Ali KEMAL
Almanak 2007-2008, Aralık 2007 sayısından.
Kültür Bakanı’nın verdiği bilgiye göre doğumunun 800. yılı kutlanan Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî ile ilgili olarak 100’e yakın etkinlik gerçekleştirilmiş ve yenileri de yapılmaya devam ediyor. Ancak Hz. Mevlâna’dan istifâde edebilmek için, O’nu doğru bir şekilde tanımak lâzım. Çünkü İngiliz edibi William Dalrymple’ın da ifade ettiği gibi, “Türk Devleti’nin gözünde Mevlevîler, sadece turist çekmek için kullanılabilecek müze kültüründen başka bir şey değildir” anlayışıyla yapılan tanıtımların uzun vadede kimseye bir faydası olmayacağı ortadadır.
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNES- CO), 1996 yılından bu yana Genel Konferanslarında ülkeler tarafından teklif edilen ve kabul edilen yıldönümü etkinliklerine iştirak etmektedir. 3-21 Ekim 2005 tarihleri arasında Paris’te düzenlenen 33. UNESCO Genel Konferansı sırasında da UNESCO’nun 2007 yılında kutlamalarına iştirak edeceği yıldönümleri listesine Türkiye, Mısır ve Afganistan’ın talebiyle Mevlâna’nın 800. doğum yıldönümü kutlamalarının dâhil edilmesi karara bağlanmıştır.
100’e Yakın Etkinlik
30 Eylül 2007 tarihinde Konya’da gerçekleştirilen 800. yıl kutlamalarının açılışında konuşan Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, “Bütün dünyada -ve elbette Türkiye’de - Hz. Mevlâna’nın Hakka yürüdüğü Şeb-i Arus’a kadar yüze yakın tören, yüksek düzeyde fikir toplantıları, gösteriler ve semâ âyini gerçekleşti, gerçekleşecek” diyerek en kapsamlı ve görkemli etkinliğin Konya’daki olduğu bilgisini verdi. Kültür Bakanlığı’nın organizasyonuyla gerçekleştirilen görkemli törende, dünyada ilk defa 10 bin sis bombası patlatılarak yapay bulut elde edildi. Programın sonunda ise değişik mevlevihanelerden gelen 300 semazen aynı anda semâ yaptı. Büyük beklentilerle yapılan organizasyonda akıllarda kalan iki şeydi: 10 bin sis bombası ve kadın-erkek karışık 300 semâzenli gösteri… Hz. Mevlâna’nın hayat tarzı, düsturları ise es geçilmişti. Zaten ona riayet edilseydi, kadın - erkek karışık semâ yapılmazdı. Neden böyle yapıldığını İngiliz edibi William Dalrymple’ın 5.X.2005 tarihinde İngiliz The Guardian Gazetesi’nde çıkan yazısının satır aralarında bulmak mümkün. M. Şevket Eygi’nin katkısıyla Bedir Yayınevi tarafından, “Kendi yurdunda garip ve yasaklı MEVLÂNA” ismi verilerek broşür halinde basılan ve ücretsiz dağıtılan yazıda William Dalrymple, “Türk Devleti’nin gözünde Mevlevîler, sadece turist çekmek için kullanılabilecek müze kültüründen başka bir şey değildir” diyor. Bir yabancının bile farkına vardığı gibi konuya sadece ‘Folklorik’ gösteri açısından yaklaşılıyor, işin muhtevasına inilmiyor. İnilenler de eksik veya yanlışlarla dolu. Kültür Bakanlığı tarafından bu yılki kutlamalar kapsamında oluşturulan web sitesinde buna örnek verilebilir. Hiçbir derinliği ve toplumla etkileşimi olmayan sitenin “Mevlâna ve Mevlevîlik” ana başlığı altında, “…
Deniz nasıl testiye kabın genişliği kadar sığarsa Mevlâna da kelime kalıplarına ve bizim idrakimize, istidadımız nisbetinde sığar. Zaten Mevlâna en kuvvetli, en üstün idrakin de ötesindedir. … Mevlâna cihana sığmayan hudutsuz bir varlıktır” gibi bize göre abartılı ve yanlış ifadelerden sonra, “Mevlâna, aziz ve yüce bir üstattır. Tek başına bir sistemdir, bir hayat ve düzendir” cümlesi kullanılmış. “Tek başına bir sistemdir, bir hayat ve düzendir” ne demek? İslâm’dan ayrı bir sistem ve düzen mi? Böyle derinliği olan mübarek bir zatı sadece reklam ajanslarının organizasyonlarıyla tanıtmak mümkün mü?
Doğru Bilinen Yanlışlar
Hz. Mevlâna ile ilgili tanıtımın yetersizliği, yapılanların da yanlışlarla dolu olması, kendisi ile ilgili doğru bilgileri burada tekrar etmemizi gerektiriyor. 26 Ekim 2007 tarihli Türkiye Gazetesi’nde Ahmet Doğrusöz’lünün, “Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’yi tanımak” başlığı ile kaleme aldığı makaleyi bu açıdan dikkate değer bulduk. Doğru bilinen yanlışları da dile getiren makale şöyle; “Hemen makalemizin başında şunu belirtelim ki, Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’den istifâde edebilmek için, onu doğru bir şekilde tanımak lâzım. Bu konuda, Hazret-i Mevlâna’nın şu sözü çok önemlidir: ‘Herkes, bana kendi zannına göre dost oldu; hiç kimse benim derûnumdan, esrârımdan sormadı.’
Doğrusu, ‘Büyük âlim ve velîler’i lâyıkı vechile tanıyabilmek ve anlatabilmek kolay bir iş değildir. Hazret-i Mevlâna’yı yalnız bir mütefekkir, şâir, hümanist gibi düşünmek, en azından Mevlâna’yı çok eksik ve yarım anlamak, hattâ hiç anlamamak demektir. Nitekim aşağıdaki sözü, onu, sözlerini ve yolunu anlamanın anahtarıdır. Bunu da bizzat kendisi dile getirmiştir:
Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî, bir dörtlüğünde, çok açık bir şekilde kendisini şöyle tanıtmıştır: “Ben hayatta olduğum müddetçe, Kur’ân’ın kölesiyim; Muhammed muhtârın [Mustafâ’nın] yolunun [ayağının] tozuyum. Kim benden, bundan başka bir söz naklederse, ben hem o sözden, hem de o sözü söyleyen kimseden bîzârım (rahatsızım).”
… O’nun, çeşitli din, mezhep, meşrep sâhibi kimseleri kendisine hayran bırakan merhameti, insan sevgisi, tevâzuu, gönül okşayıcılığı gibi üstün vasıfları, aslında mensûp olduğu İslâm dîninin yüksek ahlâk telakkîsinden bazı örneklerdir. O’nda, bunlardan başka, İslâm ahlâkının diğer hususları da kemâl derecede mevcuttur. Bunların hepsini saymak, İslâmiyet’i tam olarak anlamak ve anlatmakla mümkün olur.
Kısaca Biyografisi
Şimdi bu girişten sonra, onun kısa bir biyografisini verelim:
Adı “Muhammed”, lakabı “Celâleddîn” olup, Anadolu’ya gelip yerleştiği için “Rûmî” diye anılmış; “Efendimiz” demek olan “Mevlâna” sıfatıyla meşhûr olmuştur. 1207 yılında Belh şehrinde doğdu; 1273 yılında Konya’da vefat etti.
’Nefehâtü’l-Üns min Hadarâti’l-Kuds’ kitabında belirtildiğine göre, babası Sultânül-Ulemâ Muhammed Bahâuddîn Veled
büyük bir âlim ve velî idi. Hazret-i Mevlâna, daha çocuk iken, babasının kalbindeki feyizlere kavuştu. Henüz beş yaşında iken, ‘Kirâmen kâtibîn’ denilen melekleri, evliyânın rûhlarını ve sokaktaki cinnîleri görürdü. Soyu, baba tarafından Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk’a, anne tarafından da İbrâhîm bin Edhem hazretleri’ne ulaşmaktadır.
Farsça olan ‘Mesnevî’sinde ve ‘Dîvân’ında, toplam olarak 70.000 (yetmiş bin)’den fazla beyit vardır. Daha birçok kıymetli eseri de bulunmaktadır.
Dünyaya nûr saçan Mesnevî’sine, her ülkede, birçok dillerde şerhler yapılmıştır. En kıymetlisi Mevlâna Câmî’nin kitâbı olup, bunun da şerhleri vardır. Türkçe şerhlerinden, Ankara Valisi Âbidîn Paşa’nın şerhi çok kıymetlidir.
Hazret-i Mevlâna, tasavvuf deryâsına dalmış bir Hak âşığıdır. Kâdirî idi. İlmi, teşbihleri, sözleri ve nasihatleri bu deryâdan saçılan hikmet damlalarıdır. O, bir tarîkat kurucusu değildir. Yeni usûller ve ibâdet şekilleri ihdâs etmemiştir.
Ney, dümbelek, tambur gibi çeşitli çalgı âletleri çalınarak yapılan törenler ve âyinler, Hazret-i Mevlâna’nın vefâtından 3-4 asır sonra meydana çıkmıştır. Mevlevîlik, câhillerin eline düştüğünden, bunlar “ney”i çalgı sanarak, ney, dümbelek gibi şeyler çalmaya, dönmeye başlamışlar; ibâdete, İslâm dîninin yasak ettiği çirkin şeyler karıştırmışlardır. Hele bunların câmî ve mescidlerde yapılması çok büyük günahtır…
Hâlbuki o, ney ve dümbelek çalmadı. Raks etmedi, dönmedi. Bunları sonradan gelenler uydurmuşlardır. Hazret-i Mevlâna, bırakın ney çalmayı, dans etmeyi, oynayıp dönmeyi, yüksek sesle zikir bile yapmamıştır…”
21.06.2007 tarihli Milli Gazete’deki köşesinde, “Mevlevîlik Yasak, Biz Mevlâna Faaliyetleri Yapıyoruz!..” diye başlık atan Mehmet Şevket Eygi, birilerinin Hz. Mevlâna üzerinden başka hedefler peşinde olduğunu belirterek şöyle devam ediyor; “Mevlâna’nın doğumunun 800’üncü yıldönümündeyiz, bu münasebetle yurtiçinde ve dışında çeşitli faaliyetler yapılıyor. Hattâ Vatikan’da tennureli dervişler döndü, rivayete göre zünnarlı papazlar hayran kalmışlar.
Ne garip tecelli, bizde Mevlâna ve tarikatı hâlâ yasak, hâlâ garip, hâlâ zincirli...
Mason tekkeleri açık, Mevlevî tekkeleri kapalı.
Bazıları Mevlâna’yı kullanmak istiyor. Masonlar bile Mevlânacı, Onlara göre o, “Büyük Türk düşünürü ve ozanıdır.”
Mevlâna’yı anlamayan, anlamak istemeyen nice kişiler koyu Mevlanacı.
Onu Şamanist bile yapanlar var.
Mevlâna kimdir? Bu sorunun cevaplarını vermek istiyorum:
1. O, bir İslâm büyüğüdür.
2. O, bir velîdir.
3. O, Resulullah’ın vekili, vârisi, halifesidir.
4. O, Kur’an’ın bendesidir “Men bende-i Kur’anem...’’ demiştir.
5. O, bir Şeriat Müslümanıdır. Başta beş vakit namaz olmak üzere kutsal Şeriat’ın bütün emirlerini yerine getirmiştir. Gündüzleri sâim, geceleri kâim olmuştur.
6. O, bir tarikat güneşidir.
7. O, kâmil bir mürşittir.
8. O, itikatta ehl-i sünnet ve cemaat yolundadır.
9. O, son derece yüksek bir ahlâka sâhip erdemli bir kişidir.
10. O, dünyaya, paraya, servete, mala-mülke hiçbir değer vermeyen zâhid bir kişidir. Bir gün evinin işlerine bakan kişiye sormuş: “Bugün evde ne var?” “Hiçbir şey yok efendim...” cevabını alınca “Oh yâ Rabbi, çok şükür, evim Peygamber evine benzedi...” buyurmuşlardır.
11. Mevlâna, Yüce Allah’ın Anadolu halkına büyük bir lütuf ve ihsanıdır.
12. Mevlana’nın eteğine yapışan, öğütlerini tutan -biiznillahkurtulur, ebedî saadete nâil olur.
13. Mevlevîliğin temel kurallarından birincisi devamlı taharet üzere olmak ve beş vakit namazı dosdoğru kılmaktır. Bunda en ufak bir şüphe yoktur.
14. Çilesiz Mevlevîlik olmaz.
15. Masonluk, materyalizm, rasyonalizm, dine aykırı ideolojiler ve ...izmler kesinlikle Mevlâna ve Mevlevîlik ile bağdaşmaz, uyuşmaz.
16. Gerçek ve olgun Mevlevî iyi insan, iyi Müslüman, iyi vatandaş demektir.
17. Türkiye’yi bugün içinde bulunduğu çıkmazdan, derin buhrandan, kopukluktan Hazret-i Mevlâna ve Mevlevîlik kurtarabilir. Yazık ki, Hazret-i Pîr yasaklıdır.
18. Çile çıkarmamış olan, namaz kılmayan, Şeriâta uymayan kimseler kendilerini bedavadan Mevlevî sanmasınlar. Onlar olsa olsa “Mevlâna muhibbi” olabilirler.
19. Bundan sonra yeniden Mevlevî tekkeleri açılabilir mi? Bu soruya cevap vermek çok zordur. Çünkü altı yüz küsur senelik bir devamlılık tahrip edilmiştir. Gerçek Mevlevî Şeyhi olmadan Mevlevi tekkesi açmanın mânâsı olmaz. Bina yapılabilir ama Şeyh bulunamaz. Bu konuda çareler, çözümler, çıkışlar aranmalıdır. Acaba bir Şazeli şeyhi, Mevlevî olabilmek için gereken şartları yerine getirirse Mevlevî şeyhi olabilir mi? Olur veya olsun demiyorum, olabilir mi diye soruyorum...
20. Birkaç büyük Avrupa ve Amerika başkentinde birer Mevlevî tekkesi veya merkezi açılması gereklidir.
21. Kırsal kesim, taşra, varoş, gecekondu zihniyet ve kültürü ile Mevlevîlik olmaz. Mevlevîlik yüksek bir medeniyet, yüksek bir kültürdür.
22. Para karşılığında semâ gösterisi (!) yapanlar Mevlevî midir?
23. Kadın - Erkek karışık sema hokkabazlıkları yapanlar Mevlevî olabilir mi?
24. Ne din var, ne iman, “Ah Mevlâna, vah Mevlâna!..”
25. Mesnevî, roman veya hikâye kitabı gibi okunup anlaşılacak ve yararlanılacak bir kitap değildir. Mutlaka bir ehlinden, bir Mesnevîhandan ders alarak okunmalı, iyice anlaşılmalı ve öğrenilenler hayata geçirilmelidir.
26. Mevlevilik ile fâsıklık, fâcirlik, münâfıklık, isyan tuğyan birlikte olmaz. Böyleleri Mevlevî değil, yol kesicidir.
Molla-yı Rum Mevlâna Celalüddin Rumî kaddesallahu sirrehüssami hazretleri; hangi meşrepten olurlarsa olsunlar, bu ülkede yaşayan bütün Müslümanların veliyyünimetidir. Yüce Allah, sırrını takdis buyursun. Kendilerine dualar ediyor, rahmet diliyoruz. Rûhaniyetleri üzerimize sâyeban olsun. Âmin...”
Tanıtım İçin Kim Ne Yaptı?:
Birçok kuruluş, kısmî faaliyetler yaptı/yapıyor, fakat Hz. Mevlâna ile ilgili tanıtım etkinliklerinin odağında Kültür Bakanlığı ile Konya Büyükşehir Belediyesi bulunuyor. Esasında Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da bu süreçte etkin rol alması beklenirdi. Adı geçen iki önemli kurumun Hz. Mevlâna ile ilgili neler yaptığını araştırdık:
•Diyanet İşleri Başkanlığı: Telefon ve e-posta ile bilgi almak mümkün olmayınca, kurumun sitesinde araştırmalar yaptık. 2007 yılındaki (Ekim ayına kadar) hutbe konularını, basın açıklamalarını, mesajları, tebliğ ve konuşmaları taradık, maalesef konuyla ilgili bir faaliyet bilgisi bulamadık. Yalnızca, ‘Tebliğ ve Konuşmalar’ bölümünde Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nun semâvi kaynaklı diğer inanç temsilcileriyle birlikte açıkladığı, ‘Mevlâna’da Buluşmak’ başlıklı bildiriyi görebildik. Ancak o da 25.12.2004 tarihine âit. Yani 2007’de bir çalışmayı biz öğrenemedik, onun bilgisine ulaşamadık. Hz. Mevlâna’nın geniş kitlelere, doğru tanıtımı için en azından bir hutbe okunamaz mıydı?
• Milli Eğitim Bakanlığı: Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2007 yılı MEB İş Takvimi’ni dikkatlice inceledik, gündemdeki 82 proje arasında maalesef Hz. Mevlâna ile ilgili olanı yoktu. 2007 Etkinlikler programında ise ‘Mevlâna Haftası’nın düzenleneceğini görünce ‘Buna da şükür’ dedik. Bakanlığın sitesinde yer alan bilgiye göre 02-09 Aralık tarihleri arası ‘Mevlâna Haftası’olarak kutlanacakmış. Dergimiz Kasım sonunda baskıya girdiği için uygulama detaylarını göremedik.