Altın Silsile kitabından, Silsile-i Aliyye büyüklerinin hayatı.
Hayatı
Silsile-i Zeheb'in meşhur âlimi ve mürşid-i kâmili; İmam-ı Rabbânî'nin torunu, Muhammed Ma'sum-i Fârûkî'nin beşinci oğludur. “Muhyissünne” lakabıyla meşhur olup 1639'da Serhend'de doğup 1696'da yine orada vefat etmiştir; kabri babasının türbesinin birkaç yüz metre güneyindedir. Doğumunda bir meleğin görünüp Meryem sûresinin on beşinci âyetini okuyarak müjde verdiği nakledilir. Küçük yaşta Kur'an'ı ezberledi, amcası Muhammed Sa'id'den ilim tahsil etti, babasının teveccühüyle kısa sürede Vilâyet-i hâssa-i Muhammediyye'ye kavuştu.
Sohbetlerinden
“Zühd ve şiddetli mücahedenin neticesi keramet ve tasarruftan ibarettir; biz bunu iş bile saymayız. Bizim maksadımız yalnız zikre devam, Allah'ın emirlerine uymak ve sünnete tâbi olmaktır.”
“Allah sevgisinden başka ne varsa, hepsi cana zehirdir, şeker dahi olsa.” “Zikre o kadar devam edin ki Allah'tan başka hiçbir şey kalbinize gelmesin; buna bu yolun büyükleri 'kalbin fani olması' demişlerdir.”
Bir oğlunu taundan kaybeden bir dostuna yazdığı mektupta: “Ey insanoğlu, gönderdiğim bela ve musibete sabredersen, ben de ahirette senin için Cennete girmenden başka bir mükâfata razı olmayacağım” hadis-i kudsîsini hatırlatarak teselli verdi.
“Yardım iki kısımdır: Biri görünen sebeplere bağlı olan maddi ordular, diğeri gözle görülmeyen dua ordusu. Dua ordusu görünüşte zayıf olsa da gaza ordusundan daha kuvvetlidir; kazayı hiçbir şey geri çeviremez, yalnız dua geri çevirebilir.”
“Kim bir Mümin kardeşinin ihtiyacını temin ederse, mahşer günü ameller tartılırken terazinin başında duracağım; benden imdat isteyince o zata mutlaka şefaat edeceğim” hadisini nakletmiştir.
“Dert ve sıkıntılar aslında birer nimettir, insanı Allah'a çeken birer kement gibidirler; eğer Allah kullarına hiç dert vermeseydi, insanlar O'na ibadetten gafil olurlardı.”
Menkıbelerinden
Sultan Âlemgîr Hân, altından yapılmış elmas gözlü balık heykelleriyle süslü bir havuzun bulunduğu hususi bahçesine davet ettiğinde, Muhammed Seyfeddin gelir gelmez “Önce şu altın balıkları kırın” buyurdu; sultan bu kararlılığa hayran kalıp “Saltanatım zamanında böyle bir evliya yetiştiği için Rabbime şükürler olsun” dedi.
Meclisinde bulunan birinin içinden “Şeyh çok büyükleniyor” diye geçirdiğini keşfen anlayıp ona “Benim bu hâlim, Allah'ın Kibriyâ sıfatının tecellisidir” buyurdu. Onun büyüklüğünü inkâr eden bir başkası ise, rüyasında gece bekçilerinin kendisini dövdüğünü ve “Allah'ın sevgilisi olduğu hâlde sen mi onu inkâr ediyorsun?” dediklerini görüp korkuyla uyandı, tövbe edip talebesi oldu.