Mevlânâ Muhammed Ma'sûm el-Fârûkî (Kuddise Sırruhu)

Mevlânâ Muhammed Ma'sûm el-Fârûkî (Kuddise Sırruhu)

Altın Silsile kitabından, Silsile-i Aliyye büyüklerinin hayatı.

Hayatı

Silsile-i Zeheb'in meşhur âlimi ve mürşid-i kâmili; İmam-ı Rabbânî'nin üçüncü oğlu, 1598'de Serhend'de doğup 1668'de yine orada vefat etmiştir. Lakabı Mecdüddin, “Urvet-ül-vüskâ” (sağlam ip, kendisine tutunulan büyük âlim) unvanıyla meşhurdur; türbesi babasınınkinin birkaç yüz metre kuzeyindedir.

Üç yaşında tevhid kelimesini söyler, Kur'an'ı üç ayda ezberledi; on bir yaşında zikir ve murakabe yolunu babasından aldı. Babası onun için “Muhammed Ma'sum'un bizim nisbetimizi anbean elde etme hâli, dedesinin yazdığını arkasından ezberleyen kişinin hâline benzer” ve “Bu oğlum sâbikûndandır (bu ümmetin büyüklerindendir)” buyurmuştur. Yüksek makamlara çok hızlı ulaşınca babası kendisine mutlak icâzet verdi.

Sohbetlerinden

“Saadetin başı iki şeye kavuşmaktır: Kalbin mahlûklara düşkün olmaktan kurtulması ve bedenin İslâmiyet'in hükümlerine sarılmakla süslenmesi; bu iki nimete tasavvuf ehlinin sohbetinde daha kolay kavuşulur.”

“Allah'ı seviyorum diyen kimsenin Peygamberi, Ashabını ve onların yolundaki âlimleri sevmesi lazımdır; seven kimse sevdiğinin sevdiğini sever, sevdiğinin düşmanına da düşman olur.”

Hadis-i kudsî: Allah, Musa Aleyhisselâm'a “Benim için ne işledin?” diye sorunca Musa namaz, oruç ve zikrini sayar; Allah “Bunların faydası sanadır, benim için ne yaptın?” buyurunca Musa yalvarır, Allah “Dostlarımı benim için sevdin mi, düşmanlarıma düşmanlık ettin mi?” buyurur.

“Kıymetli ömrünü bu fâni dünya için harcayan kabiliyetli gençlere yazık! Kıymetli cevherlerini saksı parçalarıyla değiştirmişlerdir.” “Dünya hayatı çok kısadır, kabri ve kıyameti unutmamak lazımdır.”

“Namaz dinin direğidir; namaz kılan dinini doğrultmuş, kılmayan dinini yıkmış olur.” “Zamanınızın çoğunu Lâ ilâhe illallah kelimesini söylemekle geçirin, kalbi temizlemekte çok tesirlidir.”

“Bidat sahipleriyle ve mezhepsizlerle görüşmemeli, herkese güler yüzlü olmalı, özür dileyeni affetmeli, kimseyle münakaşa etmemelidir; ancak Allah için sert konuşulur.” “Tasavvuf edep demektir; edepleri gözetmeyen Rabbine kavuşamaz.”

Menkıbelerinden

1657'de hacca gidip Mekke ve Medine'de tarif edilemez hâller müşahede etti: “Kâbe'yi tavaf ederken meleklerin ve hurilerin, insanlarda olamayacak bir şevkle Kâbe'yi tavaf edip her defasında üç kere methettiklerini gördüm.” Mina'daki Mescid-i Hîf'te ise “Peygamberimiz tam bir heybetle geldi, mübarek vücudunun nuruyla yer ve gök doldu” buyurdu.

Mekke'deyken ağır hasta olan ağabeyi Hâce Muhammed Sa'id için ağlayarak dua ettiğinde: “Milyonlarcası bana uyup ellerini kaldırdı, muradımın gerçekleşmesi için duama katıldılar, böylece duam kabul oldu” buyurdu — ağabeyi tam sıhhate kavuştu.

Bir gün abdest alırken elindeki ibriği aniden duvara fırlattı; talebesi kusur ettiğini sanıp üzüldü. Sebebini soranlara: “O anda kendisini seven biri çölde bir aslanla karşılaşıp bizden yardım istedi; elimde o ibrikten başka bir şey yoktu, onu aslana fırlatıp o zavallıyı kurtardım” buyurdu.