Dikili Bir Ağacınız Var mı?

Dikili Bir Ağacınız Var mı?

Yakup YAZICI

Almanak 2007-2008, Mayıs 2008 sayısından.

Ağaç… Dünya üzerindeki varlığı, hayatın varlığıyla eşzamanlı bir varlık. Kâinâta kânun koyan, onu bir nizâm ve intizâm içerisinde çekip çeviren Mevlâ Teâlâ, insanı yaratmadan evvel onun rızkını yaratmış, hâne sahibi olarak misafir gelmeden önce ona sunacağı sofrayı hazırlamıştır.

Ağaç meyve demektir. Ağaç gölge demektir. Ağaç temiz hava, yeşillik, hayat, rahmet, bereket ve güzellik demektir. Tüm edipler, hatipler, şâir ve yazarlar eserlerinde mutlaka ağaca yer vermişler, teşbih ve temsillerde ağaçtan ilham almışlardır. Hz. Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) bazen Müslümanı bir hurma 3- Cevdet Paşa, Tezâkir 21–39 (Yayınlayan: Cavid Baysun), Ankara 1986, s.84–85

ağacına benzetmiştir. Hurma ağacının yaprağı yazın ve kışın dökülmez. Onun yanında bulunan ya meyvesinden, ya da gölgesinden istifade eder. Hurmanın tadı hoş, kokusu güzeldir. Müslüman da böylecedir. Onunla beraber olan maddeten ve mânen mutlaka istifade eder. Sözü hoş, sohbeti güzeldir. İnsanlara ve insanlığa her zaman faydası dokunur.

Bazen de Sevgili Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) o hurma dalını bir ölünün kabrine dikerek, meyyitin ıstırabının dinmesine vesile kılmıştır. Bazen de o hurmanın kütüğüne yaslanıp hutbe okumuş, nebevî bir mucize olarak o kütük, kütükleşen insanlara inat insani bir aşk, hüzün ve üzüntü göstermiş, O Sevgilinin firâkı ile inleyip ağlamıştır. Bir insan gibi minber ve mihrâb-ı nebî arasına, cennet bahçesine “defnedilmiştir”. Bazen o ağacın dal ve yapraklarıyla mescidin üzeri örtülerek gölgelik yapılmış, onun liflerinden yatak ve yastık yapılmış, Sevgili Peygamberimiz üzerinde istirahat buyurduğunda, lif izleri O’nun mübarek yanağında belirmiştir. Nereye baksak, hayatımızın her safhasında, yaşadığımız her ortamda mutlaka ya bir ağaç, ya da bir ağaç ürünü görürüz.

Kıyamet Koparken...

Hadîs-i şerifte kıyamet kopmasından maksat, İsrafil (Aleyhisselâm) ın sûra üfürmesiyle meydana gelecek büyük kıyâmet olabileceği gibi, kişinin ölmesi de kastedilmiş olabilir. Zîrâ Sevgili Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) “Her kim ölmüşse onun kıyameti kopmuştur” buyurmuşlardır. O takdirde hadis daha şumûllü olur. Zîrâ büyük kıyâmete kimin erişip, kimin erişmeyeceği meçhûldür ancak, her canlının ölüp kendi kıyametinin kopacağı kesindir. O zaman her insan bu hadîs-i şerîfin muhatabı olur.

Neden Ağaç?

Burada sanki Sevgili Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’e yöneltilmiş gizli bir suâl vardır. O da “Yâ Resûlellah! Kıyamet kopuyor olsa, o anda hangi ameli bize tavsiye edersin?” sorusu olmalıdır. Soran düşünür ve bekler. Yıldızlar kararıp düşerken, denizler kaynarken, dağlar yerinden oynayıp yer hallaç pamuğu gibi atılırken, şu fânî dünyanın son demleri, ukbâ âleminin ilk anlarında, Sevgili Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) acaba neyi tavsiye buyuracaktır. “Secdeye kapanın, namaza durun, sadaka verin, kelime-i tevhid çekin” mi? buyuracak. Yoksa Resûlü Ekrem (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz yine bizlere bilmediğimiz bir meseleyi mi öğretecektir? Cevap ise çok farklı bir şekilde tecelli ederek “elinizde bir ağaç fidanı varsa onu mutlaka dikiniz” fermanını duyunca, akla bir çok soru takılacaktır. Adetâ hadîs-i şerîfi işiten, “Ya Resûlellah! Kıyamet kopuyor. Bize ağaç dikmemizi emrediyorsunuz. Bu fidan ne zaman tutacak? Ne zaman yapraklanıp yeşerecek? Ne zaman çiçek açıp meyve verecek? Ve kıyamet koptuktan sonra bunun meyvesinden kimler yiyecek?”

Bu sorunun cevabı, Kur’an-ı Azîmüşşân ve nebevî hadislerin nurları ışığında hakikat incileri olarak karşımıza çıkıyor. Bu bir cümlelik hadîs-i şerife derinlemesine nazar kıldığımız zaman şu manevi hitapları işitiyoruz. İki Cihan Serveri buyuruyor ve bizle-

re âdeta şunları duyuruyor:

“Ey İnsanoğlu! Öyle salih amel işle ki, ölsen bile senin amelin kalıcı, sevap defterini açık kılıcı olsun. İnsanlar öldüğü zaman amel defterleri kapanır. Yalnız sadakayı câriye (sürekli sadaka) şeklinde hayır hasenat yapan, yaptığı iyilik insanlara fayda vermeye devam eden kimselerin amel defteri kapanmaz. İnsanlar, hatta hayvanlar o şeyden istifade ettikçe o hayır sahibinin amel defterine kıyamete kadar sevap yazılmaya devam eder.”

Ağaç dikmek de sadakayı câriyedir. Zîrâ bir başka hadîs-i şerifte “Hangi Müslüman bir ağaç diker, ondan kuşlar, insanlar ve hayvanlar yerse, mutlaka her biri sebebi ile ona sadaka sevabı yazılır” buyrulmaktadır.

Ey İnsanoğlu! Her amelinden önce niyetin sâlih ve hâlis olsun. Bu durumda sen, samimi olarak yapmaya niyet ettiğin hayırlı bir işi, yapmaya fırsat bulamasan da niyetinden dolayı ecir alacaksın. Zîrâ Hazret-i Fahr-i Kâinât Efendimiz “Mü’minin niyeti amelinden daha hayırlıdır” buyurmuştur. Ahirette insanlar karşılarında yapmadıkları birçok amelin dağlar gibi sevabını karşılarında görünce hem çok şaşıracaklar, hem de çok sevineceklerdir. “Ey Rabbimiz! Biz dünyadayken böyle işler yaptığımızı hatırlamıyoruz” dediklerinde onlara şöyle denilecektir: “Evet siz bunları yapmadınız. Ancak samimi bir kalp ile ‘Keşke imkânım olsa da şu hayırları ben de yapabilseydim. Fırsat bulursam ben de bu hayrı yapacağım’ diye içinizden geçirip dilek ve niyette bulunmuştunuz. İşte bunlar niyetlerinizin sevabıdır” denilecektir.

Ey İnsanoğlu! Yapacağın en hayırlı işlerden biri ağaç dikmek olsun. Bu o kadar önemlidir ki son nefeslerini vermek üzere olup, ölüm kıyâmeti kopmakta olan bir kimseye dahi, bu tavsiye edilmiştir. Çünkü ağacın faydaları saymakla bitmeyecek kadar çoktur. Ağaçlar kirli havayı süzer, canlıların temiz hava solumasına katkı sağlar. Ağacın kendisi nimet, gölgesi ganimet, yaprağı hayvanlar için rızık, meyvesi canlılar için azık, ona zarar verene binlerce yazık...

Kerestesinden kendine ev edin, olmazsa kışın ocağına olsun odun. Kökü, toprağı tutsun, çiçeklerinden arılar bal yapsın. Bu iyilik de sana dünya ve ahirette yetsin.

Ey İnsanoğlu! Yeşile, tabiata, ekilmiş ve dikilmiş şeylere asla zarar verme. Sevgili Peygamberimizin (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) “Her kim insanların ve hayvanların gölgelendiği (faydalandığı) bir ağacı (gereksiz yere) keserse Allah onu Cehenneme atar” buyurmuştur. Atalarımız da “Yaş kesen baş keser” demişlerdir.

Ey İnsanoğlu! Sen hayırlı işlere teşebbüs et, sonuca ulaştıracak olan Hazreti Mevlâ’dır.

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!

Hedefe varmayan mızrak utansın!

N.F.K.

Gayret kuldan, tevfik ve başarıya ulaştırmak Hazret-i Allah (Celle Celâlühû)dandır.

Ey Müslüman! Ağaç dikmek Sevgili Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)in bir sünnetidir. Çünkü Yüce Peygamberimiz kendi mübarek elleriyle yüz hurma fidanı diktiği meşhur bir vâkıadır. Her kim ağaç dikerse, unutulmaya yüz tutmuş bir sünnet-i seniyyeyi de diriltmiş olur.

Ey Müslüman! Boş vakitlerini gafletle geçirme! Lüzumsuz işlerden, karşısında saatlerini harcadığın kötü programlardan uzak dur. Ahiretin için ağaç dik. Kökü dünyada, gövde ve dalları, yaprak ve meyveleri cennette olan tesbih ağacı dikmeyi ihmal etme. Çünkü her kim bir kere “Sübhânallâhi Velhamdülillâhi Velâ İlâhe İllallâhü Vallâhü Ekber Velâ Havle Velâ Kuvvete İllâ billâhil Aliyyil Azîm” derse, Cenâb-ı Hak cennette o kimse için bir ağaç diker. O ağacın gölgesini atlı bir kimse beş yüz senede ancak dolanır.

Ey Günahlara batmış, gaflet uykusuna yatmış kişi! Ölüm gelmeden kelimeyi tevhid ağacını dik. Hem de çokça dik. Âyet-i Celîlede Cenâb-ı Hak “Görmez misin, Allah kelimeyi tayyibenin misâlini nasıl verir? Kelimeyi tayyibe, kökü sağlam bir şekilde yerde, dalları göğe yükselen bir ağaca benzer. Dâimâ Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir.” (İbrahim Sûresi. 24-25) Çünkü Server-i Kâinât Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) “İmanınızı “Lâ ilâhe illallâh” kelimesiyle sık sık yenileyiniz” buyurmuşlardır. Bir nefeslik ömrün kalmış olsa da tevhid ve tesbihe devam et. Bu ağacı dikmeden âhirete gitme. Gidip de gölgesiz açıkta kalma. Sözün özü ve son noktası da herhalde budur.

Ey Kardeşim! Hayatında hiç ağaç diktin mi, dikili bir ağacın var mı? İyi düşün.