İSRAF “Akan bir dereden abdest alsan bile, suyu israf etme!” (Hadîs-i Şerif)

İSRAF “Akan bir dereden abdest alsan bile, suyu israf etme!” (Hadîs-i Şerif)

Yakup YAZICI

Almanak 2007-2008, Ağustos 2008 sayısından.

İki cihan güneşi, Hz. Muhammed Mustafa (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) bir gün Medine sokaklarında yürürken, baktılar ki Ashâb-ı Kirâmdan Sa’d (Radiyallâhu Anh) yolun kenarında abdest alıyor. Fakat abdest alırken suyu gereğinden fazla, bol bol kullanıyor. Yanlış bir hareket gördüğünde susup geçmeyen Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) hemen oracıkta:

“Ey Sa’d! Bu ne israf?” buyurdular.

Sa’d (Radiyallâhu Anh) muhtemelen, abdestle alâkalı müjdelere nâil olmak için böyle yapmaktadır. Suyu bol kullanarak sevabının çok olacağını hesap etmektedir. Bunun üzerine Sa’d (Radiyallâhu Anh): “Yâ Resûlellah! Abdestte de israf olur mu?” diye şaşırmış bir şekilde sorar. Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem):

“Tabii ya! Gürül gürül akan bir nehirden abdest alsan bile suyu israf etme!” buyururlar.

Ağzına üç defa su al, dördüncüyü alırsan israf olur, günah olur. Kolunu üç defa yıka, dördüncü kere fazladan yıkarsan mekruh işlemiş olursun, demek istemişlerdir. Dinimiz bizlere ibâdet maksadıyla dahi olsa yaptığımız tüketimlerde ölçülü olmayı emretmiştir.

Namaz, oruç, zekât ve sadaka gibi ibâdetlerin fazlası için “israftır, günahtır” denilemez. Ancak, Sevgili Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) ibâdetlerde iktisâdı (orta yolu) tavsiye etmiştir. Ömrünün tamamını ibâdete harcamayı azmeden, ölene kadar oruç tutacağını söyleyen, tüm malını Allah (Celle Celâlühü) yolunda infak etmek istediğini bildiren kişilere mani olmuştur. Onları vazgeçirerek, nefislerinin ve aile fertlerinin de kendileri üzerinde hakları olduğunu beyan etmiş, bu kişilere ibâdetlerinde ölçülü olmaları gerektiğini bildirmiştir. Zîrâ hiç kimse Hz. Muhammed (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’den daha takvâ olamaz. O ise bazen oruç tutmuş, bazen iftar etmiştir. Gecenin bir kısmını uyku, bir kısmını ise ibâdetle geçirmiştir.

Hz. Ebu Bekir’in tüm malını Allah yolunda infâk etmesi ise sıddîkiyet makâmına mahsus bir haldir, umûma teşmîl edilemez. İbâdetlerde ölçü Allah Resûlü (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’dir.

İSRAF NEDİR?

İsraf, kişinin sahip olduğu bir şeyi, kullanılması gereken yerin dışında ve gereğinden fazla harcamasıdır. Bir harcamanın israf sayılabilmesi için iki şeye bakılır.

1- Harcamanın yersiz olması: Bir nimet, Allah-u Teâlâ’nın emrettiği ve razı olduğu sınırlar içinde kullanılıyorsa israf değildir. Aksi takdirde israftır. Bir kuruş, bir saniye O’nun hoşnut ve razı olmadığı yerlere sarf ediliyorsa isrâftır. Bir servet, bir ömür O’nun râzı olduğu bir yerde harcanıyor ise israf olmayıp kulluk ve ibâdettir. Bir can O’nun için veriliyorsa şehâdet, başka bir şey için veriliyorsa israf ve felâkettir.

2- Harcamanın gereğinden fazla yapılması: Sahip olduğumuz nimeti ölçülü ve ihtiyacımız kadar kullanmak gerekir. Nimetin, ihtiyacın ötesinde kullanılması israftır. Ne yazık ki bugün toplumlar, televizyon, basın ve yayının etkisiyle bilinçsizce ve çılgınca tüketim yapmaktadır. Hele hele özenti ve zamana, modaya ayak uydurma bahanesiyle, henüz eskimeden yenisi alınan giyim ve ev eşyaları, cep telefonları, bilgisayarlar, sadece model değiştirmek için alınan araba vesâireler bir dünyayı yeniden inşâ etmeye yetecek seviyededir.

NELERİ İSRAF EDERİZ

Kişinin sahip olduğu değerli varlıklar üç kısımdır:

Birincisi, kişinin malıdır. Mal ve servet insanoğlunun bedenini ve zamanını sarf ederek elde ettiği kazanımlardır. İnsanoğlu bedenî gayretleri ve zamanı karşılığında para ve mal elde eder. Kişi âdetâ sağlığından ve ömründen kıymık kıymık yontarak kıymetli bir vâriyet elde eder. Bu nedenle atalarımız “Mal canın yongasıdır”, candan yontularak elde edilmiştir, demişlerdir. Mala gelen bir zarar ve ziyan, cana gelmiş gibi insana acı ve elem

verir.

İkincisi, kişinin sağlığı ve bedenidir. Beden sağlığı Allah-u Teâlâ’nın insana vermiş olduğu en büyük nimetlerdendir ki, değeri parayla, pulla, altın, gümüş ve mücevherle ölçülemez. Sağlığını kaybeden bir uzvun tedavisi için bazen milyarlar harcanır, harcanır da yine de eski sağlığına kavuşamaz. Bir gözümüzü, bir kulağımızı veya on parmağımızdan sadece birini dünyalara değişmeyiz. Öylesine kıymetlidir canımız ve bedenimiz.

Üçüncüsü ise zamanımız ve ömrümüzdür. Ömür, Yüce Mevlâ’nın kullarına bahşettiği en büyük fırsat ve imkândır. Kulun, sonsuzluğun mübeccel ufuklarını aşarak Cennete giden saâdet kervanına katılabileceği yegâne meydandır. Bu meydan ve saha içinde zaman bir nehir misâli, bir daha geri dönmemek üzere akar gider. Zamandan geçen bir saniyenin geri dönmesi imkânsızdır. Bu son ikisinde aldanmayan yok gibidir.

“Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah (Celle Celâlühü) israf edenleri sevmez” (A’râf Sûresi : 7/31)

Gönül Sultanımız, Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem): “İki şey vardır ki insanların çoğu bu iki şeyde aldanmıştır. O iki şey, sağlık ve boşa geçen vakittir.” buyurarak bu hakikati beyan etmiştir. Bu iki şeyden birincisi olan sağlık, kaybedildiğinde kısmen de olsa kazanılması mümkündür. Fakat zamanın dönmesi imkânsızdır. Zaman harcanarak büyük servetler kazanılabilir. Ancak servetler harcanarak zamanın bir saniyesini bile geri getirmek mümkün değildir.

Öyleyse iktisatlı ve tutumlu davranmakta sıralama bakımından önce zamanımız ve ömrümüz, sonra beden sağlığımız gelmektedir. Mal ve mülk ise bunlardan sonra gelmektedir. Çünkü mal ve mülk, kaybedildiği takdirde yeniden kazanılması mümkün olan şeylerdir. Ama gelin görün ki insanoğlu, kazanılması mümkün olana daha sıkı sarılıp, mümkün olmayanı cömertçe harcar, har vurup harman savurur. Bu üç hususta tutumlu davranıp israf etmemek kişinin dünya ve ukbâda huzur ve saadetine sebep olur. Öyleyse malımızı, sağlığımızı ve zamanımızı boş yere israf etmeyelim.

Mübah olan yiyecek, içecek, giyecek ve kullanacak şeylerde dikkatli davranmak gerekir. “Ölçü nedir?” sorusunun cevabı hadîs-i şerifte gizlidir. “Gürül gürül akan, Fırat gibi büyük bir nehirden abdest alıyorsan bile israf etme.” ifadesi açık ve nettir. Deniz gibi malını ihtiyacın kadar kullan. Nuh (Aleyhisselâm) kadar ömrün olsa bile boşa harcama.

“… Sakın verilen nimetleri saçıp savurarak israf etme. Zîra saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridirler…” (İsrâ Sûresi : 17/26-27)

SUYUN İSRAFI

Su, insanlığın ortak malıdır. Parasını ödese dahi, hiç kimsenin suyu israf etme hakkı yoktur. Zîra su, parayla alınamayacak kadar değerlidir. Ödediğimiz para suyun değil, suyun bize ulaştırılmasının bedelidir. Tüm nimetler de böylecedir.

Bugün dünya üzerindeki su kaynaklarının da kadr-u kıymeti bilinmemekte ve hoyratça kullanılmaktadır. Dünya üzerinde yaklaşık altı milyar insan yaşamaktadır. Basit bir hesapla, her insan banyoda, lavaboda kullanmış olduğu sudan, günde bir litre tasarruf yapsa, altı milyon ton su kazanılmış olur. Bu da 2,4 milyar insanın günlük su ihtiyacını karşılamaktadır. (Bir insanın günlük su ihtiyacı yaklaşık olarak 2,5 litredir)

Şarıl şarıl akan suları israf ederken, Afrika’da bulanık ve böcekli suları kullanıp içen, hatta onu da bulamayan Müslüman kardeşlerimiz olduğunu, açlıkla boğuşan kimselerin olduğunu unutmayalım. Belki Afrika’ya gitmeye de gerek yok, memleketimizin nice mahrumiyet bölgelerinde suya hasret kalan kimseler vardır. Büyük şehirlerde akşam üzeri, fakr-u zarûretten dolayı, pazar yerinden arta kalanları toplayan kardeşlerimizin olduğunu, çöpten ekmek toplayan kimselerin varlığını düşünelim.

Çocukken, büyüklerimiz bize sofraya düşen kırıntıları toplamayı öğretmişlerdir. Bu, hem nimete ve nimeti verene saygıyı, hem de nimetleri israf etmemeyi öğretmektir.

Şu anda ülkemizde her gün 120 milyon ekmek üretilmekte, bunun yaklaşık 12 milyonu çöpe atılmaktadır. Bunun ekonomik olarak yansımasının da yaklaşık 3 milyon YTL olduğu bildirilmektedir. Bu da yaklaşık olarak 3 trilyon YTL (Eski ifadeyle 3 Katrilyon Türk Lirası) etmektedir. Sadece ekmekte israfı önlemek bile ekonomiyi ihya edip, nice açları doyurup işsizlere iş imkânı sağlayacaktır. “Tok, açın halinden anlamaz” derler. Şâir diyor ki:

Tok olan, cümle âlemi tok sanır,

Aç olan, âlemde ekmek yok sanır.

İki cihan serveri, Sevgili Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in mübarek dudaklarından dökülen bazı sözler vardır ki, bunlardan sadece birinin gereğiyle amel edildiği takdirde tüm insanlığın felâh bulması işten bile değildir. İşte bu hadîs-i şerîf, bugün insanlığın içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılardan, açlık ve susuzluk âfetlerinden kurtulması için yeterlidir. İsrafın terk edilmesi, bolluk ve berekete sebeptir.

Yâ Rabbi! Bizleri açlıkla, susuzlukla ve kıtlıkla terbiye etme!

Terk etme mü’minleri susuz, aç bî ilâç! Senden başkasına eyleme muhtâç!

Âmin!