Mehmet TALÛ
Almanak 2007-2008, Temmuz 2008 sayısından.
Allâh-u Teâlâ, mekânlar içinde mukaddes mekânlar; zamanlar içinde de mukaddes zamanlar yaratmış olup, insanlara rahmetini ve nimetlerini çokça ihsan ettiği belli vakitler, belli mevsimler vardır. Haftanın günleri arasında Cuma; kameri aylardan olan ve İslâm Âlemince “üç aylar” diye bilinen: Receb, Şaban ve Ramazan ayları bu türden feyiz ve bereketi bol zaman dilimlerindendir.
Şüphesiz bu aylar, dünyanın ağır meşgaleleriyle bunalan ruhlarımızı dinlendirmek ve kulluk şuuru içinde Yüce Allah’ın rahmet ve merhametine sığınmak için çok kıymetli fırsatlardır. Yüce Allah’a bu aylarda yapılacak yakarışların, tevbe ve istiğfarların, kalıcı iyilik ve hayırların, gönülden paylaşılan sevinç ve kederlerin mükâfâtı, insanlara kat kat verilecektir.
Allah’a şükürler olsun ki, 4 Temmuz Cuma günü 1 Receb olup, pek feyizli ve bereketli bir mânevîyat, rahmet ve mağfiret mevsimine Yüce Allah’ın lütfuyla girmiş bulunuyoruz. Asırlardan beri bütün Müslümanlar, pek feyizli, bereketli ve birbirinden sevap ve fazilet bakımından pek güzel ve bir nevi hasat mevsimi olan bu üç aylara erişmenin mânevî hazzını duymuşlar ve hatta birçok mü’min kardeşimiz bu mübarek ayları oruçlu geçirmişlerdir. Bu aylar Müslümanlar tarafından derin bir saygı ve dinî heyecanla karşılanır. Diğer aylara nisbetle daha çok ibâdetle değerlendirilmeye çalışılır. Hemen her Müslüman bu ayların girişi ile bir hazırlık yapar. Geçmişini gözden geçirerek düzenli bir geleceğe kavuşmanın imkânlarını arar.
Receb, Şaban ve Ramazan ayı, İslâm Âlemince “mübârek” yani bereketli aylar olarak görülmüş ve isimlendirilmiştir. Bu aylar gerçekten mübarek aylardır. Çünkü Kurban Bayramı ve Mevlid Gecesi dışındaki mübarek gün ve geceler bu aylar içindedir. İnsanlık için bir hidâyet kaynağı olduğunda şüphe olmayan Kur’an-ı Kerîm bu aylardan biri olan Ramazan ayında inmeğe başlamıştır. İslâm’ın beş temel ibâdetinden biri olan oruç da bu aya tahsis edilmiştir. Bu aylarda meydana gelen dinî olaylar, bu aylara kudsiyet ve hususiyet kazandırmıştır.
Hicrî-kamerî aylardan olan ve dinî duyguların yoğunluk kazandığı, merhamet, şefkat, yardımlaşma ve dayanışma hislerinin doruk noktaya ulaştığı, hayır ve iyiliklerin arttığı bir zaman dilimi olan; İslâm Âlemince de “üç aylar” diye isimlendirilen “Receb, Şaban ve Ramazan” ayları hakkında, Enes b. Mâlik (Radıyâllâhü
Anh)’dan rivayete göre Hz. Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)
Efendimiz:
“Receb, Allâh-u Teâlâ’nın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan
da ümmetimin ayıdır,” buyurmuşlardır.1
Hadîs-i Şerifte Receb ayı için: “Allâh-u Teâlâ’nın ayı” denilmesi, bu ayın şerefine işaret içindir. Aslında bütün aylar, bütün
yıllar, bütün zamanlar, bütün mekânlar, bütün varlıklar, bütün
insanlar, cümle eşya, her şey Allâh-u Teâlâ’nındır. Ama her şey
Allâh-u Teâlâ’nın iken, “Receb, Allâh-u Teâlâ’nın ayıdır” demekten maksat ne?.. Bundan maksat; “Receb ayında Allâh-u
Teâlâ hazretleri, kulları çok afv-ü mağfiret ediyor; kulları çok
affettiği, tevbe eden kullarını çok bağışladığı bir aydır.” demek
oluyor.
Receb, Allâh-u Teâlâ’nın ayıdır. Günahları bağışlar, Receb kelimesinin “Re” harfi, Allâh-u Teâlâ’nın rahmetine; “Cim” harfi, Allâh-u Teâlâ’nın cömertliğine; “Be” harfi, Allâh-u Teâlâ’nın
birr-u ihsanına delâlet eder. Allâh-u Teâlâ, Receb ayında, başından sonuna kadar kullarına üç şekilde izzet ve ikramda bulunur. Bunlardan birisi, az emekle bol rahmet ve bereket; ikincisi, cömertlikte sınırsızlık, yani bu aya hürmet eden kullarına
bol bol vermesi demektir. Üçüncüsü, cefasız birr-u ihsandır ki,
iyilik üzerine iyilik, yardım üzerine yardım, bağışlama üzerine
bağışlamadır.”2
O bakımdan Allâh-u Teâlâ’nın kullarına tevbe kapısını, affetme,
mağfiret eyleme kapısını açmış olduğu bir ayın kapısından geçmiş oluyoruz. Demek ki, Receb ayında tevbe edeceğiz, Allâh-u
Teâlâ’nın affını, mağfiretini isteyeceğiz. Şaban ayında Hz. Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin has ümmeti olmağa çalışacağız. Ramazan ayında da Allâh-u Teâlâ’nın lütfuna
ermeye, ümmet olarak mükâfatları kazanmaya gayret edeceğiz.
Enes b. Mâlik (Radıyâllâhü Anh)’dan rivayete göre Hz. Peygamber
(Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz, Receb ayına girdiği zaman:
“Allahümme bârik lenâ fî Recebe ve Şa’ban ve belliğnâ Ramazan. = Ey Allah’ım! Receb ve Şaban ayını bize mübarek kıl. Ve
bizi Ramazana ulaştır.” diye duâ ederlerdi.3
Receb tevbe ayıdır, kullar tevbe eder. Allah da Receb ayında
kullarının tevbesini kabul eder. Onları affeder, günahlarını bağışlar, amel defteri bembeyaz olur.
Şaban, Hz. Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin
“Benim ayım” dediği bir ay... Tabii biz de, Şaban ayında Hz. Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz hazretlerine bağlılığımızı, sünnet-i seniyyesine ittibâmızı, O’na salât-ü selâmımızı
çok yaparak, Şaban ayını da ibâdetle, tâatle geçirmeğe gayret
etmemiz gerekir.
Ramazan da bizim, Ümmet-i Muhammed’in ayıdır. Ramazanda
da gayretimizi son noktaya getirerek, bu aylarda başlamış olduğumuz güzel çalışmanın sonucunu, ekimin hasadını almalıyız.
Demek ki, bütün bu rivayetlere topluca baktığımız zaman, bu
1- Deylemi, Firdevs, No:3276; 2/275
2- Abdulkadir Geylani, Gunyetu’t-Talibin, 229
3- Taberani, el-Mucemu’l-Evsat, No:3951; 4/558, Beyhaki, Şuabu’l-Îman, Sıyam:23, No:3815; 3/375
üç aylık devre içinde insanın, Cenâb-ı Hakk’ın sevdiği yola girmesi, tevbe edip ibâdetlere başlaması, iyi bir Müslüman olarak yaşaması, oruçlarla nefsini ıslah edip, iradesini kuvvetlendirip içini dışını temizlemesi, sevabları kazanması, mübarek bir hayat yaşaması; Ramazana girince de, bunları arttırıp en son büyük mükâfata erip, dünyada da âhirette de bayrama ulaşması planlanmış oluyor. Kullara bir imkân ve fırsat olarak bahşedilmiş oluyor.
Receb ve Şaban ayları, rahmet ayı olan Ramazanı karşılayan aylar olup, Ramazan ayının müjdecisidir. Dinimizde ayrı bir değeri olan üç ayların, kişide insanî özelliklerin olgunlaşmasında ve iradenin kontrol altına alınmasında rolü büyüktür. Zira Receb ve Şaban aylarının feyzinden ve bu aylarda bulunan Regâib, Mirac ve Berat gecelerinin rahmetinden istifade yolunu tutan bir kişi, Ramazan ayında ise her türlü kötülükten kendini uzak tutar ve insanî vasıflarının artmasına gayret eder. Nihayet Kadir gecesinde yapacağı ibâdet ve tevbe ile manevî hazza ulaşır.
Bu ayların diğer bir özelliği; mü’minleri her çeşit kir, pas ve günahlardan uzaklaştıran, fazileti büyük, rahmeti bol, mağfireti geniş ve bereketi sınırsız olan dinimizdeki beş mübarek geceden dördünün bu aylar içinde olmasıdır.
Gerçekten bu mübarek üç aylarda ardı ardına gelen “Regâib, Mirac, Berat ve Kadir” geceleri, bin yıllık kızgın, yakıp kavuran hayat çölünde susuzluktan ölmek üzere olan insanların kana kana su içtiği ilâhi rahmet pınarlarıdır. Bütün bu geceler bir bakıma çöllerde yer yer rastlanan vahalara benzerler. Kızgın güneş altında ve kum fırtınaları arasında seyahat eden çöl yolcuları bu vahalarda nasıl dinlenmek, yollarına devam edebilmek için güçlerini yenilemek imkânı bulurlarsa, biz inanmış hayat yolcuları da bu mübarek gecelerde, bunalan ruhlarımızı ferahlandırmış, kalplerimizi, vicdanlarımızı kaplayan gam, kasavet paslarını, kirlerini silmiş; bir senelik hayatımızın muhasebesini yapmak, günahlarımıza tevbe etmek imkânını elde etmiş oluruz. Yeter ki bu idrâke ve bu şuura ermiş olalım.
Ayrıca; birbiri ardınca gelen mübarek gün ve geceler, hayat yolculuğumuz üzerinde konulmuş birer ikaz levhasıdır. Nasıl ki bir şehirden diğer bir şehire giderken yol üzerinde çeşitli levhalar ve ikaz lambaları vardır. Bunların görevi yolculuğun sâlimen seyretmesi içindir. Bu işaretlere riayet eden, canını ve malını korumuş olur. İşaretlere riayet etmeyenler ciddi rahatsızlıklara uğrarlar. İşte üç ayları, diğer mübarek gün, gece ve saatleri ayrı bir anlatımla değerlendirmeliyiz. Bu anlar bizim kendimize gelmemize ve günahlarımızdan temizlenmemize vesile olmalıdır. Yaratanımızın bize verdiği fırsatları çok iyi değerlendirmemiz lazımdır.
Bu mübarek üç aylara kavuşmak büyük bir nimettir. Çünkü geçen sene aramızda bulunan bir kısım akraba, dost ve ahbablarımız yoklar. Biz kendilerine Allâh-u Teâlâ’dan rahmet diliyoruz. Binaenaleyh, bu nimetin kıymetini bilip, ondan faydalanmamız gerekir. Mümkün mertebe oruç tutmaya gayret gösterelim. Bu ayları tamamen oruçlu geçiren Müslümanların sayısı pek çoktur. Resûl-i Kibriya (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz hazretleri de
bu aylarda tutulan oruçların faziletinden sık sık bahsetmişler ve
kendileri de bu aylarda daha fazla oruç tutmuşlardır.
Abdullah b. Abbas (Radıyâllâhü Anhüma): Receb ayında Hz. Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin: “Bu, artık orucu
bırakmaz” deyinceye kadar çok oruç tuttuğunu, bazen de, “Bu
artık oruç tutmaz” deyinceye kadar orucu terk ettiğini,1 haber
vermiştir. Bundan anlaşılıyor ki Hz. Peygamber (Sallallâhü Aleyhi
ve Sellem) Efendimiz, Receb ayında diğer aylara nazaran daha çok
oruç tutmuştur.
Selman-ı Farisî (Radıyâllâhü Anh)’dan rivayet edilen bir hadîs-i
şerifte: “Receb ayında; on rekat ayın başında, on rekat ayın ortasında ve on rekat da ayın sonunda olmak üzere toplam otuz rekat
nafile namaz kılmanın faziletinden bahsedilmektedir.
Bu namaz, günahların bağışlanmasına vesile olur ve bir sene
oruç tutmuş gibi sevâba nâil eder. Ve farz olan namazları devamlı
kılmaya yardım eder. Bu namaz mü’mini müşrik ve münâfıktan
ayırmaya alâmettir. Bu namazı kılanlar ile Cehennem arasında
yetmiş hendek hâsıl olur, her hendeğin arası yer ile gök arası kadardır...” buyurulmuştur. 2
Hz. Aişe Validemiz (Radıyâllâhü Anha)’dan rivayete göre, Hz.
Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin nafile oruç
tutmayı en çok sevdiği ay: Şaban ayıdır.3 Ayrıca Hz. Peygamber
(Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz: Ramazan-ı Şerif ayını daha
fazla ibâdetle ve yüksek bir ubûdiyet, kulluk şuuru ile karşılama
hazırlığına binaen, bu ayda diğer aylara nazaran daha fazla oruç
tutmuştur.
Nitekim Hz. Aişe (Radıyâllâhü Anha) validemiz şöyle der:
Resûlullah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz, o derece oruç
tutardı ki, biz; Bu, artık orucu bırakmaz, derdik. Bazen de orucu
öyle terkederdi ki artık Bu, oruç tutmaz, derdik. Ben Resûlullah
(Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin Ramazan-ı Şerif ayından
başka hiçbir ayı tamamen oruçlu geçirdiğini görmedim. Şaban
ayı kadar hiçbir ayda çok oruç tuttuğunu da görmedim.4
Hz. Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin, Şaban
ayında çok oruç tutması, ameller Allâh-u Teâlâ’ya o ayda arz olduğu içindir. Üsame b. Zeyd (Radıyâllâhü Anh) diyor ki:
- Yâ Resûlellah! Şaban ayında tuttuğun kadar başka aylarda
oruç tuttuğunu göremiyorum, sebebi nedir? dedim. Hz. Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz de:
- Bu Şaban ayı, Receb’le Ramazan arasında insanların gaflet ettikleri bir aydır. Halbuki o, yani Şaban ayı, amellerin
Rabb-ül Âlemîn’e yükseltildiği bir aydır. Ben, oruçlu olduğum halde amelimin yükseltilmesini seviyorum, istiyorum,
buyurdu.5
Diğer bir sebeb; Hz. Aişe (Radıyâllâhü Anha) diyor ki: Resûlüllah
(Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz, Şaban ayının tamamında
1- Müslim, Sıyam:179; Ebû Dâvud, Sıyam:56, İbn-i Mâce, Sıyam:30; Nesâi; Sıyam:34-70; Dârimi, Savm:33; A.b.Hanbel, 1/227,
231, 341, 301, 321, 326, 3/104, 179, 230
2- Abdulkadir Geylani, a.g.e. Sh:229-238
3- Dâvud, Sıyam:57; Nesâî, Sıyam:70; A.b.Hanbel, 4/188; Hakim, Müstedrek, 1/434; Beyhaki, Sünen, 4/292
4- Buhari, Savm:52; Müslim, Sıyam:175; Ebû Dâvud, Sıyam:59; Tirmizi, Savm:37; Nesâî Savm:70
5- Nesâî, Sıyam:70; A.b.Hanbel, 4/201
oruç tutardı. O’na dedim ki:
- Yâ Resûlellah! Oruç tutmanda, Sana ayların en sevimlisi Şaban’dır, değil mi?. Şöyle buyurdu:
- Evet! Çünkü Allâh-u Teâlâ, o sene ölecek olan kimselerin hepsinin isimlerini o ayda yazar. Ben de, oruçlu olduğum halde ecelimin gelmesini seviyorum.1
Ramazan ayı ise Hz. Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin “Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden azad olmaktır.”2 diye haber verdiği büyük bir aydır. Bu bakımdan Ramazan ayı; bir müjdeleme, bir uyarma, bir toparlanma, bir daha iyiye gitme ayıdır.
Sahabe-i Kiram hazerâtı, Şaban ayında Kur’an-ı Kerîm’i çok okumaya başlar ve Ramazan-ı Şerife hazırlıklı çıkmaya çalışırlar, bu maksatla işlerini ve halk ile münasebetlerini düzene korlar, borçları varsa öderler, alacakları varsa alırlar, fakir ve düşkünlere de yardım ederek onların da gönüllerini hoş etmeye önem verirlerdi.
Abdülkadir-i Geylânî (Kuddise Sirruhu) şöyle demiştir: Receb cefayı terk ayıdır; Şaban amel ve vefa ayıdır; Ramazan ise, sadakat ve safa ayıdır. Receb tevbe ayıdır; Şaban muhabbet ayıdır; Ramazan Hakk’a yakınlık bulma ayıdır. Receb hürmet ayıdır; Şaban hizmet ayıdır; Ramazan nimet ayıdır. Receb ibâdet ayıdır; Şaban zahidlik ayıdır; Ramazan ise, ziyadesi ile nimetlere ermek ayıdır. Receb ayında iyilikler kat kat artar; Şaban ayında kötülükler kalkar; Ramazan ayında ikramlar gelmeye başlar. Receb, önce gidenlerin ayıdır; Şaban, ortadakilerin ayıdır; Ramazan ise, âsilerin ayıdır.
Zunnûn-î Mısrî (Kuddise Sirruhu) şöyle demiştir: Receb âfetlerin geri bırakıldığı, Şaban taatlerin yapıldığı, Ramazan ikramların beklendiği aydır. Bu duruma göre: Bir kimse âfetleri terk etmez, taatta bulunmaz, ikramları da gözetmez ise o kimse zarar etmiştir. Zunnûn-î Mısrî (Kuddise Sirruhu) bir başka zaman da şöyle demiştir. Receb ekim, Şaban sulama, Ramazan ise harman ayıdır. Her ekilen biçilir. Her yapılan işin karşılığı görülür. Bir kimse ekim zamanını boşa geçirirse, harman zamanında pişmanlık duyar. Âhirette kötülük göreceğinden dünyada beslediği ümitler de hiç olur.
Sâlih zatlardan bazısı şöyle demiştir: Sene bir ağaçtır. Receb ayı, senenin yapraklanma günleridir. Şaban ayı, meyvelenme günleridir. Ramazan ayı ise, senenin meyvelerinin toplandığı günlerdir.
Şöyle anlatılmıştır: Receb ayı Allâh-u Teâlâ’dan gelecek mağfiretlere tahsis edilmiştir. Şaban özel olarak şefaat ayı kılınmıştır. Ramazan ayında iyilikler kat kat verilir. Bunun için tahsis edilmiştir.3
Görülüyor ki Hz. Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz ve büyüklerimiz bu aylara ve günlere oldukça fazla önem
1- Müsnedü Ebi Ya’la, 4/277 2- Beyhekî, Şuabü’l-İman, 3/305,N0:3608 3- Bak. Abdulkadir Geylani, a.g.e. Sh:229-238
vermişler, Allâh-u Teâlâ’ya ibâdet ve taatte büyük gayret göstermişler ve biz ümmetlerine güzel örnek olmuşlardır. Bu yüzden ki
bu ayların kadr-u kıymetini idrak eden ve bu büyük Rahmetten
istifade etmeye çalışan büyük zatlar bu ayları büyük bir canlılık
içerisinde geçirmişler. Mümkün mertebe oruç tutmuş, Kur’an-ı
Kerîm okumuş, etraflarındaki insanları da bu güzel hasletlerle
donatmaya gayret etmişlerdir. İşte asrın kirine-pasına bulaşmış
insanlar, kâinatın alkışladığı böylesi mübarek ayları vesile kılarak
bu fırsatları en iyi şekilde değerlendirmenin yollarını aramalıdırlar. Böylesi günlere bir daha kavuşamama ihtimalini de hesaba katan bir mü’min nasıl bir devlet ve nimetle karşı karşıya
kaldığının farkına varırsa; umulur ki şanına uygun bir şekilde
değerlendirir.