Osmanlıların Amerika’daki ‘Sahte Semâzen’ Operasyonu

Osmanlıların Amerika’daki ‘Sahte Semâzen’ Operasyonu

Ahmet BOZDOĞANLI

Almanak 2007-2008, Aralık 2007 sayısından.

Kahire’de yaşayan İlyas Maluf adında bir açıkgöz, 1892’de “İslâm’ı Amerika’da tanıtacağı” iddiasıyla New York’ta semâ edecek 30 derviş aradığını duyurdu ve buldu da... Maluf, bazısı Hıristiyan olan sahte dervişlerle Amerika’ya gitti ama işler umduğu gibi yürümeyince hepsini yüzüstü bıraktı. Hâdise, Osmanlı Devleti ile Amerika arasında kısa süreli bir diplomatik krize sebep oldu ama mesele Babıâli’nin istediği şekilde çözüldü. Sonuçta ABD’de, ‘Paralı Semâ’ gösterisi yasaklandı.

Amerika’nın Filipinler Büyükelçisi Alexander Webb, 29 Haziran 1892’de Sultan İkinci Abdülhamid’e bir mektup yazmıştı. “İslâmiyet’i benimsiyorum, size de bağlılığımı sunmak üzere İstanbul’a gelmek istiyorum” cümlelerinin yer aldığı mektup, İslâm dünyasında büyük bir sevinç ve ilgiyle karşılanmıştı. Gençliğinde bir misyoner olarak yetiştirilen ve Amerika’nın çıkarlarını savunmak üzere ABD’nin en önemli sömürgelerinden Filipinler’in Başkenti Manila’ya gayr-ı resmi sömürge valisi olarak gönderilen Webb, Hindistan Müslümanları ile yaptığı görüşmeler sonrasında Müslüman olmuş, Muhammed Webb adını al-

mış, ardından da büyükelçilikten istifa edip New York’ta “İslâm’ı yayma” projesini yürütmeye başlamıştı.

Bu projeye başlangıçta tereddütle bakan İkinci Abdülhamid, daha sonra çeşitli raporlarla onun samimi olduğu kanâati ile Webb’e maddi ve fikrî yardımlarda bulunmuştu. Webb’in Müslüman olup ABD’de İslâmiyet’i yayma çabaları Hindistan, Mısır ve Osmanlı ülkesi başta olmak üzere İslâm dünyasındaki basın organlarında geniş yankılar bulmuş, gazetelerde bu ihtida ile ilgili günlerce abartılı haberler çıkmıştı. Anlatacağımız “sahte derviş” olayı da; işte tam bu sırada ortaya çıkmış ve Osmanlı Dışişleri Bakanlığını aylarca uğraştırdıktan sonra mutlu bir şekilde sona ermişti. Olayın başkahramanı, Mısır’ın başkenti Kahire’ye yerleşmiş Suriye asıllı Hıristiyan bir Arap tüccar olan İlyas Maluf’tu. Arşiv vesikalarında kendisinden zaman zaman “Malik” ve “Molla” gibi takma isimlerle de söz edilen bu açıkgöz tüccar, Webb’le ilgili abartılı haberleri büyük bir iştahla okuduktan sonra hemen tezgâhını kurmuş ve harekete geçmişti.

İlyas Maluf, ilk iş olarak Kahire’de Müslümanların yayımladığı gazetelere, “Amerika’da iki lordun Müslüman olduğu, bunların büyük bir cami ve tekke yaptırmaya başladıkları, ayrıca bunların faaliyetleri sonucu birçok kişinin de Müslümanlığı kabul ettiği; İslâm’ı yaymak ve bu İslâmî faaliyetlere yardımda bulunmak için çok sayıda gönüllü Müslüman’a ihtiyaç duyulduğu” haberini uçurmuştu.

İşsizler Semâzen Oldu

Bu yalan haber, Kahire’de kısa sürede etkisini göstermiş, birçok nüfuzlu kimse Amerika’ya gönderilecek din âlimleri aramaya başlamıştı. İlyas Maluf bu fırsat ortaya çıkınca yeniden devreye girmiş ve kurduğu bir şirket aracılığıyla, Amerika’da semâ ederek İslâmiyeti tanıtmak ve bu işten çok para kazanmak için 30 kadar kiralık “Mevlevî dervişi” aradığı haberini yaymıştı. Haber, çeşitli sebeplerle Anadolu’dan Mısır’a giden işsiz Türklerin ve Mısırlı Arapların da ilgisini çekmekte gecikmemişti. Semâ etmek için kiralanan 30 derviş, sözde İslâmiyeti anlatmak; gerçekte ise Amerikalılara “Bahtsız Doğu’nun eksantrik yönlerini göstererek” büyük paralar kazanmak için Amerika’ya yollanmıştı. Doğrusu hem gönderenler; hem de gidenler bu işin sadece “para için” olduğunun farkındaydı. Ancak giden dervişlerden bir kısmı sevap da kazanacaklarına inanıyordu.

İlyas Maluf grubun tüm organizasyon ve finansmanını üstlenmiş, 17’si Türk, 13’ü Arap 30 sahte semâzen adına lider olarak belirlenen Kasımpaşalı Ali Hasan ile de bir sözleşme imzalamıştı. Maluf, sahte dervişlerin yeme-içme ve diğer masraflarını karşılayacağını, ayrıca günlük 10 İngiliz sterlini ücret ödeyeceğini söylemiş, gruptakilerden buna karşılık Ali Hasan’a itaat edeceklerine dair birer taahhütname alınmıştı. Sahte dervişler, Çerkez Hacı Mustafa Dede’den biraz semâ öğrendikten sonra pasaportsuz ve hiçbir resmî belgeleri olmadan kaçak olarak Amerika’ya doğru yola çıkmışlardı.

İskenderiye’den gemiye bindikleri sırada Mısır resmî makamlarından kurtulmaları pek de zor olmamıştı. Çünkü İlyas Maluf,

kendisinin de Amerika’daki bu olaydan etkilenerek Hıristiyanlığı bırakıp “Müslüman olduğunu” ilan ettiği için Mısır’da herkesten büyük bir saygı görüyordu. Bu yüzden de; sözde dervişler için Trablusgarp’a, yani bugünkü “Libya’ya” gitmek üzere Mısır makamlarından kolaylıkla izin almıştı. Cebelitarık’ta 20 gün bekletilen ve Amerika’ya büyük sıkıntılar içerisinde ulaşan sahte dervişlerin bu ülkeye girmeleri de zor olmamıştı. Amerikalılar, Ortadoğu’dan gelen Ermeni ve Hıristiyan Araplara, misyonerlerin de etkisiyle kolaylıkla kucak açıyorlardı. Maluf bu durumu çok iyi biliyordu. Bu yüzden de kafile Amerika’ya kolaylıkla kapağı atmıştı.

New York’a 1892 Ağustos’unda ulaşan sahte dervişler şehrin güzelliği karşısında büyülenmişlerdi. Ancak şehrin bu büyüsüne karşılık yapacakları işle ilgili büyük bir hayal kırıklığına uğramışlardı. Şehrin muhteşem tiyatro salonlarında binlerce kişinin alkışlayacağı büyük gösteriler hayal eden Maluf ve ekibi; burada beklediğini bulamamış, sadece New York’un kenar semtlerinde iki sokak tiyatrosunda gösteri yapabilmişti. Manevî iklimlerden tamamen uzak, istismara ve para kazanmaya yönelik bu “semâ” gösterisi ilgi ve alkışlardan ziyade, sık sık alay dolu kahkahalarla kesilmiş, Amerikalılar onları göstericilerin kendi ifadesi ile “sirk maymunu” seyreder gibi seyretmişlerdi.

Beş Parasız Kaldılar

Başarısızlıklar ve hayal kırıklıkları ile dolu olan bu gösterilerden sonra Maluf, dervişleri yüzüstü bırakarak ortadan kaybolmuştu. Bunun sonucu sahte dervişler birbirlerine düşmüş, işe para için katılmakla beraber “biraz da İslâm’a hizmet ederiz” safiyane düşüncesiyle bu işe başlayanlar, bu durumdan kurtulmanın yollarını aramaya başlamışlardı.

Çaresizlik içinde kıvranan sahte dervişler, bu sefer de bir başka istismarcının kucağına düşeceklerdi. Ferhat İzzet sahte isimli bu yeni istismarcı Hıristiyan, sahte dervişleri; baskısından bunaldığı New York Osmanlı Başkonsolosu’nun aleyhinde kullanmak için büyük bir fırsat olarak görmüştü. İzzet, Washington’daki Osmanlı Büyükelçiliği’ne bir telgraf çekerek “New York’a İslâm’ı yaymak gibi mukaddes bir amaçla gelen Osmanlı tebaası dervişlerin, buradaki Osmanlı Başkonsolosluğu’nun ilgisizliği yüzünden perişan olduklarını, İstanbul’a dönmek için paraya ve yardıma ihtiyaç duyduklarını, durumdan İstanbul’un da bir an önce haberdar edilmesi gerektiğini” bildirmişti.

Büyükelçilik Devrede

Washington’daki Osmanlı Büyükelçisi Alexander Mavroyani, 31 Ağustos 1892’de Osmanlı Dışişleri Bakanı Tevfik Paşa’ya uzunca bir rapor yazıp hadiseyi bütün ayrıntıları ile anlatmıştı. Önce Ferhat İzzet’in şikâyetinden bahseden Mavroyani, “İzzet, güvenilir bir kişi değildir. Amacı bir yandan Sultan Abdülhamid’den ihsan ve inayet koparmak, diğer yandan da mensup olduğu misyoner örgütünün maksadı doğrultusunda Müslümanların Amerika’ya yerleşerek güç kazanmalarını engellemekten ibarettir” diyordu.

Elçi, raporuna New York Başkonsolosluğu’muzun yazmış oldu-

ğu 29 Ağustos 1892 tarihli bir başka raporu da eklemişti. Konsolosluğun raporunda ise şöyle deniyordu: “Buraya gelen dervişler parasız olmadıkları için hiçbiri bize başvurmadı. Sadece Ferhat İzzet adlı kişi yüzünden zorluk çektiler. Ferhat İzzet, vaktiyle İstanbul’da Tersane-i Amire’den kovulmuş, birkaç sene önce de New York’a gelmiş bir kaçaktır. Burada Protestan misyonerlerle işbirliği yaparak geçinmektedir. New York’a Osmanlı ülkesinden gelen herkese, güya şefkat ve merhamet göstererek iş bulmaktadır. Araştırmama göre New York’taki dervişlerin sayısı 30 kadardır. Bunlardan dört-beşi Müslüman, geri kalanları Hıristiyan’dır. Dervişlerin oynadıkları oyuna Amerikalılar pek ilgi göstermemişlerdir. Konsolosluğun yolunu biliyorlar, başvururlarsa memleketlerine gönderebilirim.”

Ferhat İzzet Misyonermiş

Osmanlı Büyükelçisi Mavroyani’nin 3 Eylül 1892’de İstanbul’a gönderdiği rapora göre, Amerika’ya 1883 Mart’ı ile 1886 Aralık tarihleri arasında, Tevfik Paşa’nın Washington Büyükelçiliği döneminde gelmiş olan Ferhat İzzet, hem Hıristiyanlığı hem de Amerikan vatandaşlığını kabul etmişti.

Ayrıca; New York’ta bir Protestan misyoner örgütün hizmetine girmişti. Bu konumu da sık sık misyonerlerce kullanılarak, Ferhat İzzet de misyonerlerce “Protestanların Osmanlı ülkesinde can ve mal güvenliğinin kalmadığı” tezini güçlendirmek için kullanılmıştı. Osmanlı tebaasından olan Müslümanları zengin olma vaadi ile Amerika’ya çağırıyor, nadiren gelen Müslümanlar ile yakından ilgilenerek; onları Hıristiyan yapmaya çalışıyordu. Ferhat İzzet aslında ikili oynuyordu. Bir yandan misyonerlik faaliyetlerinde bulunurken diğer yandan da misyonerlerin kendisine gönderdiği mektupları New York’taki Osmanlı Başkonsolosu Baltacı Efendi’ye okutarak Osmanlı Devleti’nin güvenini kazanmaya çalışıyordu.

İslâm’ın Onurunu Kırma Korkusu

New York Başkonsolosumuz Baltacı Efendi, 1 Eylül 1892’de Washington Büyükelçimiz Mavroyani Paşa’ya, “sahte dervişlerle” ilgili yeni bir rapor göndermişti: “Dervişler, New York’un Maderburn semtinde bir tiyatroda semâ gösterisi yaptıktan sonra Lesdepardo’ya gitmişlerdir...

Suriyeli Maluf ile Kasımpaşalı Ali Hasan arasında daha Mısır’da iken Arapça bir sözleşme yapılmış ve Maluf, anlaşmayı bozduğu takdirde sahte dervişlerin üç aylık maaşını ödemeyi ve isteyen dervişleri Mısır’a geri göndermeyi taahhüt etmişti. Ali Hasan da Maluf ile diğer dervişlerle aynı şartlar doğrultusunda bir anlaşma yapmıştı. Dervişleri ziyaretten sonra konsolosluğa döndüm. Ferhat İzzet, bir süre sonra yanında sahte dervişlerden Ahmed Saffet ve Mehmed Ali olduğu halde yanıma geldi. Memlekete dönmek için Ahmed Saffet 11 sterlin 7 şilin, Mehmed Ali de 6 sterlin istedi. Dönmelerini sağlayacağımı söyledim fakat İslâm’ın onurunu kırdıkları için dönüşlerinde öldürülme korkusuyla Mısır’a gitmekten vazgeçtiler. Teminat verdim, masraflarını tamamen karşılayacağımı söyledim ve her ikisini de memlekete dönmeye ikna ettim”.

Paralı Semâ Gösterisi Yasaklandı:

Büyükelçi Mavroyani, İkinci Abdülhamid ve Osmanlı Hariciyesi tarafından verilen direktif doğrultusunda paralı semâ gösterilerinin yasaklanması ve sahte dervişlerin ABD dışına çıkarılması için Amerika hariciyesine arka arkaya üç nota verdi. 31 Ağustos 1892’de verilen ilk notada şunlar yazılıydı: “New York Konsolosluğumuzdan aldığım bilgiye göre, kendilerine “Müslüman derviş” sıfatı veren birtakım şahıslar, aralarında Hıristiyanlar da olduğu hâlde burada semâ etmektedirler, ancak bu işin dinî bir samimiyetle ve ibadet olarak yapılmadığı âşikârdır. New York gibi Müslümanların yaşamadığı bir şehirde böyle bir oyunun gösterilmesi Osmanlı yönetimini rahatsız etmektedir. Söz konusu gösteriler Amerikalıları hiç ilgilendirmediği gibi, İslâmiyet’e karşı da büyük bir hakarettir. Bu tür oyunlara ABD’de izin verilmesini protesto eder ve yasaklanmalarını talep ederim”. İlk notanın sonuçsuz kalması üzerine Osmanlı Büyükelçisi Mavroyani, 3 Eylül 1892’de ABD Dışişleri’ne yeniden başvurdu ve “ABD tüm dinlere eşit davrandığını söylediği halde; neden İslâmiyet’e saygı göstermiyor? Sahte dervişlerin Osmanlı vatandaşı olması bir cevap değildir” diyerek bir kez daha ABD yönetiminin müdahalesini istedi, ama Washington bu notayı da dikkate almadı. Kendisi de bir Hıristiyan olan Büyükelçi Mavroyani’nin 7 Eylül 1892 tarihli üçüncü ve bu konudaki son notası oldukça sert ve etkileyiciydi: “Osmanlı vatandaşı bile olsalar, sahte dervişlerin İslâm’ı aşağılamalarının, New York’ta Amerikalılara gösteri yapıp İslâm’ı rencide etmelerinin din özgürlüğü açısından izahı yoktur... Gerekli müdahalenin bir an önce yapılması, Türk-Amerikan dostluğu için çok önemlidir ve şarttır. Meselenin aciliyeti bakımından, işin bir an önce neticelenmesini bekliyorum.”

Mavroyani’nin bu son notası çok etkili olmuş ve ABD yönetimi, Osmanlı Büyükelçiliği ile işbirliği yaparak sahte dervişleri sınır dışı etmişti. Sahte dervişlerin 22’si 14 Eylül 1892 sabahı Redostarlen Kumpanyası’nın Waysland vapuruyla Mısır’ın İskenderiye limanına doğru yola çıkarıldı.

Osmanlı yönetimi, sahte organizasyonu yapan Suriyeli Maluf’u mahkemeye vermemiş, ancak antlaşmanın şartlarına uygun olarak 1015 dolar vapur ücreti, aylık 35’er dolar maaş ve masraflar için de 87’şer İngiliz sterlini almış ve sahte dervişlere hakları oranında dağıtmıştı.