Altın Silsile kitabından, Silsile-i Aliyye büyüklerinin hayatı.
Hayatı
Silsile-i Zeheb'in meşhur âlimi ve mürşid-i kâmili; Fârmed'de doğup (1016/1042) Tûs'ta (Meşhed) vefat etmiştir (1084/1085). İsmi Fadl bin Muhammed'dir. Horasan'da yetişen evliyânın büyüklerindendir. Zâhirî din ilimlerini Ebü'l-Kâsım Kuşeyrî'den ve devrin başka âlimlerinden öğrendi. Sözü ve nasihati o kadar tesirliydi ki Selçuklu veziri Nizâmü'l-Mülk ve devlet erkânı ona büyük hürmet gösterirdi. Hem İmam-ı Gazâlî'nin hem de Yûsuf-i Hemedânî'nin hocasıdır; ikisi de ondan feyz alarak kemâle ermiştir.
Tasavvufa girişini kendisi şöyle anlatır: Nişâbur'da ilim tahsil ederken Ebû Saîd-i Ebülhayr hazretleri meclislerine teşrif etmiş, ona hayran kalıp hizmetine koşmuştu. Bir gün gizlice bir köşede otururken, vecd hâlindeki şeyh üç kere “Ey Ebû Ali Tûsî, neredesin?” diye seslenip elbisesinden ayırdığı bir parçayı ona verdi; o anda kalbinde tarif edilemez bir nur ve huzur hâsıl oldu.
Tasavvufta yüksek derecelere iki vasıtayla kavuştu: Ebü'l-Kâsım Gürgânî ve Ebu'l-Hasen-i Harkânî. Harkânî'nin sohbetine kavuşmasını “Kalbimde hâsıl olan aşk ve şevk ziyadesiyle artmıştı, hizmetinde bulundum, nihayetsiz feyizlere eriştim” diye anlatır.
Sohbetlerinden
“Nimetlere kavuşturan, Allah'a yaklaştıran şeylerin en üstünü din ilmini yaymaktır.” “Şeytana karşı âlimin uykusu, cahil âbidin ibadetinden daha şiddetlidir; çünkü âlim insanları doğru yola götürür, bu şeytana ağır gelir.”
“Tövbenin on derecesi vardır: Cehaletten uzaklaşmak, tembelliği terk etmek, kötülüklerden uzaklaşmak, razı olunan işleri yapmak, hayırlara koşmak, tövbeyi tam yapmak, günahları terk edip Hakk'a yönelmek, hak sahiplerinin haklarını ödemek, fırsatları ganimet bilmek ve kalbin temizlenmesi.”
“Her uzvun tövbesi vardır: Kalbin tövbesi harama niyeti terk etmek, gözün tövbesi harama bakmamak, kulağın tövbesi haram söz dinlememek, karnın tövbesi helal yemek, ayakların tövbesi harama gitmemektir.”
“Yirmi sene ayağımı uzatıp oturmadım; Rabbime karşı edepli olmayı kendim için daha uygun gördüm.” “Edepten az bir şeye bile çok muhtacız, ilimden çok şeye sahip olmamız böyle değildir.”
Kibrin çıkarılması üzerine: “Biri gelip 'şu dağ iğneyle toz hâline gelebilir' dese inanın; ama 'kalpteki kibrin tamamı gider' derse inanmayın — çare, bir mürşid-i kâmile gidip onun ahlâkıyla ahlâklanmaktır (aşı yaptırmak gibi).”
“Kalpten çıkanlar kalplere tesir eder; kitap okurken içindekinden çok yazarına dikkat edin, çünkü itikadı bozuk birinin yazdığından etkilenip itikat bozulabilir — pis borudan şifa gelmez.”
“Kızgın insan başarılı olamaz, kindarla dindar bir arada olmaz; siz toprak gibi olacaksınız — toprağı çiğnerler ama o üzerinde güller yetiştirir. Hem merhametli hem sabırlı olacaksınız.” “Hiçbir kimseye haset etmedim; Cennetlikse haset edilmez, Cehennemlikse zaten haset edilmez.”
Menkıbelerinden
Medresede otururken içinde şeyhini görme arzusu uyanıp dışarı çıktı, kalabalık bir cemaatle giden şeyhini takip etti. Sema meclisinde vecde gelen şeyh elbisesini yırtıp parçalarını dağıttı, sonra bir parçasını ayırıp “Neredesin ey Ebû Ali Tûsî?” diye seslendi — kendisini tanımayacağını düşünüp cevap vermedi, üçüncü seslenişte önüne vardı. Şeyh ona hırka parçasını verip “Sen bize bu yama ve yen gibisin” dedi.
Hocası Ebü'l-Kâsım Kuşeyrî hamamda gusül alırken, kendisi hiç sorulmadan bir kova suyu kuyudan çekip havuza boşalttı — meğer hocasının tam o kadar suya ihtiyacı varmış. Hamamdan çıkan hoca: “Ey Ebû Ali, Ebü'l-Kâsım'ın yetmiş senede elde ettiği dereceyi sen bir kova su ile kazandın” buyurdu.
Kendinde tarif edemediği bir hâl belirince hocası Ebü'l-Kâsım Gürgânî'yi aramaya Tûs'a gitti; mescitte önünde diz çöktüğünde şeyh başını kaldırıp “Gel ey Ebû Ali!” dedi ve anlattıklarını dinleyip “Başlangıcın mübarek olsun, terbiye görürsen yüksek derecelere erişeceksin” buyurdu. Uzun bir terbiyeden sonra kızını ona nikahladı.
Bir yolculukta önlerine büyük bir yılan çıkınca herkes kaçıştı, fakat hocası Ebû Saîd yılana yaklaşınca yılan başını yere sürüp saygı gösterdi ve uzaklaştı. Hocası: “Bu dağda yıllarca bu yılanla beraber kaldık, bizi tanıyıp dostluğunu tazeledi; güzel huylu olana her şey güzel huylu olur — Hazreti İbrahim'e ateş bile güzel huylu olup onu yakmadı” dedi.
Bir rüyasını hocası Ebü'l-Kâsım Gürgânî'ye anlatıp “Rüyamda bana şöyle dediğinizi gördüm, niçin öyle dediniz?” diye sorunca, hocası bir ay onunla konuşmadı ve sonra: “İçinde benim sözlerimi reddetme ve cevap alma arzusu olmasaydı, rüyanda bana böyle sormazdın” dedi — talebenin hocasına gönülden de teslim olması gerektiğini öğretti.