Altın Silsile kitabından, Silsile-i Aliyye büyüklerinin hayatı.
Hayatı
Silsile-i Zeheb'in meşhur âlimi ve mürşid-i kâmili; ikinci bin yılının müceddidi İmam-ı Rabbânî Ahmed-i Fârûkî Serhendî'nin hocasıdır. 1563'te Kâbil'de doğup 1603'te Delhi'de kırk yaşındayken vefat etmiştir; annesi Hazreti Hüseyin soyundandır. Büyüklüğü daha çocukluğunda simasından belliydi, bazen bütün gün tefekküre dalardı. Semerkant'ta Mevlânâ Sâdık-ı Hulvânî'den zâhirî ilimleri öğrendikten sonra tasavvufa yönelip Hâce Muhammed Emkenekî'nin sohbetinde kemâle erdi; hocası ona “Bu silsilenin Hindistan'da senin sayende parlayacağını görüyorum” buyurup onu Hindistan'a göndermişti.
Sohbetlerinden
“Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) insanların en sevimlisi ve en güzel ahlâklısıydı; Allah onun kalbini kendi evi yapmıştı, ne söylese Haktan söylerdi.” “Kalbinde marifet-i ilâhî isteği olmayanla arkadaşlık etme; ilmini makam ve övünme vesilesi eden âlimlerden aslandan kaçar gibi kaçının.”
“Tevekkül, sebebe yapışmayıp tembel oturmak değildir; bu Allah'a karşı edepsizlik olur. Allah sebebi, istenilen şeye kavuşmak için bir kapı gibi yaratmıştır; bizim vazifemiz o kapıya gidip beklemektir.”
“Rıza sahiplerine belalar musibet değildir, çünkü belaları veren yine Allah'tır.” “Rasûlüllah'a tâbi olmak, Ehl-i Sünnet ve'l-cemaat itikadında bulunmak, dünyanın her nimetinden iyidir.”
“Sırat-ı müstakim, yani şaşmayan doğru yol, Ehl-i Sünnet ve'l-cemaat'in yoludur.” “Sözün özü şudur: Gönül dostla olmalı, beden de işte bulunmalıdır.”
“Ümit ipinin ucunu hiçbir zaman elden bırakmamalıdır.” Peygamberimizden naklen: “Benim hayatta olmam da ölümüm de sizin için hayırlıdır; hayattayken size yol gösteririm, vefatımdan sonra amelleriniz bana arz olunur.”
Menkıbelerinden
Horasanlı bir genç, bir velinin kabrinden hayattaki bir mürşid-i kâmilin kendisine bildirilmesini istemişti; rüyasında Muhammed Bâkîbillâh'a gitmesi işaret edildi. Huzuruna gelince “Bu miskin kendini bu işe layık göremiyorum, başkası olsa gerek” diyerek tevazu gösterdi, genç geri döndü. Ertesi gece rüyasında “O, huzuruna çıktığın ve sana tevazu gösteren zattır” denilince tekrar geldi ve bu sefer kabul edildi.
Kalp gözünün açılması için yıllarca uğraşan bir zat, atının dizginlerini tutup yalvarınca, Muhammed Bâkîbillâh attan inip onu şefkatle kucaklayıp boynuna sarıldı ve “Allah senin kalp gözünü açsın” dedi — o anda kalp gözünün açıldığını hissetti.
Üç dört yaşında bir çocuk on beş-yirmi metre yükseklikten taş zemine düşüp kulaklarından kan gelince, çaresiz annesi çocuğunu Muhammed Bâkîbillâh'a getirdi. O, himmetini gizlemek âdeti gereği bir tıp kitabı isteyip “Bu çocuk ölmeyecek” dedi, sessizce dua etti ve çocuk tamamen iyileşti.
Komşusuna eziyet eden zalim bir askere nasihat ettiğinde kabul etmeyince “Büyük velilerin komşularına yapılan bu iş sizi helâk eder” dedi; birkaç gün sonra o asker hırsızlık suçundan yakalanıp öldürüldü.
İçki içip kötülük yapan bir genç komşusu hapse atılınca, “Öyle fasık ki kötülükleri sayısız” diyen birine derin bir âh çekip “Sen kendini salih gördüğün için o sana kötü görünüyor; biz kendimizi ondan farklı görmüyoruz, nasıl aleyhine konuşabiliriz?” dedi ve gencin hapisten çıkmasına aracılık etti — genç bu şefkat karşısında tövbe edip salih biri oldu.