Mevlânâ Hâce Mahmûd Encîr-i Fağnevî (Kuddise Sırruhu)

Mevlânâ Hâce Mahmûd Encîr-i Fağnevî (Kuddise Sırruhu)

Altın Silsile kitabından, Silsile-i Aliyye büyüklerinin hayatı.

Hayatı

Silsile-i Zeheb'in meşhur âlimi ve mürşid-i kâmili; Buhara'nın Fağne köyünde doğup 1317'de yine orada vefat etmiştir. Hâce Ârif-i Rivegerî'nin derslerinde ve sohbetinde yetişip kemâle geldi, ondan icâzet alarak birçok âlim yetiştirdi. Yetiştirdiği en büyük halifesi Hâce Ali Râmîtenî'dir.

Sohbetlerinden

“Allah'ın sevgisiyle dolup taşan bir kimseye, O'na kavuşmaktan başka lezzet ve şifa verecek bir şey yoktur.” “Allah'ın sevdiği bir kulu insanlar da sever; Hazreti Ömer buyurdu ki: Allah bir kulu sevdiğinde onu mahlûkatına da sevdirir.”

“Sabır üç kısımdır: İbadette sabır, günahlara karşı sabır, musibetlere karşı sabır. Beş vakit namazı vaktinde kılmada sabreden yüz derece kazanır; haramdan sabreden altı yüz derece kazanır; musibete sabreden ise hesapsız derece kazanır.”

“Nefse muhalefet etmek, onun arzularını yerine getirmemek, ibadetin başıdır. Mümin bir kişinin bin nefsanî arzusu olsa, bunların hiçbirini kalbindeki Allah korkusu yüzünden yerine getirmez.”

“Gıybet edip tövbe eden Cennet'e en son gidecek, gıybet edip tövbe etmeyen Cehenneme en önce girecektir” diye Musa Aleyhisselâm'a vahyedildiği rivayet edilir. Hasan-ı Basrî'ye kendisini gıybet ettiğini haber verdiklerinde ona bir tabak helva gönderip “Sevaplarını bana hediye ettiğini işittim, karşılığında bu tatlıyı gönderiyorum” demiştir.

“Takva, önce şirkten, sonra günahtan, sonra günah olma ihtimali olan şeylerden, en son da lüzumsuz şeylerden sakınmaktır.” “Kendi kusurlarını unutan kimse başkalarının kusurunu büyük görür; kendi görüşünü beğenen sapıtır; insanlara büyüklük taslayan zillete düşer.”

Menkıbelerinden

Bir derviş (sonradan Ali Râmîtenî olduğu anlaşılan kişi) Hızır Aleyhisselâm'a “Bu zamanda kime uyulmalı?” diye sorduğunda Hızır: “Şimdiki hâlde bu vasıfları taşıyan Hâce Mahmûd-i İncirfağnevî'dir” dedi.

Bir gün Ali Râmîtenî, Fağnevî'nin bağlılarıyla sahrada zikrederken, üzerlerinden geçen büyük beyaz bir kuş “Ey Ali, kâmil er ol!” diye seslendi ve herkesi bir hâl kapladı. Kendine gelince sorduklarında Ali Râmîtenî: “O, Hâce Mahmûd'du; evliyalık makamında kelam ile daima uçmaktadır. Şimdi son nefesini yaşayan Hâce Dıhkân'ı, ondan istediği yardım için ziyarete gidiyor” buyurdu.