Yükleniyor...
Alt Kategoriler
Markalar
Nitelikler
Fiyat Aralıkları
Listeleme

Mahmud Efendinin Eserleri

Mahmud Efendi Hazretleriyle Alakalı Bazı Hatıralar

Mahmud Efendi Hazretleriyle Alakalı Bazı Hatıralar

Sen Efendi Hazretleri’ misin?
İhvanımızdan birinin 3-4 yaşlarında afacan bir çocuğu vardı. İsmailağanın yanında bir evde otururlardı, her zaman cami içinde avluda yukarda aşağıda dört dolaşırdı. Bir gün Efendi Hazretleri camiden çıkıp kendi odasına doğru giderken bu çocuk önüne çıkıp gelmiş ve:
– Sen Efendi Hazretleri misin? demiş. Efendi Hazretleri de ciddi bir şekilde
-Şüphen mi var? diye cevab vermiş. Etraftakiler hayret ve tebessümle bu manzarayı izlediler.

Hanımına Söyle …
Emekli bir amca şöyle anlattı.
Bir gün Efendi Hazretleri şadırvanda abdest alıyordu, yanına geldim beni, görünce yaklaşıp selam verdim. Bana buyurdu ki; hanımın çarşaf giydi mi ?
Evet, giyindi, dedim.
Efendi Hazretleri bizim evin tarafına doğru döndü baktı, bana döndü ve;
– Hanımına söyle çarşaf giyinsin, buyurdu.
Hemen koştum durumu haber verdim, çarşaf giyindi.

İlim Orada!
Efendi Hazretleri k.s. islami ilimlerin Çarşamba’da ihya edilmesini ve icra edilmesini çok arzu ederdi. Kapalı olan İsmailağa Medresesinin ilimle canlanmasını çok arzu ederdi.
Ama bazı genç hoca arkadaşlarımız, biraz ilim okuyun-ca başka yerlere kulak vermeye başlayıp kimi Pakistana, kimi Mısıra kimi Şama gitmek isterdi. O sıra bu furyaya iyi bir hoca kardeşimiz de takıldı.
Efendi Hazretleri camisinin içinden arka tarafa abdest için giderken o hoca kardeşimizi gördü ve çağırdı. Yanına gelen hoca kardeşimize şöyle buyurdu:
-İlmi burda canlandıralım, okuyun her taraftan hatta Rus’ya’dan bile hoca istiyorlar, başka yerlere gitmeyin.
İşittiğimize göre başka ülkelere giden kardeşlerimize oradaki alimler
-Nerden geldin? Dermişler.
-İstanbul-Fatih’ten.
-İlim orada, sen buraya geldin! Git oraya! Dermişler.

Şüpheliden Sakınmak!
Rahmetli Hasbi Hoca bir gün şöyle anlatmıştı.
Biz Efendi Hazretlerinden ders okuyorduk. Bir gün Efendi Hazretlerinin rahlesi üzerine bir muz konmuştu. Bir iki gün orda durdu.
Ertesi gün muz kayboldu, birisi onu yemişti. Efendi Hazretleri muzu sordu, kimseden bir cevap çıkmadı!
Biraz bekledikten sonra şöyle buyurdular:
O muzu, kazancından şüphe ettiğim birisi getirmişti, yemek istemediğimden bekletiyordum. Yenmeseydi iyi olur-du.
İşte gerçek mürşidler böyle her hususta teyakkuz üzere olup müridlerine de aynı hali, ya sözle veya hal ile öğretirler. Zira haram veya şüpheli lokma ibadet etmeye mani olduğu gibi ibadetin lezzetini de götürür.

Müsamaha Bu Kadar Olur!
Bir gün İsmailağa camii şerifinin içinde usul dersi okuyorduk. Yirmiden fazla hoca efendi, ders halkasına otur-muş, dikkatle dersi dinliyorduk.
Efendi Hazretleri de -k.s- dersi okuyan Şaban Hoca Efendinin hemen yanında hazır idi. Bizler bir kaç metre geride halka olmuştuk. Efendi Hazretlerinin biraz arkasında bir arkadaşımız oturuyordu. Bu kişi biraz rahatsız olmuş, garip hareketleri olan biriydi. İdare edilmesi gereken hali vardı. Hatta bazı kereler teskin edici iğne ile zabdedilebiliyordu.
Bizler dersle ilgilenirken, o rahatsız olan arkadaş Efendi Hazretlerine biraz daha yakınlaştı ve cübbesini tuttu. Bu durumu Efendi Hazretleri de fark etti ama tebessüm ederek bir şey söylemedi.
Biraz sonra ne görelim, o rahatsız arkadaşımız, Efendi Hazretlerinin boğazına sarılmak isteyip havaya kaldırmaya başladı, o anda hoca efendiler müdahele edip Efendi Hazret-lerini muhafaza ettiler, o arkadaşı da hemen tedavi için götür-düler. Biz bayağı sıkılmıştık, ama Efendi Hazretleri yine tebessüm ediyor ve -ne yapalım idare etmek lazım- diyordu.

“Seni hangi ana doğurdu, muhtar”
Bir gün Efendi Hazretleri şöyle bir kıssa anlattı:
Kur’an okumak ve okutmak yasak olduğu dönemlerde idi, Of taraflarında bir köyde hocanın biri Kur’an okutuyor diye köy muhtarı tarafından jandarmaya şikayet edilmiş. Jandar-malar gidip hocayı yakalamışlar ve rahleyi hocanın sırtına yükleyerek kasabaya indirmişler. Karakol komutanına durumu haber vermişler.
Komutan şaşırmış, kim şikayet etti diye sormuş. Köyün muhtarı dediler. Çağırın muhtarı gelsin, demiş komutan. Çağırmışlar. Aşağıya indirin, demiş komutan. İndirmişler. Komutan eline bir sopa almış ve muhtara vurmaya başlamış, bir yandan da “Seni hangi ana doğurdu, muhtar” diye bağırıyormuş ve küüt diye vuruyormuş.
“Seni hangi ana doğurdu” küüt!

Büyüklerin Önüne Geçmemeli!
Bir gün sabah namazının peşinde İsmailağa Camii şerifinde hatmi hoca yapılmıştı. Zikirden sonra Efendi Haz-retleri duasını yaptı ve bazı ihvana günlük olaylardan sordu.
Haberleri takip eden bir mühendis kardeşimiz vardı, bazı açıklamalar yaptı.
Efendi Hazretleri k.s. biraz daha malumat dinlemek istiyordu. Vakit biraz daha uzayınca, medreselerine gidecek olan hoca efendilerden biri rahatsızlık duymaya başladı, ama belli de edemiyordu. Biraz daha konuşmalar uzayınca o hoca efendi söze karışıp, derse yetişeceklerinden bahsetti ve manevi yolda dikkat edilmesi lazım gelen bir edebi unuttu.
Efendi Hazretleri hemen sözü bağlayıp duayı tamam-ladı, ama o haca efendiyi büyük bir telaş kaplamıştı. Kürsüye çıkıp yaptığı işin uygun olmadığına dair ilgili ayetleri okudu. (Hucurat suresinden)
“Allah ve Resulünün önüne geçmeyin…. yoksa amelleriniz farkında olmadan silinir…” mealindeki ayetleri bir yandan okuyor, bir yandan da göz yaşlarını tutamıyordu. Ağlayarak Efendi hazretlerinden özür diliyor, affedilmesi için ricalarda bulunuyordu. Hepimiz çok müteessir olduk ve korkmuştuk.
Efendi Hazretleri k.s. her zamanki gibi tebessümle, -tamam, haklısınız, ben unuttum, sözü uzattım- gibi sözlerle mesuliyyeti kendinde buluyor ve hoca efendiyi teskin ediyor-du. Epey bir uğraştan sonra hoca efendi rahatladı ve Mektu-battan bir miktar okuyarak sohbetini tamamladı.
Gerçekten insan, nerde olursa olsun, edebini muhafaza etmeli, büyüklerin önüne geçmemelidir, aksi halde Allahu teala katında makbul olmaz.

Yükleniyor...