Ârifân Araştırma
Almanak 2007-2008, Aralık 2007 sayısından.
Hz. Mevlâna’yı yılda bir defa yapılan törenlerin konusu olmaktan çıkarmak gerektiğini belirten Abdullah Büyük, “Mevlâna’yı turistik bir unsur olmaktan çıkarıp, özü ve ruhuyla ortaya koymalıyız. Bu sebeple O’nu sadece yeniden anmaya değil, anlamaya ihtiyacımız var” açıklamasını yaptı. Hz. Mevlâna’yı tanıtmak için, O’nu doğru anlamanın şart olduğunu vurgulayan Abdullah Büyük, bu amaçla ‘Mevlâna Enstitüsü’nün kurulmasını önerdi.
Konya’da yaşayan Abdullah Büyük, yazarlık yanında yaygın eğitim faaliyetlerinde de bulunan bir hizmet insanı. Hz. Mevlâna ile ilgili merak edilenleri kendisine sorduk, konuyla ilgili tavsiyelerini aldık. Hz. Mevlâna’nın tanıtılması konusunda, “Daha yapılacak çok şey olduğuna inanıyoruz” açıklamasını yapan Abdullah Büyük’ün yapılmasını önerdikleri de dikkate değer. İşte sorular ve ilgi çekici cevapları:
Dünyada Mevlâna’ya yönelişin sebebi nedir?
Mevlâna’ya olan ilginin, yönelişin bir sebebi; Dünya’da küreselleşme ve adına post modernleşme dediğimiz hızlı kültürel yozlaşmanın meydana getirdiği dini, manevî, psikolojik boşluklar; dolayısıyla insanın yalnızlaşması, huzursuzlaşması ve tatmin olmayışıdır.
Sekülarizmin, dünyevileşmenin neticesinde sevgi küme düşmüş, şefkat ve merhamet belirsiz adreslere göçmüş, insanın değeri maddeyle, tükettikleriyle ölçülür olmuştur. Bencilleşen, egoistleşen yalnızca kendini düşünen ve her şeye sahip olma hırsıyla daima daha fazlasını isteyen insanları insafsızlaşmış, vicdansızlaşmış, madde hırsıyla sarhoşlaşmış ve ruhunu yitirmiştir.
İç ve dış arasındaki denge bozulmuş, bu bozulma ve kavga, topluma yansımış, iç dengeleri tepetaklak olan insanlar dış dünyayı da tahrip etmiş, kan, kin, düşmanlık insanlığı bunaltmıştır.
İşte bütün bu ve benzeri sebepler insanları bir arayışa sevk etmektedir. Aslında insanlık, girdiği bunalımdan çıkmak için çabalıyor, Mevlâna’yı buluyor. Dolayısıyla Mevlâna’da kendini buluyor.
UNESCO’nun 2007’yi “Mevlâna Yılı” ilan etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikli olan başkalarının ne yapıp yapmadığından ziyade, bizim neler yapıp yapmadığımızdır. Acaba biz gereğince Hz. Mevlâna’yı tanıyor, tanıtabiliyor muyuz?
3-21 Ekim 2005 tarihleri arasında Paris’te gerçekleştirilen 33. UNESCO konferansında, 2007 yılında UNESCO’nun kutlamalarına iştirak edeceği yıldönümleri listesi tespit edilmiştir.
Bu listede Türkiye, Mısır ve Afganistan’ın müşterek talebiyle
Mevlâna Celaleddin-î Rumî’nin 800. Doğum Yıldönümü Kutlamaları da yer almıştır. Ayrıca 25 Kasım 2005 tarihinde Mevlevî Semâ Seremonisi de UNESCO tarafından “İnsanlığın Sözlü Ve Somut Olmayan Kültürel Mirası Başyapıtları” listesine eklenmiştir.
Ayrıca Konya Belediyeleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve bazı Sivil Toplum Kurumlarının Mevlâna’nın 800. Doğum Yıldönümü kapsamında faaliyetleri sürmektedir.
UNESCO’nun ilanını Dinler Arası Diyalog çalışmalarının devamı olarak değerlendirenler, hümanistlerin bir tuzağı olarak görenler de vardır. Tekrar edelim; önemli olan bizim neler yapıp yapmadığımız, yapamadığımızdır. Her fırsatı değerlendirmeliyiz.
Mevlâna’yı “Filozof” olarak tanımlayanlar, tanıtanlar da var. Bu doğru mu?
Mevlâna, Tasavvufa intisap etmeden önceki döneminde medresede okutulan ilimleri tahsil etmiş ve bu ilimlerden icazet almış bir âlimdir. Daha sonra Tasavvufa intisap etmiş, zamanımıza kadar gelmiş olan yazılı bilinen eserleri Tasavvufîdir ama bu eserlere baktığımız zaman; Tasavvufî fikirler geniş ölçüde döneminde geçerli olan şer-i ilimlere, medrese ilimlerine istinbad ettiğini görürüz. Çünkü kavramların birçoğunu o ilimlerden alıyor. Bundan anlaşılıyor ki Mevlâna; döneminin tüm ilimlerini, Tasavvufun dışındaki ilimleri de hazmetmiş bir âlimdir. Zaten Mevlâna’ya özellik kazandıran da budur. Eğer bu ilimleri tahsil etmemiş olsaydı, belki fikirleri, düşünceleri bu kadar etkili, bu kadar kapsamlı ve bu kadar içerikli olmayabilirdi. Mevlâna Islâm açısından bir İslâm düşünürüdür, bir İslâm şairidir. Dolayısıyla bir filozof değildir. Mevlâna, eğitim tarihimizin iki temel kurumu olan medrese ve tekke hayatının içinde yetişmiş, içinde faaliyet göstermiş ve bunları da çok iyi bilmiş, tanımış çift kanatlı bir âlimdir. Hz. Mevlâna, bazılarının sandığı gibi dinlerin ve mezheplerin dışına çıkmak isteyen bir filozof değildir. Hanefî mezhebine mensup, Müslümanlığı tahkik derecesine yükselmiş bir zattır.
Mevlâna’nın mesajının özü nedir?
İyi yetişmiş çok yönlü bir İslâm mütefekkiri olan Hz. Mevlâna, İnsan merkezli düşünen ve insan yetiştirmek için didinen bir usta, bir bilge ve bir gönül adamıdır. Mesnevî başta olmak üzere onun ölümsüz eserleri, insanlık için bugün de derman olmaya, çareler sunmaya devam etmektedir.
Maddenin yoğunluğu altında ezilmiş insanoğlu, ruhuna nefes aldırmak için Mevlâna’lara muhtaçtır. Çünkü onlar bozulan manevî havamızı sürekli temizleyerek, içimizi daim aydınlatacak yolu göstermektedirler.
İnsan, ruh ve beden olmak üzere iki unsurdan meydana gelir. O, beden sağlığı ve eğitimi ile ruh sağlığı ve ruh eğitimini mükemmel yaptığı sürece mesut olacaktır. Bunlardan biri ihmal edilirse sağlıklı, mutlu olmak mümkün değildir. Mevlâna, insanın ruh sağlığı ve ruh eğitimi için çırpınan bir gönül insanıdır.
Ayrıca toplumu kurtarmak için çalışırken, asla kendini ihmal etmemiştir. Önce sağlam bir alt yapı aldıktan sonra, Tasavvufî eğitimini de tamamlamış, ibadet ve taatini asla ihmal etmemiş bir âlim, zahid, âbid ve fâzıl bir kişidir Mevlâna. Mevlâna kulluk bilincini, “Ben kul oldum, ben kul oldum.” ifadesiyle cihana duyurmuş, ancak bu beyanın boş bir slogan olmadığını, bunu gerçekleştirme yolunun ise; “Can bu tende olduğu müddetçe ben Kur’an’ın kölesiyim, ben Allah’ın seçilmiş elçisi Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in yolunun tozu, toprağıyım.
Benden bu sözden başkasını nakleden kimse benden uzak ben de ondan uzağım” diyerek ifade etmiştir. Onun çağrısının özünü sevgi, barış ve kardeşlik oluşturmaktadır.
“Mevlâna Yılı” kapsamında organize edilen etkinlikler Mevlâna’yı gerektiği gibi tanıtabildi mi?
Hz. Mevlâna gibi bir insanı, tabiî ki bütün boyutlarıyla anlamak, tanımak, tanıtmak mümkün değildir. Günümüzün gelişen teknoloji ve iletişim imkânları da göz önünde bulundurulursa yapılacak çok şeyin olduğunu görürüz. Kültür ve Turizm bakanlığının çeşitli tanıtım çalışmalarının yanında Konya Belediyelerinin de Mevlâna’yla ilgili eserler neşrederek, belgeseller hazırlayarak, konferans, panel, seminer, semâ gösterileri gibi çalışmalarına şahit oluyoruz. Daha yapılacak çok şey olduğuna inanıyoruz.
Türkiye’de ve Dünyada Mevlâna’nın doğru anlaşılması için neler yapılmalı?
Bize düşen, O’nun inancını, ahlâkını ve aşkını daha çok yaşamaktır. Mevlâna’yı turistik bir unsur olmaktan çıkarıp, özü ve ruhuyla ortaya koymaktır.
Bu sebeple O’nu sadece yeniden anmaya değil, anlamaya ihtiyacımız vardır. Bu görev, herkesten önce bizim, yani topyekûn Anadolu insanınındır. Çünkü onun manevî mirasçıları herkesten önce bizleriz.
Bundan dolayı, yeniden bütün insanlığı sevgiyle kucaklayacak erleri yetiştirmeliyiz.
Biz, Mevlâna ahlâkını önce iç dünyamızda hâkim kılarak, kendimizle barışmalıyız, sonra da tüm insanlığa takdim etmek üzere, toplumumuzu Mevlâna yürekli insanların dünyası haline getirmeliyiz. Böylece Mevlâna’yı yılda bir defa yapılan törenlerin konusu olmaktan çıkarmış oluruz.
Mevlâna’yı seveceğiz, sevdireceğiz. Zira onu sevenlerin çoğalması, toplumumuzun “sevgi toplumu” hâline gelmesi demektir.
Araştırmacıların tespitine göre günümüzde çok sayıdaki Türkçe, Arapça ve Farsça eserin yanında, iki yüzü aşkın İngilizce, elliye yakın Almanca, yirmiyi aşkın Fransızca eser başta olmak üzere, İspanyolca, İtalyanca, İsveççe, Norveççe, Danca, İskoçça, Çekçe, Boşnakça, Arnavutça, Urduca, Hintçe, Peştuca, Azerice, Endonezya’ca, Tacikçe, Özbekçe, Rusça, Yunanca, İbranice, Çince ve Japonca yazılmış eserlerle Mevlâna, eserleri ve Mesnevîlik tüm dünyada tanıtılmaktadır. Ama Hz. Mevlâna’nın Mesnevîsinde dediği gibi “Herkes kendi görüşüne göre onun
dostu olup; içindeki sırları kimse aramamaktadır.”
Hz. Mevlâna’yı anlamak ve tanıtmak için; doğru anlamak ve doğru tanıtabilmek için, onun düşünce sisteminin de iyi bilinmesi gerekir. O’nu mütefekkir, mutasavvıf bir din âlimi olarak tanıtmalıdır.
Abdullah Büyük, Mevlana ile ilgili olarak yapılabilecek olanları şöyle sıralıyor:
1- Mevlâna ve eserleriyle ilgili ilmî çalışmalara ağırlık verilmelidir.
2 - Okullarda (İlk, Orta ve Yüksek Öğretim) Mevlana ve eserlerini tanıtıcı çalışmalar yapılmalı, ayrıca şiir, makale ve resim yarışmaları yapılmalıdır. Zira bunlar araştırmaya, çalışmaya vesile olur ve orijinal eserlerin meydana gelmesini sağlar.
3 - Hz. Mevlâna’nın tanıtımı sadece belirli resmi kurumlardan beklenilmemeli, Sivil Toplum Kuruluşları da gereken çalışmaları yaparak katkıda bulunmalıdırlar.
4 - “Mevlâna Enstitüsü” kurulmalıdır.
5 - Mevlâna ve eserleriyle ilgili radyo, televizyon ve internet aracılığıyla da tanıtım çalışmaları yapılmalı, sadece Konya’da değil, uygun her yerde ehil kişilerce gerekli çalışmalar yapılmalıdır.
6 - Mevlâna gibi gönül erleri yetiştirecek müesseseler kurulmalı ve sahiplenilmelidir. Sözün özü: Biz bize düşeni yapmadıktan sonra, başkalarından neler bekleyebiliriz?