Mevlânâ Kâsım ibni Muhammed ibni Ebî Bekr'is-Sıddîk (Radıyallâhu Anh)

Mevlânâ Kâsım ibni Muhammed ibni Ebî Bekr'is-Sıddîk (Radıyallâhu Anh)

Altın Silsile kitabından, Silsile-i Aliyye büyüklerinin hayatı.

Hayatı

Silsile-i Zeheb'in meşhur âlimi ve mürşid-i kâmili. 645/650 yılında Medine'de doğup 720 yılında vefat etmiştir. Tâbiînin büyüklerinden, Medine'nin yedi büyük âliminden (Fukahâ-i Seb'a) biridir. Babası Muhammed, Hazreti Ebû Bekir'in oğludur; annesi ise İran hükümdarı Yezdicerd'in kızı Sevde'dir. Babası Mısır'da şehit edilip küçük yaşta yetim kalınca, halası Hazreti Âişe'nin yanında büyüdü.

Ashâb-ı Kirâm'dan birçoğuna yetişip halası Hazreti Âişe başta olmak üzere Ebû Hüreyre, İbni Abbâs, İbni Ömer gibi meşhur sahâbîlerden hadis rivayet etti; kendisinden de oğlu Abdurrahman ve devrin birçok büyük âlimi hadis rivayet etmiştir.

Rasûlüllah Efendimiz, tasavvuf ilminin bütün marifetlerini dedesi Hazreti Ebû Bekr-i Sıddîk'ın kalbine akıttı; o da bunu Selmân-ı Fârisî'nin kalbine akıttı. Kâsım bin Muhammed de Selmân-ı Fârisî'nin sohbetlerinde bulunarak bu mânevî mirası devraldı ve ruh ilminde bir mütehassıs oldu.

Hadis ve fıkıh ilminde zamanının en yükseğiydi. Yahyâ bin Saîd: “Medine'de Kâsım'dan üstün bir kimseye yetişmedik” derken, Ebü'z-Zenâd: “Ben Kâsım'dan daha çok hadis ve fıkıh bilen bir kimse görmedim” demiştir. Ömer bin Abdülazîz: “Eğer birini yerime halife seçmem gerekseydi, Kâsım'ı seçerdim” buyurmuş; halifeliği döneminde ilmin kaybolmasından korktuğu için Medine valisine mektup yazarak Kâsım'ın ve Hazreti Âişe'nin talebesi Amre'nin bütün rivayetlerinin yazıya geçirilmesini istemiştir.

Hadis rivayet ederken en ince noktalarına kadar dikkatli davranır, bir harfin bile değiştirilmesini uygun görmezdi. Vera ve takvada (haramlardan sakınmada) eşi yoktu; çok mütevazı ve alçak gönüllü bir zattı.

Menkıbelerinden

Bir köylü ona: “Sen mi daha çok biliyorsun, Sâlim bin Abdullah mı?” diye sorduğunda, kendisi ondan daha âlim olduğu hâlde sadece “Burası Sâlim'in evidir” deyip başka bir şey söylemedi — ne kendini üstün gösterdi ne de yalan söyledi. Ebû Eyyûb-i Sahtiyânî: “Ondan daha fazîletli bir kimse görmedim” demiş, İmam-ı Buhârî de “Zamanının en fazîletlisiydi” diyerek onu övmüştür.

Kendisi şöyle anlatır: “Bir gün Hazreti Âişe'ye 'Ey anacığım, bana Peygamber Efendimizin kabrini göster' dedim. Hücre-i Se'âdet'i açtı; çok yüksek olmayan, yerle de bir olmayan üç kabir gördüm. Peygamberimizin kabri hepsinden ileride, Hazreti Ebû Bekir'in başı Peygamberimizin sırtı hizasında, Hazreti Ömer'in başı da Peygamberimizin ayağı hizasında idi.”

Yine anlatır: “Bir sabah namazından sonra halam Hazreti Âişe'yi ziyarete gittim; kuşluk namazı kılıyor, 'Allah lütfedip bizi kavurucu azaptan korudu' âyetini durmadan tekrarlayıp ağlıyordu. Bekleyip usandım, çarşıya gidip işimi bitirip döndüğümde onu hâlâ aynı hâlde buldum. Bana: 'Bizden önceki büyüklerimiz, başa gelen musibetleri güzellikle, verilen nimetleri de alçak gönüllülükle karşılamayı severlerdi' buyurdu.”