Mevlânâ Derviş Muhammed es-Semerkandî (Kuddise Sırruhu)

Mevlânâ Derviş Muhammed es-Semerkandî (Kuddise Sırruhu)

Altın Silsile kitabından, Silsile-i Aliyye büyüklerinin hayatı.

Hayatı

Silsile-i Zeheb'in meşhur âlimi ve mürşid-i kâmili; doğum tarihi bilinmemekle birlikte 1562'de Büster kasabasının Desferar köyünde, İmam-ı Rabbânî'nin doğumundan bir sene önce vefat etmiştir. Orta boylu, güzel yüzlü, buğday tenli ve aksakallıydı; herkesin anlayacağı dilden konuşma özelliğine sahipti. Cezbe hâli temkinine galip geldiğinden ve isimsizliğe talip bir gönül eri olduğundan “Derviş Muhammed” diye anılırdı.

Dayısı Kâdı Muhammed Zâhid'e talebe olmadan önce on beş sene nefsinin isteklerinden kurtulmak için mücadele edip insanlardan uzak yaşadı. Bir gün elleri açık çaresizliğini Allah'a arz ederken Hızır Aleyhisselâm gelip “Sabır ve kanaat istiyorsan Muhammed Zâhid'in hizmetine kavuşmakta acele et” dedi. Hemen huzuruna varıp ilim tahsil etti, kemâle geldi ve hocasının vefatından sonra yerine geçip Semerkant'ta dine sonradan sokulan bidatlerle mücadele etti. En büyük halifesi oğlu Hâce Muhammed İmkenegî'dir.

Sohbetlerinden

“Güzel ahlâkın alâmeti on tanedir: Fazla itiraz etmemek, adaletli olmak, nefsini aşağı görmek, başkalarının ayıbını örtmek, hüsn-i zanda bulunmak, eziyete katlanmak, nefsine zulmetmemek, kendi ayıbına bakmak, herkese güler yüzlü ve tatlı sözlü olmak.”

“Tasavvuf güzel ahlâktır, kimin güzel ahlâkı artarsa derecesi de artar.” “Kötü ahlâk çok iyilikle bir arada bulunsa faydası yoktur; güzel ahlâk pek çok kötülük arasında olsa bile faydalıdır.”

“İhlas, benim sırlarımdan bir sırdır, onu sevdiğim kulların kalbine yerleştiririm” buyurulan hadis-i kudsîyi hatırlatarak: “İhlas, kişinin her işini Allah rızası için yapmasıdır; nefis ihlastan hiç pay alamaz, onu hiç istemez.”

“İnsanlar kaybettikleri iki şey için gözyaşı değil gözlerinden kan akıncaya kadar ağlasalar onları geri getiremezler: Göçüp giden sevdikleri ve geçip giden gençlik günleri. Vaktinin kıymetini bilmeyen, neyin kıymetini bilebilir ki?”

Bir vaiz kürsüde kabirde sorulacak dört sorudan (parayı nereden kazandın, nasıl harcadın, vücudunu nerede eskittin, ilmini nasıl kullandın) bahsedince, dinleyen bir mübarek zat ona: “Bunlar çok güzel ama dinleyenler kapıdan çıkınca unutur; sen bir dahaki sefere şunu söyle: Allah seninle beraberken, sen kiminle beraberdin?” demiştir.

“İnsanlara vasiyetim şu altı şeyi muhafaza etmeleridir: Ahdi korumak, söz verince tutmak, gelen bela ve musibetlere tahammül etmek, her hâlde Allah'ı unutmamak, fakirliğine sabredip gizlemek ve Allah yolunda kulluk için bulunmak.”

“Kibrin alâmeti kendini yüksek veya başkalarını aşağı görmektir. Ucbun (kendini beğenmenin) alâmeti, kimseden nasihat kabul etmemektir. Hasedin alâmeti, bir kulun nimetinin elinden gitmesini istemektir.”

“Hilmi (yumuşaklığı) zillet olarak görme; hilm, insan için en kıymetli ve en koruyucu yoldur. Allah-u Te'âlâ hepimizi şefaatine nail eylesin, âmin.”