Mevlânâ Ebu'l-Hasen el-Harkânî (Kuddise Sırruhu)

Mevlânâ Ebu'l-Hasen el-Harkânî (Kuddise Sırruhu)

Altın Silsile kitabından, Silsile-i Aliyye büyüklerinin hayatı.

Hayatı

Silsile-i Zeheb'in meşhur âlimi ve mürşid-i kâmili; 963 yılında İran'ın Harkân kasabasında doğup 1034 yılında vefat etmiştir. Künyesi Ebu'l-Hasen, ismi Ali bin Ca'fer'dir; uzun boylu, geniş alınlı, iri gözlü ve Hazreti Ömer'e benzer bir görünüşe sahipti.

On iki sene boyunca Harkân'dan Bistam'a, hocası Ebû Yezîd-i Bistâmî'nin kabrini ziyarete gitti; yolda Kur'an hatmeder, “Yâ Rabbi, Bâyezîd'e ihsan ettiğin ilimlerden Ebu'l-Hasen kuluna da ihsan eyle” diye yalvarırdı. Dönerken hiçbir zaman türbeye arkasını dönmez, yatsı ve sabah namazlarını orada kılardı. On iki yıl sonra Allah'ın lütfuyla Bâyezîd'in ruhaniyetinden feyz alıp olgunlaştı ve pek çok talebe yetiştirdi.

Sohbetlerinden

“İhlas, Allah için yaptığın her şeydir; halk için yaptığın her şey ise riyadır.” “Nefis, ihlastan pay alamaz, onu hiç istemez.” “Dünyada en iyi şey, Allah'ı unutmayan gönüldür.”

“Güzel ahlâkın alâmeti on tanedir: Fazla itiraz etmemek, adaletli olmak, nefsini aşağı görmek, başkalarının ayıbını örtmek, kardeşinin hatasına hüsn-i zan etmek, eziyete katlanmak, kendine zulmetmemek, kendi ayıbına bakıp başkasınınkini araştırmamak, herkese güler yüzlü olmak, yumuşak ve tatlı sözlü olmak.”

“Ömrüme bakınca yetmiş üç yıllık ibadetlerimi bir saat kadar kısa, günahlarıma bakınca da Nuh Aleyhisselâm'ın ömrü kadar uzun gördüm.” “Dünya, peşinden koştuğun sürece senin padişahındır; ondan yüz çevirince sen ona sultan olursun.”

“Bidat sahibiyle karşılaşınca yolunu değiştir; onunla musafaha eden İslâmiyet'e olan bağını zayıflatmış olur.” “Ehl-i Sünnet, Peygamberimize ve Ashâbının yoluna uyandır; Ehl-i bidat ise dinde önceden olmayan bir şeyi ortaya çıkarıp ibadet sayandır.”

“Su-i zan etmeyiniz, insanların gizli hâllerini araştırmayınız, haset ve düşmanlık etmeyiniz, birbirinizi kardeş gibi seviniz. Müslüman, Müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, yardım eder.” “Bir sözü söylemeden önce düşün: Söylemediğinde mesul olacaksan söyle, yoksa sus.”

“Kabrimi derin kazın, hocam Bâyezîd'in kabrinden aşağıda olsun” diye vasiyet ettiği bilinir; hocasına duyduğu bu hürmet, sohbetlerinin de temel çizgisidir: “Büyüklere dua eden, aslında onların şahsında kendisine dua etmiş olur.”

Menkıbelerinden

Yola çıkan bir kervan, tehlikeli yollar için dua istediğinde kendilerine “Beni hatırlayın” dedi. Yolda eşkıya kervanı soydu, yalnızca onu hatırlayan kişinin malına dokunulmadı. Sebebi sorulunca: “Sizin duanız günahkâr ağızdan çıktığı için kabul olmadı; o arkadaşınız beni hatırlayınca ben Rabbime dua ettim ve kabul oldu” buyurdu.

Bâyezîd-i Bistâmî her sene şehitler kabristanını ziyarete giderken Harkân'dan geçince havayı koklardı; sebebini soran talebelerine “Bu kasabadan öyle birinin kokusu geliyor ki, adı Ali, künyesi Ebu'l-Hasen'dir; o, zamanının kutbu olacaktır” demişti — henüz Ebu'l-Hasen doğmadan önce.

Bistam'a çekirge sürüsü hücum edip bütün ekinleri yiyince halkın feryadını duyup dama çıktı ve etrafa baktı; çekirgeler derhal toplanıp şehirden uzaklaştı, ikindiye kadar tek çekirge kalmadığı gibi yenilen yapraklar da eski hâline döndü.

Bir hizmetçi kadına birkaç arpa ekmeğini bir örtüyle kapatıp dilediği kadar çıkarmasını söyledi; kalabalık bir topluluk doyduğu hâlde ekmek bitmedi. Kadın örtüyü kaldırınca sepet boş çıktı; “Örtüyü kaldırmasaydın, kıyamete kadar bunun altından ekmek çıkarıp dururdu” buyurdu.

Bir gece uzak bir sahrada savaş olduğunu ve kaç kişinin yaralandığını haber verdi, araştırıldığında doğru çıktı. Aynı gece kendi oğlunun başı kesilip kapısına atıldığı hâlde bundan haberi olmamıştı. Bunu yadırgayan hanımına: “Doğru söylüyorsun; ama biz o savaşı görürken aradaki perde kaldırılmıştı, oğlumu öldürdüklerinde ise perde çekilmişti” dedi.

Vefatı yaklaşınca kabrinin hocası Bâyezîd'in mezarından daha derin kazılmasını vasiyet etti ve o gece vefat etti. Defnedildiği gün çok kar yağdı; ertesi gün başucunda büyük beyaz bir taş belirdi ve mezarın çevresinde yalnızca bir aslanın ayak izleri görüldü.