Mîrac Hâdisesi ve Mûcizeleri

Mîrac Hâdisesi ve Mûcizeleri

Ali Ulvi Uzunlar

Almanak 2007-2008, Temmuz 2008 sayısından.

Mîrac dediğimiz olay; Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz’in göklere

çıkması, yedi kat semâyı geçmesi, göklerde birtakım peygamberle

görüşmesi, Sidret-ül Münteha’ya varması, Cenneti, Cehennemi gezdikten sonra kimsenin bilmediği İlâhî makamlara çıkıp, şekilden şemalden münezzeh olarak Mevlâ Teâlâ ile özel olarak görüşmesidir.

Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya kulu Muhammed Mustafa (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’i gecenin bir parçasında yürüten

Allâh-u Teâlâ, noksan sıfatlardan münezzehtir. Burada Hz. Peygamber yürümemiş, Allâh-u Teâlâ tarafından yürütülmüştür.

Dolayısıyla İsrâ dediğimiz bölüm, İsrâ Süresi’nin baş tarafında

açıkça anlatılmaktadır.

Mirac dediğimiz olay Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz’in göklere çıkması, yedi kat semâyı geçmesi, göklerde birtakım peygamberle görüşmesi, Sidret-ül Münteha’ya varması ve bir takım

görüntülerin kendisine zuhur etmiş olması sahih hadîsi şerif

kaynaklarında geniş bir şekilde anlatılmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de muhtelif sûre ve âyetlerde de dolaylı olarak

beyan edilmektedir. Mesela İsrâ Sûresinin 60. âyetinde, “Habibim! Bizim Sana Mirac gecesinde gösterdiğimiz görüntüler

var ya! Biz bunları insanları imtihan etmek için gösterdik.”

Bakalım insanlar “Lâilâhe illallah Muhammed er-Rasûlüllâh”

dedikleri halde Sana ne kadar inanacaklar, ne kadar güvenecekler, ne kadar destekleyecekler?

Kıymetli dostlar! Mirac’ın iki boyutu vardır. Bir İsrâ boyutu

ve bir de Mescid-i Aksâ’dan yukarıya doğru çıkış boyutu vardır.

Evvela Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz’in Mirac hazırlıklarını şöyle bir gözden geçirelim. Ondan sonra yolumuza Mescid-i

Haram’dan başlayarak devam edelim.

Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) bizim gibi bir beşerdi.

“Muhammed-ün beşer, lâ kel beşer” Muhammed Mustafa

(Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) elbet bir beşerdir. Ama beşerden farklı

bir beşerdir. “Bel hüve kel yâkutu beyne-l hacer” Yakut taştır,

normal taş da taştır. Ama yakut ile normal taş arasında fark vardır.

Beşer ile Muhammed (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in beşeriyeti arasında ciddi farklar vardır. Allâh-u Teâlâ Hazretleri Aleyhissâlatü Vesselâm Efendimiz’in doğumunu, çocukluğunu, gençliğini, olgunluk dönemini, peygamberlik öncesi ve sonrası devresini hep mübârek ve bereketli kılmıştır. Örnek olarak; Aleyhissâlatü Vesselâm Efendimiz’e kırk yaşında gelecek olan peygamberliğe hazırlık sadedinde, çocukluğunda sütannesinin yanında arkadaşlarıyla birlikte vakit geçirirken Cebrâîl (Aleyhisselâm) meleklerle beraber gelmiş, Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’i bir kenara yatırmışlar, kalbini çıkararak -tâbiri câiz ise- özel su ile yıkayıp tekrar yerine koymuşlardır. Bu olay Peygamber Efendimiz’in farklı bir beşer olduğunun göstergesidir.

Cebrâîl (Aleyhisselâm), bir adımı gözünün gördüğü mesafeye denk olan Burak adlı bir binekle birlikte Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’i Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya götürdü ve böylece gece yürüyüşü demek olan İsrâ olayı gerçekleşmiş oldu. Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz, Mescid-i Aksâ’ya gelince Burak’tan indi ve mescide gitti. Mescidde kendisini beklemekte olan bütün nebî ve resullere iki rekât namaz kıldırdı. Allâh-u Teâlâ böylelikle beraber Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz’in bütün peygamberlerden üstün olduğunu ispatlamış oldu.

Mescid-i Aksâ’dan sonraki manzaraya gelince Ebu Said ElHudri der ki: Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in şöyle dediğini işittim. “Beyt-ül Mukaddes’te yapılması gerekenleri yaptıktan sonra bir Mirac getirildi. Ben ondan daha güzel bir şey göremedim. Bu Mirac dediğim şeyden neyi kastediyorum? Sizden biriniz öleceği zaman gözünü bir yere diker. İşte gözünü diktiği yere (göklere) doğru ben götürüldüm. Yanımda Cebrâîl Aleyhisselâm ile beraber birinci kat semaya doğru yükseldik. Birinci kat sema (Bab-ül Hafaza)’da emrinde her biri komutan 12.000 melek olan İsmâîl adında bir melekle karşılaştım.”

Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) bunu anlattığı zaman “Rabbinin ordularını ancak O bilir başka kimse bilmez” âyet-i kerimesini okumuştur. Ve burada her melek kendisine gülerek selâm vermiş ve duâ etmiştir. Yalnız; selâm verdiği halde hiç gülümsemeyen, sert bakışlı bir melek vardı. Cebrâîl (Aleyhisselâm)’dan bunun Cehennemin bekçisi Mâlik olduğunu öğrendi. Ondan Cehennemin üzerinde perdenin kaldırılmasını istedi. Perde kalkınca Cehennemin ateşi birden öylesine kaynamaya başladı ki Peygamber Efendimiz “gözünün alabildiği her yeri yakacak” zannetmiştir. Sonra Hz. Âdem ile karşılaşmıştır. Ruhlar kendisine arz ediliyor. Bazılarına “Tertemiz ruh, temiz cesetten çıkmıştır” diyerek memnun oluyordu. Bazılarına ise “Pis ruh, pis bedenden çıkmıştır” diyerek memnuniyetsizliğini belli ediyordu.

Sonra ikinci kat semâya yükseldiler. Burada Hz. İsa ile Hz. Yahya peygamber ile karşılaşmıştır. Her ikisi de “Ey kardeş! Ey peygamber hoş geldin” diyerek Aleyhissâlatü Vesselâm Efendimize selâm ve duâ etmişlerdir.

Sonra üçüncü kat sema’ya yükseldiler. Ayın on dördü gibi parla-

yan Yûsuf (Aleyhisselâm) ile karşılaştılar. Devam ettiler.

Dördüncü kat semada İdris (Aleyhisselâm) ile karşılaştılar.

Beşinci kat semada saçı ve sakalı bembeyaz ve gür olan yaşlı

birisi ile karşılaştı. Cebrâîl (Aleyhisselâm)’dan bu zâtın, kavmi tarafından çok sevilen İmranoğlu Hârun (Aleyhisselâm) olduğunu

öğrendi.

Altıncı kat semada uzun boylu ve heybetli bir zât ile karşılaştılar.

Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem), adının Mûsa (Aleyhisselâm)

olduğunu öğrendiği peygambere “Allâh-u Teâlâ’nın selâmı üzerine olsun” diyerek selâm verdi ve yoluna devam etti. Bir de

baktı ki Hz. Mûsa ağlıyor. Dendi ki; “neden ağlıyorsun?” Hz.

Mûsa cevaben; “Allah’ım! Sen bu genç delikanlının da Rabbisin. Benim de Rabbimsin. Benden sonra gelecek olan bu

peygamberin benden çok daha fazla Cennete giren ümmeti

olacaktır. Doğrusu bu delikanlıya imrendiğim için ağladım.”

(Mûsa (Aleyhisselâm)’ın ümmeti Cennete girecek en kalabalık ümmetlerdendir.)

Yedinci kat semada kürsü üzerinde oturan, her gün -kıyamete

kadar bir daha da sıranın kendisine gelmediği- 70.000 meleğin

tavaf ettiği Beyt-ül Ma’mur‘a bakan yaşlı bir zât vardı. Peygamber

Efendimize onun kadar benzeyen başka bir zât yoktu. Cebrâîl

(Aleyhisselâm)’dan bu zâtın İbrâhim (Aleyhisselâm) olduğunu öğrendi.

Her kat semada Kâbe-i Muazzamı’nın hizasında o kattaki meleklerin ziyaret ettiği bir yer vardır. Nasıl ki insanlar Kâbe’yi tavaf

ederek hacı olurlarsa, o kattaki melekler de o yerleri tavaf ederek

hacı olurlar. Yedinci kat semadaki bu yere Beyt-ül Ma’mur denir.

Hz. Abdullah’ın, Hz. Peygamber’den naklettiğine göre Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Mirac gecesinde İbrâhim

(Aleyhisselâm) ile karşılaştığında aralarında şöyle bir diyalog geçmiştir: İbrâhim (Aleyhisselâm) Peygamber Efendimize: “Ya Muhammed! Benden ümmetine selâm söyle ve haber ver onlara.

De ki: Cennetin toprağı çok güzeldir, suyu çok tatlıdır, ancak Cennetin arazisi kayaandır (yani ekili hiçbir şey yoktur).

Cennetin ekini “Sübhânallahi vel hamdülillâhi ve lâilahe

illallâhu vellâhu ekber” dir.”

Kıymetli mü’minler! Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in Miracla ilgili bize anlattığı hatırlatmadan geçemeyeceğimiz birtakım şeyler vardır. Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) anlatıyor:

- Göğsünden asılmış birtakım kadınlar gördüm. Cebrâîl

(Aleyhisselâm)’a bunların neden böyle asıldığını sordum. Cebrâîl

(Aleyhisselâm) buyurdu ki: “Bunlar öyle kadınlardır ki, kocasıyla evli oldukları halde yataklarını başkalarıyla bölüşenlerdir. Kocasındanmış gibi başkasından çocuk sahibi olmuştur.

Allâh-u Teâlâ’nın gazabı böyle kadınlara karşı çok şiddetlidir.”

- Önlerinde tertemiz et bulunup onu yemeyen; yan tarafında

kokmuş, kurtlanmış ölü eti gibi et yiyen birtakım insanlar gördüm. Önünde tertemiz et bulunduğu halde bu etleri yiyen in-

sanlar çok acayibime gitti. Cebrâîl (Aleyhisselâm)’a bunların neden böyle yaptıklarını sordum. Cebrâîl (Aleyhisselâm) buyurdu ki: “Bunlar Senin ümmetinden ailesi -helâli- olduğu halde ailesi ile ihtiyacını gidermeyip, başkalarının kadınlarını ve kızlarını aldatanlardır. Onlarla bir yatağı paylaşanlardır.”

- Karınları çok şişman olan, firavunun ehlinin Cehenneme arz edilirken gelip geçtiği yolun üzerinde yatarak üzerine basa basa geçilen, birtakım insanlar gördüm. Karınları öylesine şişman ki, yolun kenarına çekilmeye güçleri yetmiyor. Cebrâîl (Aleyhisselâm)’a bunların kim olduğunu sordum. Cebrâîl (Aleyhisselâm) buyurdu ki: “Bunlar Senin ümmetinden fâiz yiyenlerdir. Kıyamete kadar böyle devam edeceklerdir.”

- Dudakları devenin dudakları gibi kalın olmuş, ellerinde taşlar gibi ateşten parçaları ağızlarına atıp arkalarından çıkan birtakım insanlar gördüm. Cebrâîl (Aleyhisselâm)’a neden böyle yaptıklarını sordum. Cebrâîl (Aleyhisselâm) buyurdu ki: “Bunlar da yetimlerin mallarını haksız yere yiyenlerdir.”

Allâh-u Teâlâ hazretleri Kur’an-ı Kerim’de buyuruyor ki:

“Yetimlerin mallarını haksız yere ve zulümle yiyenler, onlar başka bir şey değil ateş yemişlerdir.” (İslâm dini yetime sahip çıkmayı emrediyor.)

Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in Mirac gecesinde karşılaştığı manzaralardan bir kısmını beraber müzakere etmiş olduk

Yedinci kat semada yolculuk bitmemiş, Sidret-ül Münteha’ya devam edilmiştir. Cebrâîl (Aleyhisselâm), Peygamber Efendimizi buraya kadar getiriyor ve “Ya Muhammed! Benim görevim burada bitmiştir. Ben buradan bir adım daha öteye gidemem” diyor ve Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’den ayrılıyor. Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem), ne yapacağını bilmeden korkarak bekliyor ve bir ses geliyor, “Korkma, yaklaş! Ben Rabbinim!” ve birden korkusu kayboluyor.

İşte böylece bizim Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) hiçbir peygambere nasip olmayan, bizim anlayamayacağımız böyle derûnî, üstün bir makama erişmiş olup bundan sonrasını kendi şöyle anlatıyor: “Allâh-u Teâlâ, beni yanına alınca omuzumun iki küreği arasında bir serinlik hissettim. Bu hisden sonra bir anda geçmiş ve gelecek bütün ilimler gözümün önüne geldi. Her şeyi bilir hale geldim. Allâh-u Teâlâ Hazretleri, ‘ilim’ sıfatıyla bana tecelli etmiş oldu” buyurdu.

Ve kıymetli Mü’minler! İşin son noktasına geliyoruz. Peygamber (Aleyhissalâtü Vesselâm) Miraca çıktı ve bu tecellilere mazhar oldu. Bilgiler kendisine verildi ve gösterildi. Miractan gelirken bize hediye olarak ne getirdi? Miractan gelirken Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimizin bize 3 tane hediyesi vardır.

1. Bakara Sûresi’nin son iki ayeti (Âmenerresûlü),

2. Allâh-u Teâlâ’ya şirk koşmayanların Cennete gireceği müjdesi,

3. Beş vakit namaz.

Kelime-i şahâdet getiren herkes eninde sonunda Cennete girecek. Yalnız burada şöyle bir tehlike vardır. Bir insan harama

dalarsa, haramı severse ve o haramı müdafaa etmeye başlarsa, o

insanın imânı sallanmaya başlamıştır. Günah işleye işleye imân

pamuk ipliğine bağlı gibi olur. Bir de harama helâl dedi mi, imân

bitmiş olur. Rabbimiz (Celle Celâlühü) muhafaza eylesin.

Rabbimiz, namazlarımızda Mirac nasip eylesin. Selâm ve duâ ile…