yine bir cevap alamadı.
Dördüncü gün yine aynı yerde uyuyan Abdülmuttalib rüyasında tekrar aynı zatı gördü. O zat bu sefer:
“Kalk ve Zemzem’i kaz” diye kendisine nida etti. Abdülmuttalib: “Zemzem nedir?” diye sordu. O zat bu sefer kendisini cevapsız bırakmadı ve:
“O öyle bir sudur ki, dünyanın dört bir tarafından gelen hacılara kifâyet eder. Cebrail (Aleyhisselâm)’ın ayağı ile vurduğu yerden çıkmıştır. Susuzları kandırır, açları doyurur, hastalara şifâ olur. O su, Kâbe-i Muazzama’da kesilen kurbanların kanlarının döküldüğü yer ile, işkembelerinin atıldığı yer arasındadır. Sen orada iken alaca kanatlı bir karga gelip orayı gagalar. Orada karınca yuvası da vardır” dedi.4
Abdülmuttalib uyanınca sevincine sevinç katılmıştı. Zira Zemzem Kuyusu hakkında evvelce epey şeyler duymuştu ve bir takım bilgilere sahipti. Ancak kesin yerini kimse bilmiyordu.
Abdülmuttalib, artık Zemzem’in yerini bulup kazmakla vazifelendirildiğini anlamıştı. Derhal araştırmaya koyuldu. Rüyasında kendisine öğretilen yere gitti. Bu sırada alaca kanatlı bir karganın süzüldüğünü ve yere konarak gagası ile bir yeri karıştırdıktan sonra, tekrar havalanarak göğe doğru yükseldiğini gördü.
Böylece Abdülmuttalib, zemzem’in yerini tespit etmişti ve sıra kazmaya gelmişti. Senelerden beri gizli kalmış hayat bahşeden bir kuyuyu bulup, ortaya çıkarma şerefine erecekti. Bu şerefi başkasına kaptırmak ve bu sırrı başkalarına açmak istemiyordu. Bunun için ertesi gün bir tek oğlu olan Hâris’i alarak tespit edilen yere gitti ve kazmaya başladılar. Bir müddet devam eden kazı sonucu Zemzem Kuyusunun örülmüş duvar taşları ile, bir daire şeklindeki ağzı meydana çıktı. Abdülmuttalib gözlerine inanamıyordu. “Allahü Ekber! Allahü Ekber!” diye tekbir getirmeye başladı.
Kureyş’in ileri gelenleri Abdülmuttalib’in Zemzem Kuyusunu bulmak üzere olduğunu haber alınca hemen başına toplandılar ve: “Ey Abdülmuttalib! Bu, bizim babamız Hazreti İsmail’in kuyusudur. Onda bizim de hakkımız var. Bu işe bizi de ortak et” diye teklifte bulundular. Bunun üzerine Abdülmuttalib dedi ki:
“Yapamam! Bu, bana siz olmadan tahsis olunmuş ve aranızda ancak bana verilmiş olan bir görevdir” Kureyş’in ileri gelenlerinden birisi:
“Sen bize kafa mı tutuyorsun! Sen yalnız başına bir kimsesin. Tek oğlundan başka bir destekçin yok” dedi.
Bu sözler Abdülmuttalib’in adeta içini yaktı. Çünkü Kureyşliler onu kimsesizlikle küçümsüyorlardı. Bir müddet üzüntü içinde sustu ve: “Demek sen beni yalnızlık ve kimsesizlikle ayıplıyorsun, öyle mi?” diye sitemde bulundu. Bu durum Abdulmuttalib’e çok dokunmuştu içi yanarak ellerini açtı, yüzünü semaya doğru çevirdi ve: “Yemin ederim ki Allahü Teâlâ bana on erkek çocuk verirse, bunlardan birisini Kâbe-i Muazzama’nın yanında kurban edeceğim.”5 diye nezirde bulundu.
Bu olay hayli kritik bir hal almıştı. Böyle hassas hadiseler yüzünden Araplar arasında çok defa çarpışmalar patlak vermiş ve çok kan dökülmüştü. Bunu bilen Abdülmuttalib, işin hakem vasıtası ile halledilmesini tavsiye etti kendilerine. Kureyş’in ileri gelenleri bu teklifi kabul ettiler ve hakem olarak Şam’da oturan, Sa’b İbn-i Hüzeym’i seçtiler.
Amcalarından birkaçını yanına alan Abdülmuttalib, Kureyş kabilelerinin ileri gelenlerinden bir grupla Şam’a doğru yola çıktı. Ancak daha Şam’a varmadan çölün ortasında, Abdülmuttalib’in ve yanında gelenlerin suları bitti. Çaresiz kalan Abdülmuttalib, Kureyş’in ileri gelenlerinden su istedi. Ancak Kureyş’in ileri gelenleri bu talebi “Suyumuz ancak bize yeter” diyerek reddettiler.
Abdülmuttalib ile yakınlarının hayatı büyük bir tehlike ile karşı karşıya bulunuyordu. Ellerinde yapacakları hiçbir şey de yoktu. Çöl ortasında su aramak, serabın peşinde koşmaktan farksızdı.
Çaresizliğin bir çare olmadığının bilincinde olan Abdülmutta-
lib, ne pahasına olursa olsun su bulmak için çaba sarf edecekti. Su aramaya çıkmak için devesinin yanına gelip devesini ayağa kaldırdı. Devesi ayağa kalkınca onun bir ayağının dibinde bir miktar su gördü. Bu durum karşısında fazlası ile sevinen Abdülmuttalib, suyun çıktığı yeri genişletince suyun daha gür akmaya başladığını gördü. Bu arada kendilerine su vermeyen Kureyşliler onları hayretle izliyorlardı.
Abdülmuttalib ve arkadaşları sudan kana kana içip hayvanlarına da içirdiler. Daha sonra Abdülmuttalib kendisine su vermeyen Kureyşlilere dönüp:
“Suya gelin, suya! Allâh-ü Teâlâ bize su verdi. Hem kendiniz bu sudan için, hem de hayvanlarınızı sulayın!” diye onları da çağırdı. Kureyşliler mahcup bir halde suya yaklaştılar. Kana kana sudan içtiler. Hayvanlarını suladılar. Yanlarındaki bayat suyu dökerek temiz su ile doldurdular.
Kureyşliler, Abdülmuttalib’in kendilerine sunduğu bu serin ve temiz suyu içer içmez âlemleri birden değişti. Pişman bir vaziyette: “Ey Abdülmuttalib! Artık sana diyecek bir sözümüz yok. Anladık ki Zemzem’i kazmak senin hakkın. Bu işe ancak sen layıksın. Vallahi, Zemzem hususunda seninle bir daha münakaşa etmeyeceğiz. Artık hakeme gitmeye de gerek görmüyoruz” dediler ve yarı yoldan geri döndüler.
Mekke-i Mükerreme’ye döndükten sonra oğlu Hâris ile birlikte kazıya devam eden Abdülmuttalib, kısa bir zaman sonra Zemzem Kuyusunu ortaya çıkardılar.6
Zemzem Kuyusu açıldıktan sonra oradan daha önce Cürhüm kabilesinin Mekke-i Mükerreme’yi terk ederken sakladıkları iki altından geyik heykeli ile kılıçlar ve zırhlar çıktı. Zemzem Kuyusunu ortaya çıkarma hakkını Abdülmuttalib’e bırakan Kureyş’in ileri gelenleri, bu sefer de bu mallara ortak olmaya çalıştılar ve
“Ey Abdülmuttalib! Bu mallara seninle beraber ortağız. Bunlarda bizim de hakkımız var” dediler. Abdülmuttalib: “Hayır! Sizin bu mallar üzerinde hiçbir hakkınız yoktur. Bununla beraber ben yine anlaşma yolunu tutuyor ve size yumuşaklık ile karşılık vermek istiyorum. Bu meseleyi de aramızda kura çekerek halledelim” dedi. Kureyş’in ileri gelenleri bu teklifi kabul ettiler ve nasıl bir kura çekmeleri gerektiğini sordular. Abdülmuttalib:
“İki kura Kâbe-i Muazzama için, iki kura benim için, iki kura da sizin için çekeriz. Kurada kime ne çıkarsa onu alır, çıkmayan da mahrum kalır” diye görüşünü belirtti. Bu fikir kabul edilince hemen kura çekmeye koyuldular.
Kura sonucu, Kureyş ileri gelenlerinin bu mallarda hakları olmadığını bir kere daha ortaya koydu. İki adet altın geyik heykeli Kâbe-i Muazzama’ya, kılıç ve zırhlar Abdülmuttalib’e düştü.7 Onların payı ise mahrumiyet oldu. Ama artık itiraz edecek durumları kalmadı ve mesele böylece kapandı.
Abdülmuttalib, altın heykelleri Kâbe-i Muazzama’nın kapısının üzerine koydu. Kılıç ve zırhları dövdürüp saç haline getirdikten sonra bununla Kâbe-i Muazzama’nın kapısını kapattı. Böylece ilk
defa Kâbe-i Muazama’yı altınlarla süsleme şerefine nail olmuş oldu.
ZEMZEMİN SIRLARI
1- Avrupa`da laboratuarlarda yapılan araştırmaya göre Zemzem suyu diğer sulara göre çok daha az kükürt taşımaktadır.
2- Yine aynı araştırmaya göre diğer sulara göre çok daha besleyicidir ve çok daha fazla mineral barındırmaktadır.
3- Kaynağı henüz bulunamamıştır. Nereden geldiği şu anki teknolojiye göre bile bilinememektedir. Yakınlarında hiçbir kuyu yoktur ve denize de 80 km. uzaklıktadır. Bu şartlarda suyunu denizden veya başka bir kuyudan alması imkânsızdır.
4- Yıllardır suyun bitmiyor olması araştırmacıları çok şaşırtmaktadır.
5- Açlığını gidermek için içen kişinin açlığını, susuzluğunu gidermek için içenin susuzluğunu giderir.
6- Sadece 1,5 m. derinliğindeki ufacık bir kuyudan çıkan su, hac ve umre mevsimi boyunca milyonlarca kişinin tüm su ihtiyacını karşılamaktadır.
7- Hiçbir zaman ne azalma ne de kuruma göstermemektedir.
8- Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) raporlarına göre dünyadaki en içilebilir ve sağlıklı sulardan biridir.
9- Amerika’da yapılan test sonuçlarına göre dünyada içinde mikroorganizma ve bakteri bulundurmayan tek sudur.
10- Dünyanın en kurak bölgelerinden birisi olan Arap Yarımadası’nın da en kurak vadisinde bu kalitede ve bollukta bir suyun 1,5 metre çapındaki bir kuyudan çıkması başlı başına bir mucizedir. Zaman zaman içindeki mineral oranları değişse ve debisi kısmen azalsa da Zemzem Kuyusu yüzyıllardır su vermeye devam etmektedir.
11- Kabaca huniye benzeyen Zemzem Kuyusunun bu şeklinin bile bir hikmeti vardır. Çünkü bu şekli suyun debisini düzenlemektedir.
12- 1,5 metre genişliğinde olan Zemzem Kuyusundan binlerce yıldır milyonlarca metreküp su çekiliyor, kaynağının ise hâlâ tam olarak bilinmemesi mucize olarak değerlendiriliyor. Zemzem Kuyusunun yakınlarında irili ufaklı (birisinin adı Davut) birçok kuyu var. Ama bölgenin jeolojik yapısı gereği bu sular ya çok aşırı mineralli ya da tuzludur. Hiçbiri Zemzem kadar mineral oranı dengeli ve kaliteli değildir. Bu kuyular birbirine bu kadar yakın olmasına rağmen, hiçbirinin Zemzemin normal değerlerine yaklaşamaması bile başlı başına bir mucizedir. - DİPNOT - 1 - İbn-i Manzûr, Lisanul Arab: 12/237 2 - Buharî, Şirb:10; Enbiya: 9 3 - es-Suheylî, er-Ravdul Unf: 2/7 4 - İbn-i Hişam, Siret: 87
5 - İbn-i Hişam, Siret: 88; İbn-i Sa’d, Tabakat: 1/88; 6 - Taberi, Tarih: 1/128 7 - İbn-i Hişam, Siret: 88; İbn-i Sa’d, Tabakat: 1/84
