Hac, İslâm’ın Rükünlerinden Birisi ve Mühim Bir Kulluk Vazifesidir

Hac, İslâm’ın Rükünlerinden Birisi ve Mühim Bir Kulluk Vazifesidir

Mehmet TALÛ

Almanak 2007-2008, Kasım 2008 sayısından.

HAC, İSLÂM’IN RÜKUNLARINDAN BİRİSİ VE MÜHİM BİR KULLUK VAZİFESİDİR. Hac; kişinin Allah’a yolculuğudur. Beytullah, bir sembol olup asıl ziyaret edilen, etrafında dönülen, istikbal ve isti’lâm edilen maksud ve mahbub, Ev’in Sahibi’dir. Bu yüzden Allah dostları için hac, ömür boyu hissedilen büyük hasretin sonundaki kavuşma olayı olarak algılanmış; hacca böyle bakılmış ve böyle değer verilmiştir.

Hac, ömürde bir defa yapılması gereken bir ibadet olup, İslâmın rükunlarından yani beş temel esasından birisi ve mühim bir kulluk vazifesidir. İslâmın rükunlarının tamamlanması ve kemâle ermesi hac ile olmuştur. Vedâ haccında, Cuma günü ikindiden sonra Resûlullah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Arafat meydanında devesinin üzerindeyken: “Bugün size dininizi ikmâl ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim.”1 âyet-i kerimesi nazil olmuştur. Bu sebeple kişi farz haccını yapmadıkça, dinini kemâle erdirmiş olamaz. Hac, ne büyük ibadettir ki, eda edilmezse din kemâlini kaybediyor.

Hac, kefen misali bembeyaz giysiler içinde âhiretteki mahşeri hatırlatan, aynı kıyafet içinde zengin-fakir, şehirli-köylü ayırımını ortadan kaldıran, “ben”liği yıkıp “biz”i öne çıkaran, şeytan taşlama, tavâf ve sa’y gibi “temsîli” görevlerin îfâ edildiği, helâl olan bazı şeylerin ihrama girdikten sonra haram kılındığı ve böylece nefis terbiyesi, irade ve sabır eğitiminin yapıldığı, yüzbinlerle birlikte Allah’a açılan ellerin boş çevrilmediği, dînî duyguların, ihlas ve samimiyetin doruk noktaya çıktığı bir ibadettir.

Hac anlatılamaz, târif edilemez yaşanır. Kısaca şu kadarını söyleyelim. Hac, bir insanın dünya hayatında yaşayabileceği en saadetli, en hoş, en lezzetli bir hâdisedir. O mübarek hâdisenin her anında herkes “Allah! Allah!” demekte, kâinatın Yaratıcısına teveccüh etmekte. Herkes hızlı adımlarla Harem-i Şerif’e gitmekte...

Kâbe-i Muazzama, bir başka isimle Beytullah, Cenâb-ı Hakk’ın bin bir ismiyle daima tecelli buyurduğu muhteşem bir mekan. İnsan Beytullah’ın avlusundan içeri girer girmez, bambaşka bir mekana geldiğini hissetmekte. Şayet farz namazı kılınmıyorsa, Kâbe’nin etrafını tavâf edenler kuşatmakta. Tavâf, zâhiren bir dönüştür. Ama nasıl bir dönüş? Tıpkı elektronların çekirdek etrafında, gezegenlerin güneş etrafında, galaksilerin şemsüs-şümûs etrafında, meleklerin Beytül-Mâ’mur etrafında dönüşü gibi bir dönüş. Hepsi de aynı istikamette... Yani saatin dönüş istikametinin tersine bir dönüş.

Hac, bir ibadet yolculuğudur. Dolayısıyla bu yolculuk, insanın maddî ve mânevî hayatını gözden geçirmesi için önemli bir fırsattır. Bu mânevî iklimi yaşamak, mukaddes mekânları ziyaret etmek ve İslâm tarihini yeniden okumak için hacca ayrılan za-

man dilimi çok iyi değerlendirilmelidir. Bu nedenle, daha işin başında iken kendimizi, niyetimizi ve kalbimizi başka işlerle meşgul etmeden, “sadece hac ve ibâdet yapma” niyet ve arzusuyla hazırlamamız önem arz etmektedir. Sadece ve sadece hac ibadetine yoğunlaşmalıyız.

Hac, kutsal mekânlarda, mübarek yerlerde ve milyonlarca Müslümanla birlikte yapılan, hem mâlî hem de bedenî birçok zorluklara katlanmayı gerektiren ve farz olarak ömürde bir defa yerine getirilen, bilgi ve rehberliğe dayalı bir ibadettir. Fakat ne yazık ki, hacca giden Müslümanlar, genellikle hacla ilgili bilgilere oldukça yabancı kalmakta, bu önemli ibâdeti yerine getirme fırsatını bulduklarında pek çoğu, yeterli temel bilgilere sahip olmadıklarından, kısa bir sürede konuya ilişkin bilgileri kâfi derecede öğrenme imkânını bulamamaktadırlar.

Muhterem Hacı Adayları!

Maddî-mânevî birçok zorlukları yenerek hac farizasını eda edeceksiniz. Bütün ibadetlerde olduğu gibi, Haccın da Allâh-ü Teâlâ katında makbul ve sevabının daha çok olması için, usûlüne uygun olarak Hz. Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin yaptığı ve öğrettiği şekilde, eksiksiz yapılması gerekir.

Çünkü Hac, turistik bir gezi olmayıp, bir ibadettir. Bunun için kendilerine hac farz olan Müslümanlar önce bir hazırlık yapmak durumundadırlar. Güvenilir bir hac rehberini çok dikkatli bir şekilde birkaç defa okumalıdır. Hacla ilgili fıkhî meseleleri öğrenmeğe çalışmalıdır.

Çünkü hacca ait bütün bilgiler öğrenildikten sonra yapılacak haccın makbul olabileceğini ve bilgisizce, “uydum kalabalığa” şeklinde yapılacak hac ibâdetinin makbul olamayacağını unutmamalıyız. Hacca gidenlerin ekserisinin, maalesef haccın farzlarını dahi öğrenmeden yola çıktıkları ve bu yüzden çok yanlışlıklar yaptıkları görülmüştür. Sonradan üzüntüye sebep olacak bu duruma düşmemek için zamanında gerekli tedbiri almak gerekir.

Fakat ne hazin bir durumdur ki, bugünkü hac vazifeleri çoğunlukla bilgisizce ve “Uydum kalabalığa” şeklinde yapılmaktadır. Bazen her türlü külfete ve maddî fedakârlığa katlanarak bu yolculuğu tamamlayan ve yurduna dönen bir kimse, hacı olmadan dönebilmektedir. Haccın farzlarını, vaciplerini ve haccın tamam olması için gerekli diğer hususları bilemediği için, hac vazifelerini eksik veya hatalı yapmaktadır.

Halbuki farz olarak ömürde bir defa yerine getirilmekte olan hac, günahlardan arınmak için ne kadar önemli bir fırsattır. Bu sebeple bu kadar maddî-mânevî birçok zorluklara katlanarak hacca giden bir Müslümanın, haccını noksansız eda edebilmesi, makbul bir hac yapabilmesi ve Allâh-u Teâlâ katında en yüksek ecri kazanabilmesi için, bu kutsal ibâdetin nasıl yapılacağını, hac esnasında nelere dikkat etmesi gerektiğini, hangi fiil ve davranışların suç sayıldığını, kısaca erkânından adâbına kadar, bu ibâdetle ilgili hükümleri, kendisine yetecek kadar iyi bir şekilde öğrenmesi gerekir. Farzlarını, vâciplerini, sünnetlerini ve pratiğini bilmeden makbul bir hac yapmak mümkün değildir.

Bu görevin ilk merhalesi ihram ve telbiye’dir. Zira ihrama girmek, insan için bir kıyafet değiştirmekten çok; niyet ve irade ile Allâh-ü Teâlâ’ya yönelmektir. Kibirden, gururdan, bencillikten kurtularak, takvaya ulaşmaktır. Bu bağlamda ihrama giren kişi telbiye, tekbir, tehlil, selâm ve duâ ile yoluna devam eder. Benliğini aşar ve iradesini güçlendirir.

Hac yolculuğu, bir Müslümanın mânevî dünyası açısından belki de hayatındaki en önemli olaydır. Muhtemelen ömrü boyunca bir defa gerçekleştirebileceği bu kutsal yolculuğu, Rabbimiz hayırla ve “hacc-ı mebrûr” olarak tamamlamayı, o kutsal toprakların mânevî ikliminden en iyi şekilde istifade etmeyi ve hac dönüşü hacı olmanın anlam ve önemine uygun bir yaşantı sürmeyi nasip etsin. Amin. Bu duygu ve düşünceler ışığında hacca gidecek kardeşlerimize “mebrûr hac” diliyoruz.

Bilindiği gibi, “mebrûr hac” yani kabul olunmuş bir hac, insanın kul hakkı dışındaki bütün günahlarının silinmesine yetiyor. İnsan günahsız olarak dünyaya adeta yeniden geliyor. Ama bunun için asgari şu beş şarta riayet edilmesi gerekiyor:

1- Hacca son derece halis bir niyetle, yani sadece Allâh-ü Teâlâ için gidiyor olmak. Adeta Allah (Celle Celâlühü)’yü ziyarete gidiyor gibi, O’nun dışındaki her şeyi gözünden çıkarmak.

2- Tayyib yani tertemiz bir para ile hacca gitmek.

3- Üzerindeki kul haklarını ödemek ya da helâllık almak, Allah (Celle Celâlühü)’ya olan namaz ve oruç gibi borçlarını da kaza etmek ya da kaza etmeye kesin karar verip başlamak.

4- Hac boyunca boş ve çirkin söz, niyet ve davranışlardan uzak durmak.

5- Haccı diğer zâhir ve bâtın şartlarına uygun olarak tamamlamak.

Hayatında sadece bir kez hacca gidebilen Hz. Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz, Ebû Hureyre (Radıyallâhü Anh)dan gelen rivayette: “Makbul haccın bir tek karşılığı vardır, o da Cennettir.”2 buyurmuşlardır. Bu büyük ödülü, yaptığımız haccın sayısı değil, sadece bir defa yapmış olsak bile, Allah (Celle Celâlühü) katındaki değeri kazandıracaktır. Bu bakımdan yaptığımız bu bir tek hac, kendi niyet, söz ve davranışlarımıza göre, bizim için büyük bir kurtuluş vesilesi olabilir ya da boşuna zahmet ve masraftan öte bir değer taşımayabilir.

Bu sebeple hacca büyük önem verilmiş; her devirde hac, Müslümanın dinî ve ahlâkî hayatında en derin anlamı olan, en kalıcı tesirler bırakan bir ibadet olarak anlaşılmış, anlatılmış ve yaşanmıştır. Bilhassa âlimler, zâhidler ve sûfiler için hac mânalar ve sırlarla yüklü, bir ömre bedel ibadettir; kişinin Allah’a yolculuğudur. Beytullah, bir sembol olup asıl ziyaret edilen, etrafında dönülen, istikbal ve isti’lâm edilen maksud ve mahbub, Ev’in Sahibi’dir. Bu yüzden Allah dostları için hac, ömür boyu hissedilen büyük hasretin sonundaki kavuşma olayı olarak algılanmış; hacca böyle bakılmış, böyle değer verilmiştir.

Hac, Müslümanın hayatında böylesine bir dönüm noktasıdır.

Onun için, daha hacca gitmeye karar vermesinden itibaren insanın dinî ve ahlâkî davranışında köklü ve derinden bir değişiklik başlayacak, artık geçmişteki cahillikler terkedilecek, hacca gitmenin icabı olarak daha olgun bir dinî hayat dönemi başlayacak. İbadetlerimiz daha muntazam, duygularımız daha temiz, kalplerimiz daha şefkatli, merhametli, affedici olacak; sözlerimiz daha güzel ve hayırlı, işlerimiz daha düzgün olacak; âhir ve akıbetimizi daha çok düşüneceğiz; ahiretimiz, ölüm ötemiz için daha çok hazırlık yapmaya gayret edeceğiz. Hacca başkalarının kusurlarını değil, kendi kusurlarımızı görmek ve düzeltmek için gideceğiz. Orası, başkasından değil, kendimizden şikayet etme; tövbe, istiğfar ve duâ etme yeridir. Elbette sorumlu kurumların ve kişilerin görevi, hacıları imkânlar ölçüsünde rahat ettirmektir; ancak hacının görevi de orada bedeninin rahatını değil, rûhunun huzurunu aramasıdır; orada zamanını zayi etmeyip her saniyesini tövbe, istiğfar, duâ, zikir, tilâvet gibi ibâdetlerle zenginleştirmesidir.

Doğrusunu söylemek gerekirse, modern insan bedensel rahatına çok fazla düşkün hale geldi. Bu durum onda mânevî bir rehâvet doğurmakta; Allah’ın rızasını ve rûhunun selâmetini kazanmak için gerektiğinde özveride bulunmasını, zahmete katlanmasını zorlaştırmaktadır.

Bu husus, hac gibi ruhânî ve mânevî boyutuyla zirvede olunması gereken bir ibâdet esnasında dahi gözlenebilmektedir. Yaşanmış bir olaydaki şu iki kişiden hangisinin haccı Allah (Celle Celâlühü)’nun rızasına daha uygun olmuştur dersiniz: İkisi de 50 yaş civarında olan, yüksek mevkili bu kişilerden biri, Müzdelife’den Mina’ya (5-6 km) kadar yürütüldüğü için içi öfke dolu. İlgili kuruma ateş püskürüyor. Diğeri ise olaya bambaşka bir dünyadan bakıyor: “Ben üzülmedim, tam tersine mutlu oldum. Ömrümüz arabaya binmekle geçiyor. Ne mutlu bana ki, Hz.Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin yürüdüğü yollarda ben de yürüdüm, O’nun ayağının değdiği yerlere basmak bana da nasip oldu, bu yüzden sevinçten uçarak yürüdüm o yolu!..”

Hac; görünüşte bedensel, hakikatte ise mânevî ve ruhânî bir sefer olup “hac menâsiki” denilen uygulamalardan her birinin, şeklî yönünün arkasında derin mânalar, sırlar bulunup bunların iyi bilinmesi ve ona göre hareket edilmesi gerekir.

Bugün hacca gitmek fiziki olarak eskisine göre daha kolay olabilir ama, günümüz insanının kolaya alışmış olduğunu, zora gelemediğini de düşünürsek, bilhassa mânevî gereklerini yerine getirme bakımından günümüzde hac her zamanki kadar, belki daha da zor olmaya devam ediyor. Daha yola çıkmadan yapılacak işler var. Haccın en başı, bu ibadeti iyice anlayıp kavramaktır; sonra hacca karşı derinden arzu hissetmek, sonra hacca gitmeye sağlam karar vermek, sonra engelleyici bağlardan kurtulmak gibi diğer hazırlıklar gelir. Daima dilde duâ, gönülde Allah (Celle Celâlühü) olmalıdır. “Nefsânî tutkulardan ve zevklerden, gerektiğinde en temel ihtiyaçlarından dahi ferâgat etmeyi göze alamayanlar, bütün tutum ve davranışlarında yalnız Allah’ı gözetmeyenler, Allah’a ulaşamazlar.” İşte haccı anlayıp kavramanın özü bunu bilmektir.

Bütün bu bilgi ve öğütlerin temelinde şu vardır: Hac asla sıradan bir yolculuk, turistik bir olay gibi düşünülmemelidir. O bir ibadettir; mânevî bir arınma ve yükseliştir. İnsanın, mümkün olduğunca maddî, bedensel ve dünyevî heveslerini geride bırakarak, kalbinden atarak, asıl hedefine adeta kilitlenmesidir. O hedef, hacı adayının derin bir rûhâniyet ve mâneviyat sürecine girdiği hac yolculuğunun Kâbe ucunda Beytullah’ta gerçekleşecek olan “likaullah” yani Allah’a kavuşma, Allah (Celle Celâlühü) ile buluşmadır. Böylesine ulvî bir hedefe doğru yürürken, cismânî ve maddî rahatın, bedenî zevklerin ne önemi kalır!..

Hac yolcuları, büyük bir sevinç ve heyecan içinde hac hazırlığı yapmaktadır. Hacca ilk defa gidecekler, o mübarek beldeyi görebilmenin, o ilâhî ibadeti yapabilmenin heyecanını yaşarlarken, ikinci ve üçüncü defa gidecekler de o muhteşem mü’minler seline bir kere daha katılmanın sevinci içindeler.

Hac mevsimi yaklaşınca zengin ve fakir her Müslümanın gönlüne bir ateş düşer. Her Müslüman, o mukaddes beldeyi görmeyi ve bu farzı yerine getirmeyi ister. Fakirliğinden dolayı hacca gidemeyen ve fakat:

- Ah imkânım olsaydı da hacca ben de gidebilseydim, diye içten yalvarmaları imanlarının kuvvetli olmasına delil olurken; her türlü şartlara sahip olduğu halde, haccetmeyi aklına bile getirmeyen zenginlerin halleri ise; Allah korusun, imanlarının zayıflığına bir işarettir. Allah-u Teâlâ’ya ve Resûlüne inanan her mü’min, bu şerefli vazifeyi samimi olarak ister. Başta Kâbe’yi ziyaret etmekten, insanlığın medârı iftiharı Hz. Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin doğup büyüdüğü, Allah yolunda mücadelelerle dolu hayatını geçirdiği, her köşesinde O’na ve diğer peygamberlere ait binbir hatırayı yaşatan Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’yi ziyaret etmekten, orada dünyanın dört bucağından gelen din kardeşleriyle bir kaç önemli gün geçirmekten elbette pekçok şeyler kazanır.

Her yolculuk için belli bir hazırlık yapıldığı gibi, bu kutsal yol için de çok yönlü hazırlıklar yapılmalıdır. Bu fırsattan gereği gibi yararlanmak için hacca rûhen ve bedenen çok iyi hazırlanmak ve âdaba riayet etmek gerekir. Bu sebeple, hac yolculuğuna çıkmak üzere bulunan hacı adaylarına bazı noktaları hatırlatmakta fayda vardır.

Her şeyden önce, beytini hac etmeyi bizlere nasip buyurduğu için Allâh-ü Teâlâ’ya hamd etmeli, Resûlüne salât-ü selâm okumalı, sâlih amellerimizi kabul etmesini, hepimize kat kat sevaplar vermesini Allâh-ü Teâlâ’dan dilemeliyiz.

Hepimizin haccını kabul, çalışmasını mükâfatlan-dırmasını Rabbimizden temenni ederiz.

- DİPNOTLAR -

1 - Maide sûresi:3

2- Buhari, Umre:2, No:1683, 2/629; Müslim, Hac:437, No:1349, 2/983; Nesei, Hac:5, No:2629, 5/115; Tirmizî, Hac:90, NO:933; İbn Mâce, Menâsik:3, NO:2887; Muvatta, Hac:65, 2/346