Yakup YAZICI
Almanak 2007-2008, Aralık 2007 sayısından.
Silsile; tarikatlar veya ilmiye sınıfının, aldıkları ilim ve feyzin kaynağını gösteren şecereye denir. Silsile yoluyla ilim-feyiz kaynağını tescil etmek, sadece Müslümanlara ait bir özelliktir. Hz. Mevlâna ilk tasavvûfî neş’eyi babası Bahâuddîn Veled’den (ks) almış, babasının vefatından sonra ise babasının halifesi olan Seyyid Burhâneddîn Muhakkik-i Tirmizî’den (ks) yaklaşık dokuz sene tasavvufî terbiye görmüştür.
Silsile, kelime manası itibarıyla “zincir” demektir. Istılahta silsile, tarikatlar veya ilmiye sınıfının, aldıkları ilim ve feyzin kaynağının Resûlüllah (sav.)’e, O’ndan da Cebrail (as) vasıtasıyla Allah-u Zül-Celal Hazretlerine dayandığını ispat etmek için ortaya koydukları, şeyh ve ulema zincirine, bunu gösteren şecereye denir. Buna “Silsile-i Sâdât” da denir. Hadis-i şeriflerin evvelinde, hadisi rivayet edenlerin Hz. Peygamber (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’e kadar zincirleme zikredilmesi (isnad), bunun bir başka örneğidir
Silsile yoluyla ilim-feyiz kaynağını tescil etmek, sadece Müslümanlara ait bir özelliktir. Modern çağda çoğu öğrenciler, hayattaki öğretmenlerinin dahi isimlerini bilmez ve hatırlamazken, İslami ilimleri tahsil eden talebeler ve tasavvuf erbabı, başta hayatta olan üstadları olmak üzere, feyz aldıkları âlim ve şeyhlerin
isimlerini bilirler. Altın halkalar zinciri demek olan silsile yoluyla bunu tescil ederler. Nice talebeler, öğretmenlerinin önünde düğmesini ilikleme ihtiyacı hissetmezken, onlar silsile sayesinde, İslam’ın kendilerine ulaşmasına vesile olan kimseleri daima saygıyla, hayırla yâd ederek bu zatlara dua ederler. Andıkları kimseler âlimlerden ise adlarının hemen peşinden “Rahmetullahi aleyh” (Allah(cc)’ın rahmeti onun üzerine olsun), evliyaullah ise “Kaddesallahu sırrahû” (Allah onun sırrını takdis eylesin), sahabe ise “Radiyallâhu anh” (Allah ondan razı olsun), bir peygamber ise “Aleyhisselâm” (Selam onun üzerine olsun) derler. Şayet adı zikredilen zât, Nebiler nebisi Nûr Muhammed Mustafa (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ise mutlaka, “Sallallâhu aleyhi ve sellem” (Allah O’na salat ve selam etsin) diyerek hürmet ve minnetlerini ifade etmeyi bir borç bilirler.
Tarikatlardaki silsile ve şecereler, irşad makamındaki mürşidin yed bi yed olduğunu, son halkasının Allah Resûlüne (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) dayanan yetkili kimselerden el aldığını, şeyh-i kamil-i mükemmil (kendisi olgunluğa erişmiş, bir başkasını da olgunlaştırmaya yetkili) olduğunu gösterir.
Hz. Mevlânâ’nın Silsilesi
Hz. Mevlânâ’nın nesebi, anne tarafından büyük hükümdarlardan Muhammed Harzem Şah’a, baba tarafından büyük mutasavvıf Hüseyin el-Belhî’ye (ks), ondan da Hz. Ebû Bekir’e (r.a) dayandığı bildirilmektedir.
Bir İslam güneşi olan Hz. Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî, her fırsatta, feyiz ve nurunu Kur’an-ı Kerim ve Allah Resûlü’nün (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) sünnetinden aldığını açıkça ifade etmiştir.
Hz. Mevlâna ilk tasavvûfî neş’eyi babası Bahâuddîn Veled’den (ks) almış, babasının vefatından sonra ise babasının halifesi olan Seyyid Burhâneddîn Muhakkik-i Tirmizî’den (ks) yaklaşık dokuz sene tasavvufî terbiye görmüştür. Hicrî 642 senesinde Şems-i Tebrîzî’nin (ks) Konya’ya gelmesiyle hayatında yeni bir dönem başlamış, Şems’den (ks) müthiş derecede tesirlenmiş, vefatına kadar (Hicri 672) üzerinde, kendisini derinden etkileyen bir aşk, vecd ve istiğrak hali görülmüştür.
Hz. Mevlâna’nın hayatı boyunca, nefis tezkiye ve tasfiyesi hususunda ortaya koyduğu esaslar, bir takım usûl, edeb ve erkan içinde şekillenmiş, Mevlevilik ismini alarak tarikat haline gelmiştir. Mevlâna’dan sonra Mevlevîlik, Şemsî ve Veledî olmak üzere iki ayrı koldan varlığını devam ettirmiştir.
Mevlâna(ks)’nın silsilesi, Menâkibu’l-ârifîn’de şu şekilde zikredilmiştir:
1- Hz. Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)
2- Hz. Ali (r.a)
3- Hasan-ı Basrî (r.a)
4- Habib-i Acemî (ks)
5- Davud-u Tâî (ks)
6- Ma’ruf-u Kerhî (ks)
7- Seriyyi Sekatî (ks)
8- Cüneyd-i Bağdâdî (ks)
9- Ebû Bekr-i Şiblî (ks)
10- Muhemmed-i Zeccâc (ks)
11- Ebû Bekr-i Nessâc (ks)
12- Ahmed-i Gazâlî (ks)
13- Ahmed el-Hatib-i Belhî (ks)
14- Şemsü’l Eimme Abdullah-ı Serahsî (ks)
15- Bahâuddîn Veled (ks)
16- Seyyid Burhâneddin Muhakkik-i Tirmizî (ks)
17- Mevlâna Celaleddin Rumî (ks)
Bir başka görüşe göre ise, Hz. Mevlânâ’nın (ks) silsilesi babası Bahauddîn Veled (ks) yoluyla Necmeddîn-i Kübrâ (ks) hazretlerine dayanmaktadır ve o Kübreviyye tarikatine müntesiptir.
Şu bir gerçektir ki; büyük ilim ve hikmet deryası, aşk ve cezbe güneşi olan Hz. Mevlâna, feyzini haktan almıştır. Bu feyzi alırken, Rabbânî aynalar mesabesindeki tüm tasavvuf büyüklerinden yansıyan ilâhî nurları göğsünde dercetmiş, aldığı bu fuyûzât ışıklarını bir elmas gibi tüm âleme rengarenk yaymıştır.
O’nda Necmeddin-i Kübrâ’nın (ks) ehl-i sünnet esasına dayalı, insanı merkez alan, zühd ve takva anlayışını, Muhyiddin ibn Arabî’nin (ks) Vahdet-i Vücut düşüncesinden bir nebzeyi, Şems-i Tebrîzî’nin aşk ve cezbesini, doğru bildiği yolda kimsenin kınamasına aldırmadan yürüyen Kalenderî anlayışı görmek mümkündür.
Ölümsüz eseri Mesnevî’de, en derûnî duyguların ve cezbenin gümüş dizelerle şiire döküldüğünü, ibret ve hikmetin en güzel kıssalarla arz edildiğini görürüz. O’nun “Fîhi Mâ Fîh” isimli eserindeki sohbetlerden istifade etmeyen, mesnevisinden zevk almayan bir gönül erbabı, kıssalarını işitip ders almayan bir mürid, hikmetinden istifade etmeyen bir mutasavvıf bulamazsınız.
O’nun manâ ve hikmeti sünnet ve kitabullaha, meşayih silsilesi ise Resûlüllâh’a (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) dayanmaktadır. Neseb, hikmet ve silsilesindeki asaletten dolayıdır ki, tesirli sözleri bedenlere nûr, gönüllere şifâ ve sürûr, ruhlara huzûr vermiştir.